A r a s t a
Çankırı’da Kaybolan Bir Meslek:
DEMİRCİLİK SANATI
“Bilindiği gibi Malazgirt Zaferi’nden sonra Anadolu’ya gelen Türk boyları, demircilik sanatını da beraberlerinde getirmişlerdir. Yerleştikleri her şehirde, her kasabada, demirci dükkânları açarak bu sanatın en güzel örneklerini vermişlerdir.” [1]
Bütün Anadolu kentlerinde olduğu gibi Çankırı’da demircilik sanatının yaygın ve oturmuş olarak sürdürüldüğü yerlerden sadece birisidir. Çankırı’da yüzyıllardan beri süregelen bu sanatın ne zaman başladığının bilinmediği gibi köklü bir geleneği olduğunu, Çankırı’da sadece demirci esnafının bulunduğu ve kendi adlarıyla anılan “Demirci Arastası” açıkça göstermektedir.
Demirci Arastası, Cumhuriyet döneminin ilk yıllarına rastlar. Demirci Ustalarından Hilmi Kayabaşı [2], “Çankırı’da demircilik sanatı köklü bir geleneğe sahiptir. Demirciler Arastası, önceden Bedesten’de (Pirinççiler Çarşısı) iken, daha sonra demirci esnafı bir araya gelerek şimdiki yerinde arastayı kurmuşlar ve dükkânlarını buraya taşımak suretiyle bu arasta kurulmuştur.” demektedir. Demirciler arasında bu hikâyenin bilindiğini dile getirerek, “1956 yılında demirci esnafı tekrar bir araya gelerek bir dernek kurmuşlardır.” diyerek, meslek çalışmalarında olsun, demirciler esnafının birlik ve beraberliğini sağlamada olsun bu derneğin başlangıçta çok fonksiyonlu olduğunu belirtmektedir. Zaten 1968 yılına kadar demircilik mesleğinde usta, kalfa ve çırak geleneğinin yaşatıldığını, bu tarihten sonra bu geleneğin sürdürülmediğini, uygulamanın gün geçtikçe de zayıfladığı bilinmektedir. Yine aynı yıllara kadar süren yiğitbaşılık kalkmış, demirci esnafının; “-Çekiiiççç!…” diye bağırıldığında bütün demircilerin ocak söndürdüğü, sabah da yine ona keza işe hep birlikte başlanmanın bu dönemde bitmesinin yanında, yiğitbaşının ortadan kalkmasıyla demircilikte sürdürülen birlikteliğin bittiği de biliniyor.
Demirci Ustası: Hilmi KAYABAŞI

Çankırı Demirci esnafı, “Demirciler Arastası” adı ile anılan kapalı bir alanda toplanmıştır. Bugün için 10–15 dükkânın bir arada bulunduğu bu sanatta çalışanlar da “Her dükkân bir usta, bir kalfa, en az iki çırak” çalıştırılarak yürütülmüş, aktif mesleklerden birisi olma özelliğini göstermiştir.
Gittikçe gerilediği halde günümüzde de birkaç ustanın hala körük başında, kızgın ocağın önünde demir dövdüğünü görmek mümkündür. Çankırı’da demirci esnafı kendi yöresinin tüm ihtiyaçlarını karşılamaya yetmiştir. Öte yandan Çankırı’da hâlâ hayırla yâd edilen Çilingir Fevzi Usta, İstiklal Savaşı döneminde pencere demirlerinden orduya süngü yaparak Ankara’ya gönderildiği bilinen, tarihî bir gerçektir.
“16., 17., 18. yüzyıllarda Türk Ordusu’na kılıç, nal, mıh… yapan bu sanat kolu, daha sonraki yüzyıllarda gittikçe önemini yitirmiştir.” [3] Fakat, yine de Çankırı’da zamanımıza yakın bir tarihe kadar süren bu durum, daha çok sivil halka hizmet ederek sürmüştür.
Demirci ustaları ziraî aletler ve bu aletlerin bazı aksamlarını yaparak günümüze gelmeyi başarmışlardır. Çankırı demircileri, dövme çivi diye anılan kendi emekleriyle yaptıkları ambar çivileri, eski yapılarda tek ve çatal ahşap kapılara, tahta köprülere, Kızılırmak İlçesinde ve Kızılırmak üstünde bulunan sallara, kayıkçılara dövme demir çiviler yapmışlardır. Öte yandan Büyük / Ulu Cami’nin pencere demirlerini Çankırılı ustaların yaptıkları söylenmektedir.
