Tarih: 01.10.2022 – Yazar : Ahmet ERÜZ
Günümüzde yaşam telaşesi, okuma tiryakisi kişilere okumaya ayıracak fazla zaman bırakmıyor. İşte, yollarda harcanan zaman, aile sorunlarıyla, çocukların eğitimleriyle ilgilenme vb bir yığın uğraşımız var. Bunlar git gide artıyor. Sonuçta ters orantısal bir durumla okunacaklar artarken, okumaya ayırabileceğimiz zaman azalıyor.
Çözüm için önerilerden biri okuma için fırsatlardan yararlanmak. Ben, Ankara’da her gün işe gidip gelirken kırkardan seksen dakikamı servis aracında geçiriyordum. Bu sürede en az altmış sayfa okumak mümkündü. Bunu yıllar boyu yarı yarıya başarabildiğimi düşünün… Herkesin gün içinde yarımşar saatlik de olsa bulabileceği böyle fırsatlar vardır.
İkinci çözüm, okuma zamanını artıramıyorsak okuma hızımızı artırarak aynı sürede daha fazla okumaktır. Hızlı okumanın anlamayı olumsuz etkileyeceğini, yavaş ve sindirerek okumanın daha iyi anlamayı sağlayacağını düşünenler vardır. Ancak uygulamalar tam tersi sonuçlar vermektedir. Okuma hızını bir kat artıran bir kişinin anlama düzeyinin en az %10 (çoğu kez çok daha fazla) arttığı görülmektedir. Hızlı okuma, anlayarak sessiz okumadır. Zaten anlamadan okumanın hiçbir yararı da yoktur.
“Hızlı okuma anlamayı artırır.” derken nedenleri üzerinde durmak ve ilgilenenleri ikna etmek de gerekir. İlk ve en önemli neden, hafızayla ilgilidir. İnsan hafızası üç ana bölümden oluşur. Bunu üç dosya dolabına benzetebiliriz. Kalıcı hafıza, kısa süreli hafıza, çok kısa süreli hafıza.
Kalıcı hafıza dolabında ömür boyu unutmadığımız kalıcı bilgiler, anılar saklanır. Adımız, aile bilgilerimiz, temel meslek bilgileri gibi. Kısa süreli hafıza dolabında bize belli bir süre gereken, ihtiyaç kalmayıp işi bittikten sonra unutulan bilgiler saklanır. Sıkça telefon ettiğiniz, ama yıllar önce ilişkinizi kestiğiniz bir firmanın hafızanızdaki telefon numarası gibi. Çok kısa süreli hafıza dolabı ise çok özeldir. Oraya kaldırılan bilgiler sadece yirmi saniye korunur, pekiştirilmez, çağrışımlar kurularak kısa süreli ya da kalıcı hafıza dolabına alınmazlarsa çöpe atılır, unutulurlar. Bu aslında beynin bir koruma programıdır. Beş duyumuzun her biri, her saniye algıladığı bilgileri beyne gönderir. Bunlar yirmi saniye sonra unutulmaz, hafızada depolanırsa gereksiz yük oluşturur. Yirmi saniye önce kolunuzu kaşıdığınızı hatırlamazsınız.
Ev hanımı ocağın altını kapatırken unutmayayım diye pekiştirmezse, mantosunu giyip evden çıktıktan sonra “Ocağı kapatmış mıydım?” diye kuşkuya düşerek geri döner. Çünkü aradan yirmi saniyeden fazla geçmiştir.
Hızlı okuma becerisi olmayan iyi eğitimli biri ortalama dakikada 200 kelime (yaklaşık bir kitap sayfası) okur. Sayfa boyunca çok kısa süreli hafıza üç kez aşılır. Okuma hızını dakikada 600 kelimeye yükselten biri ise 200 kelimelik bir sayfayı yirmi saniyede okur. Sayfanın başında, ortasında okunanlar henüz çok kısa süreli hafızadadır, aralarında bağlantılar kurmak, anlamak daha kolaylaşır.
Hızlı okuma dikkatin yoğunlaştırıldığı, vücudun rehavete bırakılmadığı etkin bir okuma tarzıdır. Bu da anlamayı güçlendirir.
Hızlı okuyucu her bakışında birkaç kelimelik blokları görür. Gözün gördükleri beyne anlam bütünlüğü taşıyan birimler olarak iletilir. Böylece anlama kolaylaşır. Yavaş okumada beyne parçalar iletilir, beyin onları birleştirip anlam bütünlüğü taşıyan birimlere döndürmek için ayrıca çaba harcar.
Hızlı okumada beyin gözlerin önünde koşar, henüz okunmamış bölümlerin ne olacağını keşfe çabalar. Gözlere beynin tahmin edip anladığına yetişip doğrulamak kalır. Buna “Leb demeden leblebiyi anlamak.” diyebiliriz.
Hızlı okuma konusunda yayımlanmış eserler, internette programlar var. “Ben okumak istiyorum, okuyorum; ama zamanım yetmiyor.” diyenler mutlaka ilgilenmeli. “Ben yavaş bile okumuyorum.” diyenlere sözümüz yok.
