CUMHURİYETİMİZİN BAYRAMI 103 YAŞINDA…
29 Ekim Cumhuriyet Bayramı, Türk milletinin tarihindeki en destansı dönüm noktalarından biridir. Yüzyılların imparatorluk mirası üzerine, kan ve ateşle yoğrulmuş bir bağımsızlık mücadelesinin ardından doğan bu gün; egemenliğin kayıtsız şartsız millete verildiği, hürriyetin ve çağdaşlığın bayrağının göklere çekildiği kutsal bir zafer günüdür.
Birinci Dünya Savaşı’nın yıkıntıları ve Sevr’in karanlık gölgesi altında Anadolu, âdeta yeniden doğuşun eşiğindeydi. Kurtuluş Savaşı’nın zaferi ve Lozan’ın tescilinden sonra, 28 Ekim 1923 akşamı Çankaya’da Gazi Mustafa Kemal Atatürk, yakın silah arkadaşlarına o tarihi sözü söylemiştir:
“Efendiler, yarın Cumhuriyeti ilân ediyoruz.”
Ertesi gün, 29 Ekim 1923’te Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde 1921 Anayasası’nda yapılan değişiklikle “Türkiye Devleti’nin hükümet şekli Cumhuriyettir.” hükmü kabul edildi. Saat 20.30 civarında 158 milletvekilinin oybirliğiyle Cumhuriyet ilan olundu. Aynı oturumda Gâzi Mustafa Kemal, ilk Cumhurbaşkanı seçildi. O an kürsüde söylediği söz, gelecek asırlara uzanan bir yemin gibiydi:
“Türkiye Cumhuriyeti mesut, muvaffak ve muzaffer olacaktır.”
Bu ilân, sadece bir yönetim şeklinin değişmesi değildi; saltanatın gölgesinden kurtulan milletin, kendi kaderini kendi eline almasının destanıydı. Atatürk’ün ifadesiyle:
“Bugünkü hükümetimizin, devlet teşkilâtımızın doğrudan doğruya milletin kendi kendine, kendiliğinden yaptığı bir devlet ve hükümet teşkilâtıdır ki onun adı Cumhuriyettir. Artık hükümet ile millet arasında geçmişteki ayrılık kalmamıştır. Hükümet millet ve millet hükümettir.”
Cumhuriyet, Atatürk için en büyük eserdi. Onu korumak ve yükseltmek ise gelecek nesillere emanet edilmişti:
“Ey yükselen yeni nesil! İstikbal sizsiniz. Cumhuriyeti biz kurduk, onu yükseltecek ve yaşatacak sizsiniz.”
“Benim naçiz vücudum nasıl olsa bir gün toprak olacaktır. Fakat Türkiye Cumhuriyeti ebediyen yaşayacaktır.”
“Türk milletinin karakterine ve adetlerine en uygun olan idare, Cumhuriyet idaresidir.”
“Cumhuriyet, yüksek ahlaki değer ve niteliklere dayanan bir idaredir. Cumhuriyet fazilettir.”
“Cumhuriyet, düşüncesi hür, anlayışı hür, vicdanı hür nesiller ister.”
“Cumhuriyetimiz öyle zannolunduğu gibi zayıf değildir. Cumhuriyet bedava da kazanılmış değildir. Bunu elde etmek için kan döktük. Her tarafta kırmızı kanımızı akıttık.”
Bu sözler, sadece tarihî bir belgeden ibaret değildir; Türk milletinin omuzlarına yüklenen kutsal bir görevdir. Cumhuriyet, “fikir serbestliği taraftarıdır”; samimi ve meşru olmak şartıyla her fikre hürmet eder. Ama aynı zamanda onu koruyacak “düşüncede, bilgide, sağlıkta güçlü ve yüksek karakterli koruyucular” ister.
29 Ekim, sadece bir bayram değil; Türk milletinin yeniden doğuş günüdür. Osmanlı’nın yıkılışından sonra Anadolu’da alevlenen bağımsızlık ateşi, Cumhuriyet’le taçlandı. Egemenlik kayıtsız şartsız millete verildi. Kadınların toplumsal hayata katılımı, eğitimde ve hukukta laiklik, harf devrimi, sanayi ve tarım hamleleri… Hepsi bu büyük çatının altında yükseldi.
Atatürk, Cumhuriyet’in onuncu yılında (1933) Onuncu Yıl Nutku’nda bu günü “en büyük bayram” olarak nitelendirmiştir. O günden beri her yıl 29 Ekim’de stadyumlarda şenlikler, fener alayları, resmi törenler ve 21 pare top atışıyla kutlanır. Kuzey Kıbrıs’ta da aynı coşkuyla yaşanır.
Cumhuriyet, bir son değil; bir başlangıçtır. Atatürk’ün dediği gibi:
“Cumhuriyeti kuranlar, onu korumaya da muktedir olmalıdır.”
Bu büyük miras, her Türk vatandaşının yüreğinde yaşar. Kanla kazanılmış, akılla yükseltilmiş, azimle yaşatılacak bir emanettir.
Yaşasın Cumhuriyet!
Yaşasın Türkiye Cumhuriyeti!
Bu destansı günün anlamını yüreğimizde taşımak, onu gelecek nesillere aktarmak ve “Türkiye Cumhuriyeti ebediyen yaşayacaktır” inancını diri tutmak, hepimizin ortak görevidir.
***
Bu vesileyle Atatürk’ün gençliğe hitabını bir kez daha hatırlayalım..
ATATÜRK’ÜN GENÇLİĞE HİTABESİ
Ey Türk gençliği! Birinci vazifen; Türk istiklalini, Türk cumhuriyetini, ilelebet muhafaza ve müdafaa etmektir.
Mevcudiyetinin ve istikbalinin yegâne temeli budur. Bu temel, senin en kıymetli hazinendir. İstikbalde dahi seni bu hazineden mahrum etmek isteyecek dâhilî ve haricî bedhahların olacaktır. Bir gün, istiklal ve cumhuriyeti müdafaa mecburiyetine düşersen, vazifeye atılmak için içinde bulunacağın vaziyetin imkân ve şeraitini düşünmeyeceksin. Bu imkân ve şerait, çok namüsait bir mahiyette tezahür edebilir. İstiklal ve cumhuriyetine kastedecek düşmanlar, bütün dünyada emsali görülmemiş bir galibiyetin mümessili olabilirler. Cebren ve hile ile aziz vatanın bütün kaleleri zapt edilmiş, bütün tersanelerine girilmiş, bütün orduları dağıtılmış ve memleketin her köşesi bilfiil işgal edilmiş olabilir. Bütün bu şeraitten daha elim ve daha vahim olmak üzere, memleketin dâhilinde iktidara sahip olanlar, gaflet ve dalalet ve hatta hıyanet içinde bulunabilirler. Hatta bu iktidar sahipleri, şahsi menfaatlerini müstevlilerin siyasi emelleriyle tevhit edebilirler. Millet, fakruzaruret içinde harap ve bitap düşmüş olabilir.
Ey Türk istikbalinin evladı! İşte, bu ahval ve şerait içinde dahi vazifen, Türk istiklal ve cumhuriyetini kurtarmaktır. Muhtaç olduğun kudret, damarlarındaki asil kanda mevcuttur.
***
29 Ekim Cumhuriyet Bayramımız kutlu olsun.
29 Ekim 2026
M. Hüseyin OĞUZ

