BABANIN SEVİNÇ GÖZYAŞLARI
Okullarda sömestri tatili bitmiş, ikinci dönem yoğun bir tempoda devam ediyordu. Dersler peş peşe sıralanıyor, konular birbiri üstüne biniyordu. Ayşe her şeyi askıya almış, sınıf içinde, hatta bazen derslerde bile öğretmene hissettirmeden şakalaşmalar, oyunlar oynuyor, derslere ilgi göstermiyordu. İşi o kadar ileri götürmüştü ki, teneffüslerde arkadaşlarıyla olduğu kadar öğretmenleriyle de şakalaşmalar yapıyor, gülüyor, oynuyor, şakalaşıyor, cıvıl cıvıl bir kızdı. Ama derslere ve öğretmenin sorduğu sorulara gelince sanki o anda sınıfta yoktu. Bir süre uğraşan öğretmenlerini yormuş, herkes Ayşe’yi sevimsiz bulmaya başlamıştı. O cıvıl cıvıl kız, şimdi herkesi bıktıran, herkesin dalga geçtiği tembel kız oluvermişti.
Bir gün üçüncü teneffüs zili çaldığında Ali Bey, eline aldığı bir büyük bardak çayı, merdivenlerden inip kamelyaya yönelmişti ki bu şımarık kız, öğretmenin koluna giriverdi.
– Nasılsınız öğretmenim?
– Dur bakalım Ayşe, önce bir konuşalım, ondan sonra benim nasıl olduğumuza bakarız; önce çek bakalım şu ellerini üzerimden. Ben hiç sevmem böyle şeyleri!
– Ama öğretmenim, ben seni çok seviyorum.
– Olsun, uzak dur bakalım.
Ayşe ellerini birden çekerek bir an durakladı ve olduğu yere dikildi. Öğretmen Ali Bey:
- Gel bakalım şöyle, seninle şu kamelyada konuşalım.
Etraflarını Ayşe’nin arkadaşları sarmıştı. Toplu halde yürürken Ali Öğretmen:
- Önce söyle bakalım, kaç ders zayıf?
Ayşe’nin yanında bulunan bütün arkadaşları kahkahayı bastılar:
– Öğretmenin, Ayşe’nin zayıf olmayan dersleri mi var?!..
– Siz susun bakalım. Arkadaşınız hakkında böyle konuşmanız çok ayıp.
– Ama öyle öğretmenim.
– Öyle de olsa bir arkadaşınız hakkında böyle konuşmanız doğru değil. Arkadaşlar birbirini korumalı. Onun açığını kollamamalı, o zaman arkadaşlık olmaz.
– İyi de öğretmenim, arkadaşın bütün dersleri zayıfsa, biz onun bu durumunu sizden saklamamız mı gerekli?
– Hayır. Ama en azından onun bir kusuru varsa kendisi söylesin, yoksa size söylemek yakışmaz.
Ali öğretmenin bu çıkışı karşısında diğer öğrenciler çevrelerinden uzaklaşırken kendi havalarında güle oynaya bir başka arkadaşlarına takılıyorlardı. Ali öğretmen Ayşe ile yürürken, yanlarında Ayşe’nin iki arkadaşı daha kalmıştı.
Kamelyaya kadar öyle yürüdüler.
Kamelyada Öğretmen Ali Bey:
– Söyle bakalım Ayşe, gerçekten zayıf çok mu?
– Evet öğretmenim.
– Peki neden?
– …
– Seni annen, baban bu yatılı okula neden gönderdi?
– Okuyalım diye?
– Güzel. Peki senin buradaki işin ne?
– Derslerime çalışmak ve başarılı bir öğrenci olmak.
– Çok güzel söylüyorsun, iyi de neden derslerine çalışmıyorsun?
– Bilmiyorum ki öğretmenim. Sıkılıyorum.
– Peki sana bir soru, kaçıncı sınıftasın?
– Ortaokul ikinci…
– Güzel, bu sene şurada okulun kapanmasına ne kadar zaman kaldı?.. İki, üç ay. Haydi bu üç ayı saymayalım. Sonra orta üç, peşinden üç yıl lise, etti dört yıl; dört yıl da üniversite etti sekiz yıl. Sekiz yıl derslerine çalışacaksın, yani öğrenci olduğun için işini yapacaksın ve ömür boyu, belki seksen yıl bu çalışmanın sonucunda kazanacaksın; bunu hiç düşündün mü Ayşe?
