ÇANKIRI’NIN KANAAT ÖNDERLERİNDEN: HAYRİ DEMİRAY
Anne Adı: Fatma
Baba Adı: Abdullah
Doğum Yılı: 1946
Kardeşleri: Hasan, Hacer, Hale, İsmail
Yapraklı – Kavak köyünde doğdum. Dam üstlü bir evdi. 30 tane ev, damın altındaydı. Üstleri ev, altları samanlıktı. Ailede herkesin bir odası vardı. İptidaî bir evdi. İçinde şimdiki buzdolapların yerini tutan sandıklar vardı. Ekin, kıyma, peynir, un saklanırdı.
Çocuk yaşta Çankırı’ya taşındık. Babam, Devlet Demir Yolları’nda işçiydi. O devirde lokma, portakal reçeli gibi değişik yiyecekleri işyerinde yemez; bize tattırmak için eve getirirdi. Evin büyüğüydüm. Su, elektrik yok; bir tane ıbrık (ibrik) alırdım elime, kardeşlerimin yüzlerini sabahleyin ben yıkardım. Annem, inekle damla uğraşırdı.
Karatekin Mahallesi Yozgatlı sokakta iki katlı tarihî bir evimiz vardı. İçerideki büyük odanın oymalarına, şekillerine mühendisler bile hayrette kalıyorlardı. Orijinalini Kültür Bakanlığı, Kültür Müdürlüğü resimlerini çekti.
Karşımızda, Yozgatlılar Malaklar ailesi vardı. Çankırı’nın cenaze yıkayıcısı Hacı Annemiz vardı; kahvaltı yaparken annem çağırırdı. Ben zeytinden bir tane alıp bir lokmada yiyince elime vurdu.
“Yavrum bu zeytinin nereden geldiğini biliyor musun? Yedi lokmada bitir.” derdi. Hiç unutmam. Mahallede arkadaşlarla oyun oynardık. Kalede saklambaç oynardık. Arkadaşın birini kaledeki mağaranın birine bağladık; orada unutmuşuz, sonra oyun bitince aklımıza geldi. Biz buluncaya kadar arkadaş, bayağı korkmuş.
Komşularla aramız çok iyiydi. Onlar iş buyururdu biz de yapardık. Çankırı’nın yerlileri köyden gelenleri biraz hakir görürlerdi. En unutamadığım Hacı Annemin kızı Hatice Teyze’ye tatlı sudan güğümleri doldurdum, getirdim. Biraz kaldırsam boyumla beraber…
“Buyur Hatice Teyze” dedim. Gururla yere koydum övülmeyi bekliyorum. Kulağımdan bir tuttu, başımı iyice çevirdim, canım yandı. Bundan sonra bana “Hatice Hanım Teyze” diyeceksin dedi. “Çok özür dilerim” dedim; ama bir daha da suyunu doldurmadım, çok gücüme gitti. Sonradan yüzbaşı bir oğlu vardı, bisikleti varmış. “Kusura bakma, ben hata ettim, hakkını helal et” dedi. O bisikleti de almadım.
Arkadaşlarımla macera arardık. Damlamca‘da iki tane mağara vardı. Uzun mağara vardı, oralara girdik. İlk önce çırayla girdik. 30-40 metre sonra söndü. Sonra fenerle girdik. 80 – 100 metre gidince havasızlıktan söndü. Tek kişi sığacak şekilde giriyorsun, 30 – 40 metre gidince bir meydanlık açılıyor, o meydandan yukarı çıkıyorsun. Sürünerek eğilerek 150 – 200 metre girdik, yarasalar vardı. Kalenin altında büyük bir mağara var, oradan su çıkıyor. Mağara, kalenin güney tarafına geliyor. O mağaradan girip Güroz’un Bağı‘ndan (şimdiki Karatekin Caminin bulunduğu yer) çıkıldığı söylenir. Görenler de yaşıyor, oğlu belediyede çalışıyor, adı İsmail.
