GÜLNAR HATUN (BÜYÜK ECE)
Gülnar Hatun (Büyük Ece), 731-769… Türk milletinin hafızasında yanan bir meşale, bozkırın yiğit kızıdır.
Horasan’ın bağrında, Merv şehrinin Dörtkuyu köyünde, 731 yılında doğdu. Babası Yahşi Bey, anası Duru Han… Her ikisi de Batı Göktürk hakanları soyundan, Buhtu Han’ın torunlarıydı. Oymakları Altay Dağları’nın eteklerinden, eski yurtları Gülnar, Kahta ve Konur dolaylarından kopup gelmişti. Kızlarına verdikleri ad bile o sılaya, o kutlu yurda bir özlemdi: Gülnar… Gül gibi narin, nar gibi kıpkırmızı, ateş gibi direngen.
O çağda Horasan, Emevi ordularının zorla din değiştirme politikasıyla kan ağlıyordu. Türkmen oymakları kılıçlarına sarıldı, inançlarına ve özgürlüklerine. Babası Yahşi Bey, Emevi komutanı Nasr bin Seyyar’ın önünde eğilmedi; dinini, şerefini, otağını korurken şehit düştü. Nişanlısı Yırbağı’nın babası da aynı kaderi paylaştı. Sonra Abbasi dönemi geldi… Halife Mansur’un tuzağıyla Yırbağı (kimilerine göre Horasanlı Ebu Müslim’in ruhunu taşıyan yiğit) 29 yaşında katledildi. Gülnar’ın yüreği iki kez yandı; ama gözyaşını kılıcına, acısını öfkeye çevirdi.
Artık o sadece bir hatun değildi. Büyük Ece olmuştu. Oymakları toplayıp batıya doğru yürüdü. Çadırları, sürüleri, çocukları, kılıçları… Hepsi peşinden. Abbasilerin Avasım (sınır) bölgesine, Bizans’la tampon oluşturdukları Güney Anadolu’ya, Gülek Boğazı’nın eteklerine kadar geldi. Orada egemenlik kabul etmedi. Dağların yamacında, boğazın dar geçitlerinde Abbasi ordularına karşı savaştı. Atın üzerinde, kılıcı elinde, halkının önünde… Türk destanlarındaki “Alp Kadın” tipinin canlı örneğiydi: lider, savaşçı, fedakâr, iffetli, sadık ve korkusuz.
769 yılının bir bahar gününde, Gülek Boğazı dolaylarında, Halife’nin casuslarının tuzağına düştü. Çadırının önünde can verdi. Otuz sekiz yaşındaydı. Halkı “Büyük Ece, uçmağa uçtu.” diye yuğ tuttu, birliği bozmadı. Naaşı Sarkıtlı İn düzüne gömüldü. Annesi tarafı bugünkü Gülnar topraklarına, babası tarafı Anamur yönüne yerleşti. Göksu’nun batısındaki yurtlara onun adı verildi.
Yüzyıllar sonra, 1950’de Mersin’in Hanaypazar (Anaypazarı) köyü, onun hatırasına Gülnar adını aldı. Türkiye’de bir kadın kahramanın adını taşıyan nadir yerleşim yerlerinden biri oldu. Heykeli bugün o topraklarda dimdik durur; rüzgâr estikçe bozkırın sesini, kılıçların şakırtısını, özgürlük çığlığını fısıldar gibi.
Gülnar Hatun, tarih ile efsanenin birbirine karıştığı o kadim çizgide durur. Bazı anlatılarda göç 12.-13. yüzyıla çekilir, bazıları daha erken tarihi tutar. Ama öz aynıdır: Bir Türkmen kızı, babasını, sevgilisini, yurdunu kaybettikten sonra bile milletin önüne düşmüş; dağları aşıp, düşmanla savaşmış ve adını ebediyete kazımıştır.
O, sadece bir hatun değil…
Türk’ün özgürlük ateşinin, kadın yiğitliğinin, bozkırın dimdik duruşunun destanıdır.
Adı anıldıkça, Gülek Boğazı’nın rüzgârı hâlâ “Büyük Ece!” diye esermiş gibi…
Günümüz “Büyük Ece” lerine örnek olsun.
03 Eylül 2026
M. Hüseyin OĞUZ