– Ama öğretmenim, benimle böyle hiç konuşan olmadı ki! Ben de sıkıldıkça dersleri bir yana atıp oyun oynayıp dalga geçiyorum ve günümü gün etmeye bakıyorum.
– İyi de Ayşe, bak etrafına, sınıfınızda o kadar başarılı öğrenci varken, onlardan pek çoğu seninle, hatta derslerinle olan durumunla dalga geçerken biraz düşünmüyor musun? Hadi diyelim hiç söyleyen olmadı, işte ben söylüyorum, yetmez mi?
– Yeter öğretmenim. Sen de takip et bak, bundan sonra derslerime bir çalışacağım göreceksin. Kafam iyidir, sana söz, sene sonunda ya takdir, ya teşekkür alacağım.
Ali öğretmen ve Ayşe’nin arkadaşları Ayşe’yi alkışladılar. Hepsi de sevinç içinde kamelyadan ayrıldılar. Ali öğretmen onlar gidince gülümseyerek bir sıgara yaktı, çayından keyifli bir yudum aldığında Ayşe’den çok Ali öğretmenin gözlerinin içi gülümsüyordu.
Yazılılar peş peşe gelmeye başlamıştı. Öğretmenler de öğrenciler kadar yoğun bir çalışma temposu içindeydi. Teneffüslerde öğretmenler odasına giren Ali öğretmen zaman zaman Ayşe hakkında konuşulanlara kulak kabartıyordu. Diğer öğretmenlerin dediğine göre; Ayşe’ye bir şeyler olmuştu. Sınıfta o gitmiş, yerine bambaşka bir Ayşe gelmişti. Aslında yurtta da aynı değişiklikler öğretmenlerin dikkatini çekiyordu. Ayşe, akşam olunca etüt çalışmalarını hiç kaçırmıyor; diğer arkadaşlarının yardımına koşuyor, onların özel işlerine kadar koşturuyordu. Enteresan olanı da bu işleri, büyük bir koşuşturmaca içinde ve hep gülümseyerek, herkese gülücükler dağıtarak yapıyordu.
Sene sonu gelmiş, son haftaya girilmişti. Salı’dan itibaren öğrenci velileri gelmeye başlamış, okul ana baba günü olmuştu. Uzak köylerden gelenler okul idaresi ile görüşüyor, çocuklarını alıp götürüyordu. Onların okuldan ayrılması da sanki asılmaya gider gibi birbirlerine sarılıp ağlaşmaları, insanın gözlerini yaşartan manzaraları idi.
Ayşe’nin babası da gelmişti. Okul idaresi ile görüşmeleri tamamlamış, Ayşe’yi eve götürmek için gerekli işlemleri yapmış, bitirmişti.
“- Haydi, kızım, bütün işimiz tamam, arkadaşlarınla görüş, evimize dönüyoruz.” dediğinde Ayşe, babasının elinden karneyi kaparcasına almış, mahşeri bir kalabalık gibi dolu olan okul avlusunda öğrencilerin arasına katılmış, direk kamelyanın yolunu tutmuştu.
Kamelyada kadın erkek sekiz on öğretmen oturuyorlardı.
“- Öğretmenimmm! ..”
diyerek karneyi kaldırdı ve Ali öğretmenden yana tuttu.
Ali öğretmen yerinden kalktı, gülümseyerek:
– Afferin Ayşe, ha şöyle yahu!..
Ayşe Ali öğretmene birden sarıldı.
– Öğretmenim, bu sene sonu geç kaldım. Onun için de teşekkürle yetinmek zorunda kaldım. Ama söz gelecek sene takdir alacağım.
– Afferin Ayşe, biz sana hem inanıyoruz, hem de güveniyoruz. Sen dürüst bir kızsın, yeter ki söz ver; mutlaka sözünü yerine getirirsin ki, bunun ispatı işte elinde tuttuğun belgedir.
Ayşe’yi bütün öğretmenler sıra ile kucaklayarak tebrik ettiler. Ayşe’nin peşinden çimlerin kenarına kadar gelen babası bakıyordu.
Gözleri sevinçle parlıyor ve kızı ile gurur duyuyordu. Ayşe koştu, babasına da aynı sıcakkanlılıkla sarıldı. Babası da kucağına bastığı küçük Ayşe’sine sarılırken gözlerinden yanaklarına aşağı birkaç damla sevinç gözyaşları peş peşe düştü.
(16.10.2010 / Çankırı)
09.11.2025
Sadık SOFTA