Kalenin üst tarafında da sürünerek girilen mağaralar vardı. Oranın da Ateş Okulu’ndan (50’li yıllarda Piyade Sınıf Okulu, sonraki yıllarda Astsubay Hazırlama Okulu, şimdiki zamanda ise Mekanize Tugay) Taşmescit’ten çıkıldığı, birinin de Kadir’in Kahve‘nin dükkânının altındaki kanaldan Gamzelilerin dükkânının, oradan çaya çıkıyor. Yağmur yağdığı zaman Damlamca’dan gelen su, bu kanaldan çaya dökülürdü. Kadir’in Kahve’nin önündeki kanal çökmüş; arkadaşım Hakkı çay söylemeye gitmiş, kanala düşmüş, Gamzelilerin oradan çıkmış. Biz o sıralarda ayakkabı tamirciliği yapıyoruz. Şimdiki Ahmet Yesevî Cami’nin olduğu yerde Tabakhane vardı. Bizim usta gön alırdı, orada tabaklatırdı. Ayakkabının yüzü, ayakkabının altlığı çivili ayakkabı, dikişli ayakkabı elde yapılırdı. Tabakhanede o deriler işlenirdi.
7 yaşındayken Kadir’in Kahvesi’nin altında bir tane ıbrık ustası vardı. Sadece onu yapardı. Gölük çekerdim. Usta 20 kuruş verirdi. Onunla bir şişe gazoz, bir kilo tuz veya gaz alırdım. Elimde tengerlek yuvarlayarak eve gelirdim.
Taşmescit ilgi alanımdı, oynamaya giderdik. Boş tabutlar vardı. Saklambaç oynuyoruz arkadaşın biri tabuta saklanmış, oradan kapağı açıp çıkınca, korkan arkadaşın dili boğazına kaçtı, zor çıkardık.
1957’deki selde sular sel yatağından dışarı taştı. Rahmetli babam, Jandarmanın kadanalarını (At cinsi) su deposuna yönlendirdi. Suat ve İsmail Boynukısa diye iki arkadaşım vardı. Onlar merdivende kalmışlar; babam omzuna aldı, kurtardı. 1858’deki selde de Kayabaşı‘na çıktık. Pulcular (Aile lâkabı) deriz; baca tütüyor, ekmek yapıyorlarmış. Dızlar Değirmeni‘nin orada küçük bir köprü vardı. Oraya çarpınca yıkıldı. Seneler sonra biz oyun oynarken selden kalma teç (Yemek ve su kabı) bulduk, sattık, arkadaşlarla kuru yemiş alıp yedik.

İlkokulu Karatekin İlkokulu’nda okudum. Sabire Uysal öğretmenimdi. Fikri Demirok, Osman Ericekli sınıf arkadaşlarımdı. Ortaokulu Taş Mekteb‘in orada okudum. Tahir Selanay müdürümdü. İrfan Keleş, Osman Ericekli, Osman Özgür, Hakkı Duran, Bahri Başyayla arkadaşlarımdı.

Taci Gürerkan’a görev vermişler; Ticaret Lisesi’ni kurmak için. Çok samimiydik. Kardeşim Hasan’ı (Rahmetli oldu.) yazdırmaya gittim.
“Sen niye yazılmıyorsun?” dedi. “Hocam, evliyim biliyorsun.” dedim. Bana, 10 tane çocuğun olsa da, ben seni yazacağım, dedi. Hasan’ın 58 numara, benim 109 numara. İmam nikâhlıydım. Babam köye gitmiş, bir bayramda akrabamıza sohbet ederken “İsmail abi, ben senin kızına dünürüm.” demiş.
O da “Böyle şey olur mu? Gelirsin dünür düşersin, çay içmeye geldin, kız istedin.” demiş. Bir hafta sonra annem “Baban, seni köyden evlendiriyor.” dedi.
“Öyle şey olur mu? Benim bekleyenim var.” dedim. Babama söylemiş “O kim, söz sahibi oluyor? Benim dediğim olacak.” dedi. Biz görücü usulü sözlendik. Kırkevler‘in (Semt adı) altındaki yazı da başdonanmam oldu. Hacer Hanım’a kına şenlik yapıldı, evlendik. Fatma, Şule, Fatih Abdullah, Nuray ve Hatice adında 5 çocuğumuz oldu. Hepsinden de Allah razı olsun. Hayırlı evlatlar…

Alp Anadolu Pazarlama Şirketi satış mümessili idim. Merkezi Eskişehir’deydi. Çankırı’daki bayisi Ali Rıza Ertuğrul‘du. (Eski bir gıda toptancısı, rahmetli oldu.) Öyle bir şirketti ki, Türkiye’nin 20 sayılı esnafı 1 yıllık fabrikanın üretimini alırlardı. Mesela; Eti bisküvi, Cici şekerleme, Margarin, Piyale makarna gibi aracı olmadan bunları bayilerinde satıyorlardı.