Çilingir Fevzi Usta
Bütün bunların yanında bir de Çankırı’da bir efsane olarak anlatılan Çilingir Fevzi Usta vardır ki, Millî Mücadele döneminde gösterdiği gayretle, fedakârlık ve yaptıkları ile halk arasında destanlaşmıştır. Millî Mücadele’nin o yokluk yıllarında ordunun elinde ne top kalmış, ne tüfek; hatta derler ki mermi bittiğinde mavzerlerin ucuna takacak bir tek süngüye bile ihtiyaç duyulur olmuştur. İşte o zaman Çilingir Fevzi usta, diğer Çankırı ustaları gibi, Çankırı evlerinin pencerelerinde ve evlerin avlularında bulunan demir aksamlarının tamamını toplayarak veya toplatarak bunlardan kasatura ve top sürgüleri yapmaya başlamış ve ürettiklerini de cepheye ulaştırılması için Ankara’ya göndermişlerdir. Bu konuyu bir yazıya geçiren oldu mu bilmiyoruz; ama bu durum Çankırılıların dilinde hâlâ anlatılmaktadır ve âdeta o günler her seferinde yeniden yaşanmaktadır.

Çankırı’da bazı demirciler, bazı işlerinde de isim yapmış ve o özel işiyle ve sanatıyla da öne çıkmışlardır. Bunlardan İhsan Usta, güzel orak yaparken; Recep Usta, çok güzel nalça; Ahmet (Çekiç) Usta, çok güzel balta yapmaktadır. Bütünden baltayı ondan güzel yapanın olmadığını kendi meslektaşları söylemektedir. Ali Usta, “Çok güzel saban demiri yapar, bilhassa onun yaptığı saban demirinin ucunun sivriliği de gerçekten sanat ehli olduğunu gösterir vaziyettedir.” Son dönemini yaşayan bu mesleğin son ustalarından olan bu zanaat erbaplarının kimileri hâlâ hayattadır ve bu mesleğin son dönemleri olduğu için de esas meslekleri olan demirci ustalığından vazgeçmek zorunda kalmış, başka işlerle iştigal etmektedirler.
“Takım çoğaldı, ustalık kalmadı…”
Demircilik sanatı günden güne gerilemekte ve artık son anlarını yaşamaktadır. Bunda günümüz teknolojisine bağlı olarak her şeyin fabrikasyon hale gelmesinin rolü büyüktür. Demirci Ustası Hilmi Kayabaşı, “Takım çoğaldı, ustalık kalmadı…” diyor. Diğer yandan yine demirciler arasında kendi meslekleriyle ilgili olarak iki kola ayrılan demircilik sanatının da bu gerilemeye zemin hazırladığı biliniyor. Demirci esnafı demirciliği;
1- Sıcak Demircilik,
2- Soğuk Demircilik
diye ikiye ayırmaktalar. Günümüzde sıcak demircilik işleri, günden güne geri giderken, soğuk demircilik işleri daha bir öne çıkmış vaziyettedir. Soğuk demircilik / demir doğrama adıyla daha bir pratik yöne kaymış, bu işte el emeği ve zanaatkârlık yönü sıcak demircilik gibi değildir. Buna rağmen, daha fazla iş kapasitesine sahiptir. Sıcak demirde, üretilen işlerin tümü kendi emeği ile ocakta demire şekil verilerek yapılıp üretimi bu yolla elde edilirken, soğuk demirde işin bu yönü yoktur. Soğuk demirciler, gelen hazır ürünleri –kendi deyimleri ile- doğrayarak ve kaynak kullanmak suretiyle işlerini üretirler. Hâlbuki sıcak demircilikte kaynak hammaddedir ve ona şekil verilerek üretim yapılır, ürün elde edilir.
Demircilik mesleğinin bu durumlarından dolayı mesleğin devamını sağlayacak, bu işin meşakkatini çekerek meslek edinecek yeni gençler de yok. Bundan dolayı da demircilik sanatının sıcak demircilik kolu birkaç yıla kadar biteceğine inanılıyor. Hilmi Usta, “Bu meslek; üç, dört seneye kadar biter, şu anda yaşayan ustaların çoğu 60 yaşın üzerinde, bunların arasına yeniden katılacak ustalar yetişmiyor. Bu olmadığı için, şu anda yaşayan ustalar da ölünce, mesleği yürütecek usta kalmayacaktır. Onun için de şu anda sıcak demircilikle uğraşan ustalar Çankırı’da bu meslek dalında son ustalardır. Yeni usta bir tane var, en gencimiz olan Selami Tütüncü. O da bugün için 40 yaşındadır. Yani, bu meslek artık bitmiştir.” demektedir.
“Eti senin, kemiği benim”
Usta Çırak İlişkisi – Eskiden bu mesleğe çırak geldiğinde, küçük yaşlarda olurdu ve babası elinden tutarak getirir, “Eti senin, kemiği benim.” der giderdi. O çırağın ondan sonraki hayatı tamamen değişirdi. Çünkü bu çocuk çırak verildi mi, annesiyle ve babasıyla işi tamamen biterdi. Bundan sonraki hayatında bütün sorumluluğu ustası üstlenirdi.
