SİVAS’TA YAZILAN DİRİLİŞİN DESTANI
Sivas Kongresi… Anadolu’nun bağrında, karanlık bir geceyi yırtan şimşek gibi çakan, Türk milletinin diriliş destanının en kudretli satırlarından biri.
1919 yılının Eylül ayı… Mondros’un ağır zincirleri hâlâ boynunda, işgal orduları topraklarımızı çiğnerken, milletin yüreği Sivas’ta atıyordu. Mustafa Kemal Paşa’nın Amasya’da attığı o meşhur çağrı, Erzurum’da temelleri atılan milli irade, artık bütün vatanı kucaklayacak bir kongrede şekillenecekti. 4 Eylül 1919 Perşembe günü, bugün Atatürk Kongre ve Etnografya Müzesi olan Sivas Sultanisi’nin mütevazı salonunda, tarih yeniden yazılıyordu.
Kongreye katılan delege sayısı kaynaklara göre 28 ile 40 arasında değişse de, bunlar Anadolu’nun dört bir yanından, Rumeli’den gelen yüreklerdi. Erzurum Kongresi’nin Heyet-i Temsiliye’si ile batıdan ve orta Anadolu’dan gelen temsilciler bir araya geldi. Mustafa Kemal Paşa, davet sahibi olarak açış konuşmasını yaptı ve oybirliğiyle başkan seçildi. O salonda, siyasi parti kurmak veya hükümet darbesi yapmak için değil; “bu ulusun yeniden doğmak olayıyla karşı karşıya” olduğu bilinciyle toplanıldı.
Atatürk’ün o günkü ruh hali ve kararlılığı, sonradan Nutuk’ta ve çeşitli anlatımlarda destansı bir netlikte yansır. Manda tartışmaları en ateşli anlardı. İstanbul’dan ve bazı çevrelerden gelen “Amerikan mandası” teklifleri, 25 delegenin imzaladığı muhtıralar salonu karıştırdı. Genç bir tıbbiyeli, Hikmet, ayağa kalkıp o unutulmaz sözleri haykırdı: “Mandayı kabul edemem. Eğer kabul edecek olanlar varsa… sizi de reddeder, Mustafa Kemal’i vatan kurtarıcısı değil, vatan batırıcısı olarak adlandırır ve telin ederiz!”
Mustafa Kemal’in cevabı tarihe altın harflerle kazındı:
“Evlat, müsterih ol. Gençlikle iftihar ediyorum ve gençliğe güveniyorum. Biz, azınlıkta kalsak dahi mandayı kabul etmeyeceğiz. Parolamız tektir ve değişmez: Ya istiklal, ya ölüm!”
Başka bir anlatımda ise daha da keskin bir tonda duyulur:
“Hayır paşalar, hayır, hayır beyefendiler hayır, hayır hanımefendiler hayır… Manda yok! Ya bağımsızlık, ya ölüm!”
Kongre, 11 Eylül 1919’da yayımladığı beyannameyle kararlarını millete ve dünyaya duyurdu. Erzurum kararlarını bütün vatanı kapsayacak şekilde genişletti.
Özetle:
- Mondros Ateşkesi’nin imzalandığı 30 Ekim 1918 tarihindeki sınırlar içinde, ezici Müslüman çoğunluğun yaşadığı Osmanlı toprakları, birbirinden ve Osmanlı camiasından ayrılmaz, parçalanamaz bir bütündür. Bu topraklarda yaşayan bütün Müslüman halklar, karşılıklı hürmet ve fedakârlıkla öz kardeştir.
- Osmanlı toplumunun bütünlüğü, millî istiklalin sağlanması, hilafet ve saltanat makamının masuniyeti için Kuvâ-yı Milliye’yi âmil, irâde-i milliyeyi hâkim kılmak esastır.
- Her türlü yabancı işgal ve müdahaleye, özellikle bağımsız Rumluk ve Ermenilik kurulmasına yönelik hareketlere karşı, Aydın-Manisa-Balıkesir cephelerindeki gibi ortak savunma ve direniş meşrudur.
Manda ve himaye kabul edilemez.
- Millî iradeyi temsil etmek üzere Meclis-i Mebusan’ın derhal toplanması zorunludur.
- Bütün Müdafaa-i Hukuk cemiyetleri Anadolu ve Rumeli Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti adı altında birleştirilmiştir.
- Genel teşkilatı idare etmek üzere Temsil Heyeti seçilmiş ve üye sayısı genişletilmiştir.
Bu kararlar, Misak-ı Milli’nin ana hatlarını belirledi, Millî Mücadele’nin tek merkezden yönetilmesini sağladı ve Cumhuriyet’in temellerini attı. Atatürk, yıllar sonra o salonu ziyaret ettiğinde şöyle diyecekti: “Cumhuriyet’in temelini burada attık.”
Sivas Kongresi, sadece bir toplantı değil; bir milletin kendi kaderini kendi eline aldığı, esaretten hürriyete yürüyüşünün simgesidir. O salonda yankılanan “Ya istiklal ya ölüm!” nidası, İstiklal Savaşı’nın ruhunu, Cumhuriyet’in karakterini şekillendirdi. Türk milleti, o destansı günlerde, tarih sahnesinde bir daha asla silinmeyecek bir irade gösterdi: Bağımsız yaşamak ya da şerefle yok olmak… Başka bir seçenek yoktu ve olmayacaktı.
Sivas Kongresi’nin 107. yıl dönümü kutlu olsun.
04 Eylül 2026
M. Hüseyin OĞUZ