Öğretmen okulunda dilekçe verdim. Öğretmen okuluna gittim çalışırken, 5 – 6 kitap verdiler, çalıştım imtihanda başarılı oldum, öğretmen oldum. Karatekin İlkokulu’nda stajyerlik yaptım. Askerlik Şubesi’nden yazı geldi. Kabacaların (Eski bir aile lâkabı) damadı rahmetli Mehmet ağabey yetkiliydi.
Acele Hayri’yi bulun getirin, demiş; gittim. “Hayri neredesin? Seni asker kaçağı yazacaktık; sen öğretmensin… Ya Ali Okulu’na gideceksin ya da köylere öğretmen olarak gideceksin” dedi. “Tamam, nereler var?” diye sordum. Millî Eğitim’e gittik. 1. Yapraklı Belibedir, düz Ankara’da, Kızılırmak’ta iki köy varmış. Yapraklı olsun, memleketim dedim. Eve geldim akşam “Baba ben, düz Ankara’ya gideceğim” dedim. “Aman oğlum Kars, Ardahan isteseydin orayı istemeseydin” dedi. Niye baba? dedim. “Ben Demircilerden (Çorum’un sınırı) katı gıda aldım Ünür’e inmeyince yolu bulamadım.” dedi.
Çankırı’ya 75 – 80 kilometre uzakta patika yollar; öğretmen olarak oraya verdiler. Rahmetli babamla kamyona bindik, gittik. Gebeş’te bir çay var kamyoncu geçemem dedi. Bekibedirliler vardı. 12 kişi onlarla 30 – 35 kilometre yürüdük. Oruçtuk, millet teravihi kılmış. Oranın insanı tiftikçilik yaparlardı. Muzaffer Kertlez vardı. Babası muhtardı. “Hoca burada kalsın.” dediler, babam onlarla gitti.
Hoca kıblede namazı kıldırıyor, kıbleden geri dönüyor; bir tabla getirdiler, iskambili ortaya attılar, altıkol oynayacağız, dediler. Bir tarafta bisküvi, bir tarafta lokum kutusu yenilen onlardan dağıtıyor, sahura kadar eğlendiler, oynadılar. Sabah olunca “Okul nerede?” dedim. Bir saatlik yol var dediler. Bakıyorum bayrak arıyorum “Okul nerede?” dedim. Bir ahır gösterdiler, pisliği de duruyor, burayı okula çevireceksin dediler. Bunu ben yapamam, dedim; şehre geldik. “Mehmet abi, ben orada yapamam.” dedim. O zaman asker kaçağı sayılırsın dedi, geri gittim. Öğretmene çok saygıları vardı, davarcılık yapıyorlar, sürüleri vardı. Sen ne istersen emrindeyiz, dediler. Öyleyse Dereli’ye gidin, Müsellim’den (Kasaba isimleri) bir sıra, bir masa alın dedim. Buranın en iyi ustası kim? dedim. Sülük köyünde usta var, dediler; onu getirin, dedim adamla samimi olduk. Sıra – masa yapacak kalasları köylüler temin etti. Adam 15 – 20 günde tamamladı. İçeriyi bir temizleyin, dedim. Duvarları yıktık, tuğladan duvar ördürdüm, sınıf şekline getirdik. 7 – 15 yaş arasını kaydettim. Geride 15 – 30 yaş arası o kadar çok genç var ki, okuma yazma bilmiyor. Kendim de vakit geçireyim; hem onları da okutayım diye düşündüm. Sabahtan kendi talebelerimi, öğlen sonu da büyükleri okuttum. Şubat tatilinde Yapraklı’dan diploma aldım.
30 – 35 yıl sonra Belibedirlilerin cenazesinde mezarlıkta birisi geldi yanıma, elimi öptü. Yanındaki biri de dedi ki, ben hocamın elini değil, ayağını öpeceğim. “İyi de oğlum elim dururken ayağımı niye öpüyorsun?” dedim. “Hocam senin diploman sayesinde Ankara’da 5 – 6 mühendis, mimarın yöneticisiyim. Müteahhitlik yapıyorum, Antalya’da da iş yerim var.” dedi.