Bir çırak bir ustanın yanına verildi mi askerliğe kadar onun yanında çalışır ve başka bir ustanın yanına geçemezdi. Geçmeye kalksa da diğer ustalar onu yanlarına almazlardı. Ama askere gidip geldi mi değişe bilirdi. Çünkü çırak, aynı ustanın yanında çalışmak istemezse, başka ustalara giderek müracaat eder ve onun da olurunu aldıktan sonra yine de orada işe başlayamaz, eski ustasının rızasını alır, elini öper ve o da tamam derse ancak o zaman diğer ustanın yanında işe başlayabilirdi.
Bir iş yerinde çalışan çırak, ustanın yanında elini kaldıramazdı. Niyeti kötü olmasa da elini kaldırdığını ustası görürse, bu durum hiç hoş karşılanmazdı.
Dükkân Çeşitleri
Çankırı’da demirciler meslekte; demirciler ve çilingirler olarak da tasnif edilebilmektedir. Demirciliğin bu iki dalında iş yapan ustalar, kendi sahalarında sayılır ustalar arasında yer alırlardı. Bugün için pek çok sanat erbabı usta, hayatta değildir. Eskisi kadar eli işe yatkın ve ünlü ustaların olmadığı biliniyor. Yaşayanların da son dönemlerini yaşadıklarını belirtmiştik. Ama bunlar arasında da tam dört dörtlük birkaç usta kalmadığı söylenmektedir.
Lâkaplar
Demirci ustaları, lâkap olarak daha çok soyadları ile anılırlardı. Bunların içinde istisnaî olanlar da yok değildi. Fakat ustalara bu lâkapları sorduğumuzda, cevap yerine tebessümle yetindiler. Eski ustalara saygıdan dolayı, bu tutum ve davranışın ardından, “demirci ustalarının hepsinin bir lakabı olmadığını, lakabı olmayanların da var olduğunu; ama genelinin bir takma adının olduğunu” öğrendik. Fakat bunun söylenemeyeceği de yine aldığımız cevaplar arasında olduğunu belirtmekle yetinelim. Ama yine de ağızlarından birkaç lakabın kaçması ile bir fikir sahibi oluyoruz. Bunların her ne kadar isimleri yanında verilmese de şöyle: Dögül …, Şeytan …, Pamuğun …., Ceviz …., Sağarın …., Horoz …., Asker Ağanın Oğlu, Salak …., vb.
Soyadı Demirle İlgili Olan Ustalar
Çankırı demirci ustaları arasında soyadı meslekten kaynaklanan, yani bu işi meslek olarak seçtiği için, meslekten gelen soyadı ve adı olanlar var mıdır diye sorduğumuzda, soyadı “Demirdöğen”, “Çekiç” ve “Çelik” olan üç usta olduğunu gördük.
Eski ve Yeni Ustalar
1- Çankırı’da demirci esnafından tanınmış olan ve bu gün hayatta bulunmayan ünlü ustalar: Kadir Usta, Mahmut Usta, Şakir Usta, Şükrü Çokakar, Çilingir Fevzi Usta, Asker Ağa (Çilingir Fevzi Usta’nın çırağı olarak yetişmiş), Recep Çelik, İhsan Usta (İyi saz çalarmış), Ali Usta, Abıcanın Mehmet Usta (Mehmet Amucaoğlu), Acıerüklerin Ahmet Usta, Ahmet Usta, Hüseyin Amucaoğlu, Mehmet Çelik, Mehmet Demirdöğen, Ahmet Yiğit, Resül Tütüncü, Abdullah Salepçi, Hüseyin Salepçi, Mehmet Çobanoğlu, Satılmış Harmanda, Bekir Harmanda (Ahlatlı), Aziz Yiğit, Aziz Yiğit, Ahmet Çekiç ve Halit Ünürlü.
Bu isimleri sayılan ustaların son döneme kadar yaşayanlar olduğu bu gün için isimleri hatırlananlardır. Bunun yanında daha ismi hatırlanmayan pek çok demirci ustası vardır.
2- Çankırı’da demirci esnafından tanınmış olan ve bu gün hayatta bulunan ustalar: Necip Yiğit, Mahmut Harmanda, Selami Tütüncü, Seyit Ahmet Biber, İbrahim Eryılmaz, Abdullah Uysal. Bu ustalar halen hayattadır ve hâlâ sıcak demircilik sanatını devam ettirmektedirler.
3- Çankırı’da demirci esnafından tanınmış olan ve bugün hayatta bulunan; ama demircilik sanatını yapmayan ustalar da vardır. Bunlar: Bekir Salepçi, Şadan Salepçi ve Abdullah Salepçi’dir.
