Kişi önce çekirdek ailesine bağlıdır, öncelikleri onadır. İslamda “sıla-i rahim” bunu işaret eder. Sila-i rahmi terk etmek büyük günahlardan sayılmıştır.
Kişi çekirdek ailesinden sonra akrabalarına, dostlarına bağlıdır. Sonraki daireler sırasıyla genişleyerek mahallesini, semtini, okul ve meslek çevresini, köyünü, kasabasını, şehrini kapsar. Daha sonra düşünce dünyası, siyasi yakınlığı bağlılığında öne çıkar. Bunların hepsini kapsamına alan, çevreleyen, milletine olan bağlılıktır. Milletine bağlılık bir üst çemberde aynı milletin farklı coğrafya ve uyruklarda yaşayan bölümlerini de kapsar.
Dinî açıdan bağlılık konusu ele alındığında en geniş kapsamda (birbirleriyle kanlı bıçaklı olsalar da) bütün mezhep, tarikat, cemaatleri içine alan ümmete bağlılık yer alır.
Bu bağlılıklar sıraya konduğunda hiçbiri diğerinden önemsiz değildir, her birinin yeri ayrıdır. Hangi durumda hangisinin ortaya konması gerekiyorsa o öne çıkar. Bir alttakine duyulan bağlılık bir üsttekine, bir üsttekine bağlılık bir alttakine engel değildir. Ancak hiyerarşik sıraya konulduğunda alt ve üst bağlılık birbiriyle çelişiyorsa öncelik alt bağlılıktadır. Varsayalım Suriye, Türkiye’ye saldırdı; bağlılık ümmete değil milletedir.
Müslümanlığa, müslümanlara saldırılmışsa ümmetçilik, bir Türk ülkesine ya da vatana saldırılmışsa milliyetçilik, ailemiz hedef alınmışsa ailecilik vb öne çıkar. Bir de şu var: Farklı mezhepten iki Müslüman ülke savaşırsa mezhepçilik, iki cemaat ya da tarikat kapışmışsa cemaatçilik öne çıkar. (Aynı tarikattan iki şeyh (!) ve müritlerinin birbirlerine kin kustukları çok sık görülür.) Kimse ümmetçiliğe filan bakmaz. Müslümanlığın yanı sıra aynı milletten olan Arap ülkeleri arasında bitmeyen savaşlar sosyolojik gerçekleri ortaya koyarken, milliyetçiliği reddeden bir ümmet ütopyasının peşine düşmek cehalettir, aymazlıktır.
Ahmet Salih Erdoğan ERÜZ
E. Öğ. Alb. / Edebiyatçı