Askerliğim bitince Müsellim köyüne geldim, Badem Çayırı‘na geldim. Hanım, çocuklarla Çankırı’da kaldı; ben gidip geldim. Endüstriyel Sanatlar Yüksek Okulu‘na gittim; fark derslerini verip ortaokul öğretmeni oldum. Ticaret Lisesi’nde Ticaret öğretmeni olarak Merkez Ortaokulu’nda öğretmenlik yaparak 1985 yılında emekli oldum.
Çankırı sevdalısı bir adamım. Sosyal Hizmetler’de Artvinli Necdet Demir diye bir arkadaşım vardı. Çevre Müdürüydü. Ağaç dikmek için bir arazi bulur musun? Dedi. Yapraklı Kavak köyünden bulurum, prosedürü hazırlayın, dedim. Sosyal riski azaltma projesinde Kavak köyüne 3000 tane ceviz diktirdim. Rahmetli valimiz Ali Haydar Öner, 12’nci ayın 30’unda kar yağarken dikti, o cevizler yetişti. Piknik alanı yaptık. Dalaksuyu var, bir kısmını piknik alanı haline getirdik. Spor Toto’dan 500 kişilik kapalı oturma yeri getirdik. Güreş, sportif faaliyetler yapılıyor.
Sosyal olarak Büyük Camii’nin 18 yıl dernek başkanlığını yaptım. 3 kere restorasyona soktum. Kurşunlarını, taş erimelerini yeniden yaptırdım. Camide kullanılmak alttan ısıtma yöntemini öğrenmek amacıyla Yozgat’a gittim. Almanlar geldi, alttan ısıtmanın kursuna gittim, camiye doğalgazlı alttan ısıtma yaptırdım. Eskiden kömürlü, katı yakıtlıydı.

Millî Eğitim’de 12 sene dernek başkanlığı yaptım. Üniversitenin kuruluş aşamasından beri içindeyim; hâlâ genel sekreteriyim. Şeyh Mehdi Camii’nin yapımını üstlendim. Eşin dostun yardımıyla bitirdik. Geniş bir katılımla açılışını yaptık.
Şeyh Mehdi Hazretleri’nin Karataş Mahallesi Uzunyol Caddesinde Billur Beyin köhne bir camisi vardı. Onun yanında da Şeyh Mehdi’nin yıkık dökük türbesi vardı. Kültür Müdürlüğü, Vakıflar Bölge Müdürlüğü ile mahallenin muhtarı Hüseyin Babaoğlu vardı. Burayı yaptıralım, dedim. İzin belgesini alınca güzel bir şekilde yaptık. Oranın kıblesi de 37 derece eğikmiş. Gece gündüz uyuyamıyorum. Allah’ım bir vesile verse de şuraya bir cami yapsak diyorum. İçimden geliyor da imkânım elvermiyor. Ahmet Uzunoğlu (Kör Ahmet’in) evi satılık, 6 bin lira dedi. 4 bin lira versem verir misin? dedim, vermediler. Aradan iki üç sene geçti; orayı sonra başkası almış. Yeni sahibi berbere dedim ki, “Benim camii yapacağım yeri niye aldın?” O da satarım dedi. Müteahhitin birinin Belediye’de bir işi varmış. Benim de mahalleden komşum “Hayrola?” dedim. ”Sen anlamazsın.” dedi. Sen bir anlat, dedim. “Oğlum kiminin sarığı, kiminin çarığı gider.” dedim.
İşini hallettim. Dile benden ne istersen, dedi. Camii yapacağım, yardım et dedim. Yerini aldı, derneği kurdum.
Başkan olarak kimseyi bulamadım. Kent Konseyi, Fakir Fukara Fonu, Millî Eğitim’de, Üniversitede, Büyük Camii’de görevim var. Baharatçı İbrahim Şenbayram‘ı başkan yaptım. Camiye böyle başladım. Tek makbuz götürmedim. Hayır sahiplerine kimine çimento, kimine tuğla, demir aldırdım; 780 metrekare oturumu var. Altta Kuran Kursu, üstte camii, altlara da dükkân yapılacak, gelir getirecek.
Şeyh Mehdi’nin hikâyesi şöyle: 1074 Çankırı Doğu Roma’nın topraklarında. Ermeni, Rum diyarıydı. Kilisenin papazı Pülür Bey dinleri incelerken son peygamber, son kitap diye okuyunca, pazar günleri ayin yapıyoruz, saygı hürmet sonra kimse tanımıyor diyor, ben İslam’ı araştırayım diyor.