Demirciler Ve Sosyal Hayat
Çankırı’da yerleşik bir iş kolu olan demircilik mesleği ile ilgilenenler sosyal hayatı da etkilemişlerdir.
Sabah erken saatlerde dükkânlarını dualarla açan demirci esnafı, ikindi sularına kadar çalışır, sonra dükkânlarını yine dualarla kapatarak evlerine dönerlerdi. Pek çoğunun Karaköprü mevkiinde bulunan bahçelerine geçerek mangal faslına başlar, günün yorgunluğunu da böylece üstünden atardı.
Demirci esnafının bu tutumları geleneksel hale gelmiş ve diğer esnaf erbabını da etkilemiştir.
Sadık SOFTA
Eğitimci / Şair / Yazar

DİPNOTLAR:
[1] Özen, Kutlu; Divriği Demirci Esnafının Geleneksel Kapı Süsleme Sanatı; Türk Folkloru Araştırmaları 1985 / 1, Araştırmalar, İncelemeler, Derlemeler; s. 65; Kültür ve Turizm Bakanlığı Milli Folklor Araştırma Dairesi Yayınları: 61; G.Ü. Basın – Yayın Yüksekokulu Basımevi Ankara – 1985
[2] Hilmi Kayabaşı, 1948 doğumlu. Çankırı’da demirci ustası. Yine demirci ustası Halit Ünürlü’nün çırağı olarak bu işe başlamış ve ustalığa yükselmiş. Tek ustanın yanında çalışmış. Askerliğini yaptıktan sonra da gelerek bu işyerinde çalışmasını devam ettirmiş. Hâlâ aynı yerde Hilmi ustanın oğlu ile aynı dükkânı çalıştırıyorlar.
[3] Özen, Kutlu; Divriği Demirci Esnafının GelenekselKapı Süsleme Sanatı; Türk Folkloru Araştırmaları 1985 / 1, Araştırmalar, İncelemeler, Derlemeler; s.65; Kültür ve Turizm Bakanlığı Milli Folklor Araştırma Dairesi Yayınları: 61; G.Ü. Basın – Yayın Yüksekokulu Basımevi Ankara – 1985

Sadık Hocam emeklerine sağlık.
1969-70’li yıllarda orta okul son sınıfta; ptt’de sonradan Şöför olarak çalışan daha önceden demircilik yapan #aksu18 den rahmetliler Sarı Mahmut’un Oğlu Muhsin Koca’nın yanında 3-4 hafta yaz tatilinde çalışmıştım. Toplama taş kömürü alınırdı teneke ile, ortada ocak, yan tarafında soğutma yalağı, dükkanın ortalak yerinde ocağın böğründe büyükçe bir örs dururdu. Ateş yakılıp kömür tutuşturulduktan sonra malzeme (demir) harlanmış ocaktaki kömürün içine sokulur çırak (Salih) gölüğü gayet sakin yavaş, yavaş çekmeye başlardı. O zaman gölük dizlerimin bir karış altından başlar hemen, hemen omuz hizama kadar geliyordu, gölük kulplarına ellerimi açarak erişebiliyordum, gölük bana göre bir iki numara büyüktü. Demir istenen tava gelmedi ise usta ‘asıl’ dediğinde gölüğü daha hızlı çekerdim. İşlenecek hale gelen demir örse konur, ustanın elinde küçük başlı ve küçük saplı çekici sıcak demir üzerinde nereye vurursa kalfa da daha uzun saplı ve büyük başlı çekiç ile aynı yere vurur, çırak da çembere dahil olmuşsa o da kalfanın vurduğu yere vurur, tik, taka, taka, tik……. Ahenkli şekilde örs üzerindeki demir şekillendirilirdir. Şekillendirme tam olmamış ise demir ateşe tekrar gömülür, gölük çekilir, tik, taka, taka, tik’ler devam eder, şekillenme sonlarına doğru tik, tik, tik, tak, tik, tik… şeklinde çırak aradan çıkar genellikle ustanın küçük çekicinin daha çok sesinin duyulduğu vuruşlardan sonra işlenmiş demir ocağın yanında su dolu yalağa batırılır cossss, hemen yalaktan çıkartılır usta demiri ışığın geldiği tarafa doğru tutar, demirin üzerindeki renk değişimlerini kontrol eder yeri geldiğinde tekrar yalağa sokar ve soğutma tamamlanırdı.
Masa üzerine bir gazete serilir, domates, soğan, peynir, reçel ve fırından yeni çıkmış kıtır ekmek, afiyet olsun. Usta ve kalfa namazlarını eda ederler, çaylar içilir, iş akışına devam. Cumartesi ikindi namazından sonra Ocak kapatılır. (söndürülmez) bedenler temizlenir saat 18 civarında usta haftalıkları dağıtır, dükkan kapatılır, dua okunur, hafta biter. Pazartesi erken gelin diye de tembih edilirdi.