BİR “ÖNGÖRÜ”MÜ DİKKATLERİNİZE SUNUYORUM!
Önceki akşam (16 Ekim) Medya-Siyaset TV‘de katıldığım “Halkın Gündemi” programında Güneydoğu, PKK, Öcalan, terör ve yeni çözüm süreci üzerine konuştuk.
O programda bir öngörümü dile getirdim, ilk defa kamuoyunun dikkatine sundum. O da şu:
Öcalan ve yandaşlarının bugün itibariyle öncelikli hedefi, 2026’da, yani 3-4 ay sonra (ki belirledikleri tarihin Şubat ayı olabileceğini değerlendiriyorum; çünkü bilindiği gibi 16 Şubat’ta yakalanıp Türkiye’ye getirilmişti.) teröristbaşını cezaevinden çıkarmak… Bu gerçekleşirse teröristbaşı 27 yıllık cezaevi yaşamından sonra özgürlüğüne kavuşmuş olacak.
27 yıl… Bunun Öcalan ve yandaşları için şöyle bir anlamı ve önemi var:
Bilindiği üzere, ülkesindeki siyah ve beyazlar arasındaki ırk ayrımcılığı ile mücadele eden Güney Afrikalı hukukçu – aktivist Nelson MANDELA hukuk çiğnenerek verilen ceza ile ömür boyu hapis cezasına çarptırılmış, 27 yıl cezaevinde kaldıktan sonra uluslararası baskıların da etkisiyle çıkmış, ardından Güney Afrika Devlet Başkanı olmuştu.
Öcalan’ı da 27 yıl sonra hapisten çıkarıp Nelson Mandela ile özdeşleştirecekler… İşte hedef bu! 27 yıllık hapis hayatı Mandela ile Öcalan arasında “kaderin bir cilvesi” olarak gösterilecek. Böylece onu da “Kürtlerin Mandela’sı” diye dünyaya lanse edecekler.
“Halkın Gündemi” programında bu öngörümün altını çizmeye çalıştım. Yanılacağımı hiç sanmıyorum.
Oysa, bütün Türkiye şunu bilmelidir ki, Öcalan ile Mandela arasında hiçbir benzerlik yoktur.
Mandela bir aktivistti, her zaman hukuku savunmuştu ve hümanist bir insandı. Pasif (barışçıl) direniş yanlısıydı. Beyazların uyguladığı baskı ve şiddetin giderek dozunu artırması ve nihayet 1960 senesinde 69 siyahın polis tarafından katledilmesi sonucu ANC’nin silahlı kanadını kurdu. Ancak sivillere zarar verici hiçbir eylemi olmamıştı; sadece ırkçı rejime ait birkaç kamu kuruluşuna – boş binalara – sabotaj yapmayı hedeflemişlerdi.
Öcalan ise tam anlamıyla bir teröristtir; başta bölge halkı olmak üzere kendilerine karşı olan her kesime sınırsız şiddet uygulamak, oluk oluk kan akıtmak onun temel felsefesi ve ideolojisinin ana stratejisiydi; kan ve ölüm onun temel gıda kaynağıydı. O, verdiği talimatlarla – aralarında henüz adı bile konmamış 3 günlük bebekler ile 90 yaşındaki yaşlılar da dahil olmak üzere – 50 bini aşkın can kaybımızın tek sorumlusudur. Kişilik yapısında acıma, merhamet diye kavramlar yoktur; o kinin, nefretin, acımasızlığın ve entrikanın ete kemiğe bürünmüş halidir. (Lütfen, “Güneydoğu’da PKK Entrikaları ve Faili Meçhuller” kitabını okuyun!)
Neyse… Aslında Mandela ile Öcalan arasındaki uçurumu anlatmak için ayrı bir yazı yazmak gerekir, ancak bu aşamada şu öngörümüzü tekrar vurgulayalım:
Göreceksiniz ki, Öcalan ve yandaşları 2026’yı “Öcalan’a özgürlük yılı” olarak ilân edecekler. Bu kapsamda da sadece ülkemizde değil, bütün dünyada Öcalan’a özgürlük kampanyaları başlatıp Türkiye’yi uluslararası alanda da sıkıştırmaya çalışacaklardır. Örgüt yanlılarının önceki akşam Diyarbakır’daki “Öcalan’a özgürlük” yürüyüşü işte bunun ilk somut adımıdır. Hiç kuşkunuz olmasın ki, arkası gelecektir. Üstelik, her geçen gün daha sertleşerek…
Söylemedi demeyin…
Dikkatlerinize sunuyor ve ÖNGÖRÜMÜN YANLIŞ ÇIKMASINI DİLEYEREK bu yazıyı “not olarak” buraya bırakıyorum.
19.10.2025
Alican TÜRK
E. Öğ. Alb. / Sosyolog / Propaganda ve Psikolojik Savaş Uzmanı