Şeyh Mehdi’ye geliyor. Ben size kul olayım diyor. Bizde kulluk yok, hizmet var diyor. Dini telkin ediyor, Müslüman oluyor. Pülür Bey, ben çileye girmek istiyorum diyor. Kalenin oralar, dağlık oradan sırtıyla tekkeye odun çekiyor. Şeyh Mehdi bir gün çağırıyor, sen bundan sonra yardımcımsın diyor. Vakfiye; Ziraat, Ilgaz, Ilısılık, Yapraklı, Irmakbucağı köyleri, Ankara’ya kadar yayılan büyük bir arazideydi.
1973’te Dereli’de öğretmenlik yaparken Müsellim’e geldim, müdürlük yapıyordum. Nabızlarını yokladım, CHP ve MHP’liler vardı. İyi ilişkiler kurdum. Koltuğumun birinin altına İslam tarihi, birine de Osmanlı tarihini alırdım; sabahlara kadar sohbet ederdim. 12 parça köy var, hepsi ile ilişkim iyiydi. Elektrik – su yoktu, sosyal faaliyet yoktu. 5 kilometreden su getirdim, yolun kenarına çeşme yaptırdım. Okula su getirdik, ağaç diktik. Etrafına çit çektik, sonradan o diktiğim kavakları satmışlar. MHP sandık başkanıydım. 2 tane CHP’ye oy çıkmış. Yapraklı Başçavuşunun dikkatini çekmiş. Kim bu köylüleri MHP’li yaptı? diye… O faşist yapmış demişler. Babsa’dan iki jandarma gelmiş. Mayısın 30’u, biz de 31’inde okullar kapanıyor diye çevre köylere geziye gitmiştik. Başçavuşun emri…
“Nerede Hayri Demiray?” diye sorunca, hanımın eli ayağı tutuşmuş. Haber geldi, acele seni çağırıyorlar, diye. Akşamüstü giderim, dedim. Kılıçlı diye bir köy vardı, Hanım oraya göndermiş. Jandarmalar komutanın emri, seni götüreceğiz, dediler. “Senin komutanın benim amirim değil oğlum, ben gitmem” dedim. Ertesi gün bir Ayva‘nın bir de Çiçek‘in arabası var. Ayva’nın minibüsüne bindim, Yüklü köye geldik, servisle Yapraklı’ya geldik. İlle karakola gideceğiz, dediler kaymakamlığa gittim. Jandarmalar, arkamda kapıya nasıl vurduysam karşısında taharet kâtibi vardı. Bende de bet beniz kalmamış. Bir memur eli kolu bağlı Jandarmayla getirilmez, dedim. Adamın hiç haberi yokmuş. Ahmet Çömez geldi. Kaymakam, başçavuşu çağırdı. “Benim memurumu nasıl getirirsin?”, dedi. Bilirkişi gibiydim, gelir sorarlardı.

Emekli olunca MHP’ye geldim, hoşuma gitmedi. ANAP’tan arkadaşlar geldi. Seni listeye aldık, dediler. Sonrada AK Parti’de görevde oldum, hâlâ oradayım. Bürokratlar içinde Ali Haydar Öner’i çok beğenirim o gelmeden bültenini okudum. Geldikten sonra, Büyük Camii’nin orada bir kalabalık gördüm. Çivitçioğlu Medresesi‘ni gezmişler. Bu kalabalık kim? dedim. Vali dediler. Sayın valim dedim, kendimi tanıttım. Burada bir esnaf lokantası var, bir yemek yiyelim, dedim. Sefer Usta’nın orayı söyledim, yemeği yedik. Afiyet olsun valim, dedim. Parayı vermeye gidince Vali Bey verdi, dediler. Sayın valim, ben esnafım, öğretmenim; siz misafirsiniz, ben verirdim, dedim. Ben, devlet babayım evlatlarına iş düşmez, dedi.
Bir gece, iki polis gelmiş. Biz de vali konağının yanındaki apartmanda oturuyoruz. Saat iki “Sayın valim uyuyamadı sizi çağırıyor” dedi. Bir arkadaş daha var çağırmış. “Arkadaşlar siz sosyalsiniz. Çankırı’nın zenginlerini listeleyelim.” dedi. Eğitim Araçları’nda toplantı yapıldı. Bizimle beraber açılan üniversitelerden daha fazla bölüm açtırdı, gayretiyle fazlaca para topladı. YÖK başkanı Erdoğan Teziç’i getirdi. Cumhurbaşkanı Abdullah Gül cumhurbaşkanıyken yanına da birkaç kere gittik. Tuz mağarasını, Kadın Çayırı’nı gündeme getirdi. Yıldız Tepe için “Ben buraya, Türkiye’nin en uzun kayak pistini yaptıracağım.” dedi.
