AHLÂKSIZLIK, AHLÂK OLUR MU?
Kemal Tahir, “Yol Ayrımı” eserinde, kurtuluştan kuruluşa geçme mücadelesinde, kurtulan vatanın, artık ülkedeki sistemin kurulması için, demokrasi mücadelesi verilişini anlatırken, “değişen ya da, değişmiş gibi görünen” insanların, maskelerini birer birer anlatırken, zaferle çıkmış bir milletin, demokrasi yolunda ki, ilk adımlarının zorluklarını aktarır.
Bazen maskelerini bilmediğimiz, üzerlerine toz kondurmadığımız aktörler, uğruna mücadele ettiğimiz, adalet, ahlak, demokrasi, insanlık gibi değerlerin, suret aldatıcıları ile yok edildiğini görünce ”Ahlâksızlık, ahlâk mı?”oldu diye bocalarız.
Nietzsche, ”Kim namus ve ahlâk şövalyeliği yapıyorsa, bilin ki en namussuzu odur.” isyanı, neleri yaşadı ki, bu sözü söyledi.
Yüksek ahlâk, ancak yüksek zekâya eşlik edebilir. Hiç bir ahmak, tamamıyla iyi huylu değildir. İyi insanlar erdemli oldukları için, kötü şeyler yapmaktan nefret ederler. Kötü insanlar, cezalandırılmaktan korktukları için, kötü şeyler yapmaktan korkarlar der HORACE MANN (ABD’li eğitimci).
Ahlâk, insanla beraber ve onun içinde doğar, şekillenir, olgunlaşır.
ATATÜRK, ”Ahlâkın, millî ve toplumsal olduğunu, ortak vicdanın bir ifadesidir,” derken, aynı zamanda ahlâkın, kutsal sıfatını da tanımaktır. Ahlâk kutsaldır, çünkü aynı değerde eşi yoktur ve başka hiçbir çeşit değerle, ölçülemez, der.
Bernard Shaw, ”Bir milletin ahlâkı dişleri gibidir, çürüdüğü nispette, acısını hisseder söylemi, ne kadar önemli.” Bir akşam, “youtube“ kanalını izlerken, bildiğim ve tanıdığım, ancak, çok izleyicinin bilmediği bir sıfatlı kişi, ahlâklı olmadan bahsediyor. O kadar süslü anlatım ki, sanki ahlâk abidesi. Dil farklı, kalp farklı. Elbette bireysel karakter, toplumun tamamını kapsamaz. Ancak, soyguncu, soyguncunun ahlâksızlığından; hırsız, dürüstlükten; ahlâksız ahlâktan, bahsediyorsa, karâkterin, nasıl bozulduğunu düşünün. İnsan aldanır; ama, insan olan, aldatmaz. Bu önemli bir ahlâkî düşüncedir. Karakterin kaderindir; fakat, asıl bunu, ötekinin tanıması ve bilmesi gerekir ki, burda sıkıntı var. Suretler, sireti kapatabiliyor. Bu yoruyor insanlığı. Ahlâk veya zıddı, yaptırımları ile ortaya çıkıyor. Kanıtlarla bilinebiliyor. Adalet ismi, âdil olmayabiliyor.
Doğruluk, adil olmak, çalışkanlık, sabır, yardım severlik, tevazu, emaneti koruma, liyakat, vefa, ahlâklı insanların vasıflarıdır. Bunların zıddını yaşayarak, nüfus hırsızlığı gibi vasıflar, ahlâksızlığın nitelikleridir.
Din ve ideolojik yorumlarda, ahlâka kurulmuş tuzaklar, o kadar çoğaldı ki, kirli işlerin tasdik makamı oldu. Dinsellik arttı, ahlâk azaldı. Tezat değil mi?
Kant‘ın, ”Ahlâk, kendi maksadı için, dine bile ihtiyaç duymaz.” sözü bunu belirtmiyor mu?
Seçilmişlik düşüncesi, bana her şey mübah, ötekine yasak anlayışı, ahlâkı nereye götürür? Bu durum,hem dinîi ve ideolojik, hem de seküler grupların anlayışında görülebiliyor. Mensuplarına, ahlâksızlık, ahlâk olarak görülür. Baba ile oğlun birlikte çalması, benzer durum. Mensubiyet ayrıcalığı, ahlâkı böyle yorumlayabilir.
Hannah Arendt, ”Bireyin, grup içinde kaybedilmesi ile, kötülük arasında, çok yakın ilişki“den bahseder. Şartlı bağnazlık tarafı, katı duygusalık, doğruyu ve yanlışı değerlendirme kabiliyetini yitirir. Akıl hür düşünemez. Cemaatler, ideolojiler, bireyin bilincini evcilleştirdiği an, cemiyete insan yetiştiremezler, o dairelerden çıkamaz. Büyüklerim, liderim, şeyhim bilir o doğrudur, anlayışı düşünmeyi engeller. Bireysel düşünme aklı ahlâksızın elinde olması, ahlâksızlığı üretir. Maneviyatın ve siyasetin diktatörlük makamları, bireysel düşünceyi yok eder. Müzakeresiz hakikat tekelciliği, ahlakı zedeler. Hele ki otoriterlerin kendi yazdıkları hikayeleri, Tanrı ve lider emridir demeleri, zaman geçtikçe, hataları ile yüzleşenlerin yerini, yüzsüzleşenler alırsa, ahlâk olmaz. Ahlâk, akıl ve iradeden beslenir. Ahlâk, bireysel olduğu kadar, toplumsal ve sistemsel bir kavramdır.
Demokratik hukuk düzeni kuran toplumlarda, ahlâk yükselir, ahlâksızlık azalır. Bunu başarmak önemli.
05-11-2023
Kemal ALBAYRAK
20. ve 21. Dönem Kırıkkale Milletvekili