1 Mayıs’ı siyasi olarak değil de Bahar Bayramı olarak dolu dolu yaşadık. Çankırı’nın ortasından geçen çaya tatlı çay, doğusundan geçen çaya da acı çay deriz. İkisinin birleştiği yere de kavşut denir, tek çay haline dönüşür. Orada bağlar bademlikler vardı, oraya giderdik. Su deposu, kaleye giderdik. Uluyazı‘da (Kalenin arkasındaki düzlük. Şimdi burada, Karatekin Üniversitesi’nin kampüsü bulunmakta.) karlıklar vardı. Adamlar kışın sürgülerle karı çukurlara doldurur, üstüne de saman basarlardı. Yazın çuvallara koyup dondurmacılara getirirlerdi. Bizim mahallede Abidin Ağa vardı. Türkücü Topal Ayşe’nin kocası, biz çocuklar karıştırmaya yardım ederdik. Karları etrafına koyardı. Süt, salebi çevire çevire dondurma yapardı, bize de birer külah verirdi. Temmuz – Ağustos’ta mal gütmeye gidince kar yerdik. Habersiz ev gezmeleri olurdu. Arasta‘nın orada, Mühlüz Tepesi‘nde demirciler, ayakkabıcılar, tuzcular vardı. Ulaşım binek at, eşek olduğu zaman şimdiki otopark gibi o zaman da hanlar vardı.
Eski Ramazanlarda biz arkadaşlarla gece uzuneşek, çift düdük, mendil kapmaca, el bende oynardık. Camilere giderdik, birimiz gülerse hepiniz birden gülerdik. Sahurda yağlı ekmek, kızılcık eğşisi, komposto yerdik.
Millî bayramlarda genelde okullarda faaliyetler olur, gösterilere hazırlanılırdık. Gençlik ve Spor Bayramı’nın birinde bizi saldılar. Spor sahasının idare bölümünün önünde kuyu varmış. Üstündeki tahta çürümüş, biz 8 – 10 kişi ile birlikte düştük. Unutamadığım bir bayram hatırasıdır.

Ahmet Gamzeli’nin Başağa olduğu zaman ilk Yârân’a girdim.
Yârân reisliği, başağalık yaptığım zaman, daha önce oynanan müstehcen oyunları kaldırttım. Yârân; ahlâk demek, tertip demek, düzen demek, yardımseverlik demek, örnek demek…
Annem, babam bizim iyiliğimiz için ellerinden gelen her şeyi yaptılar. Kardeşim Hasan Demiray Ticaret Lisesi’nin Müdürlüğü, İsmail Demiray Sosyal Hizmetler İl Müdürlüğü yaptı. Kızlar, erken evlilik yaptı. Ben de baba olarak çocuklarıma elimden geleni yapıyorum.
1985 yılında emekli olduktan sonra gözüm zaten ticaretteydi. İmaret‘te (Çankırı’nın eski şehir merkezi) köşede bir dükkân devren satılık diye yazıyordu. O sırada oğlum da (Abdullah) kazandığı üniversiteyi okumak istemedi; o da vesile oldu, dükkânı açtık. Daha önce de dergicilik yapıyordum. Bilgisayar bakımı, satışı, servis dükkânı, sonra kırtasiye dükkânı açtık, hâlen devam ediyoruz.
Eş, dost uğruyor, sohbet ediyoruz.
(30.04.2022)
04.10.2025
Serpil ÖZKAN
***
EDİTÖRÜN NOTU:
Hayri DEMİRAY, Çankırı yöresinde yaşayan hizmet ehli, çalışkan, tevazu sahibi, halk kültürüne âşık, sevilen aydın bir insandır. MÜMİN Müslüman olduğu gibi, kendini dindar zanneden yobazlarla mücadele etmeyi de bilmiş, “Furkan” özelliğine sahip, önemli bir kanaat önderidir. Bu güzel mülâkatı yapmasından dolayı Serpil ÖZKAN Hanımefendi’yi yürekten kutlarım. Umuyor, diliyorum, bu mülâkat, çokça okunur ve kıssadan hisse alınır.
