EGOİSTLİK, HALKI KÜÇÜMSEME, RİYAKÂRLIK…
Türk siyasetinde egoistlik, halkı küçük görme (elitizm veya küçümseme), riyakârlık (ikiyüzlülük) ve yalancılık gibi özellikler, toplumun geniş kesimleri tarafından sıkça dile getirilen eleştiriler arasındadır. Bu eleştiriler, partilerden bağımsız olarak neredeyse tüm siyasi aktörlere yöneltilir ve Türkiye’deki kutuplaşmanın, medya etkisinin, güç mücadelesinin ve uzun süreli iktidar/muhalefet dinamiklerinin bir yansıması olarak görülür.
Tarafsız bir bakışla, bunlar bireysel kişilik özelliklerinden ziyade sistemik sorunlar, popülizm, medya manipülasyonu ve seçmen davranışlarıyla bağlantılıdır.
- Egoistlik (Kişisel Çıkar Odaklılık ve Güç Hırsı)
Türk siyasetinde birçok lider ve figür, kararlarını ulusal çıkar yerine kişisel veya ailevî çıkarlara göre aldığı iddiasıyla eleştirilmektedir. Bu, uzun süreli iktidarlarda kaynak dağılımı, yolsuzluk iddiaları veya yakın çevrelere ayrıcalık tanınması şeklinde kendini gösterir. Eleştiriler genellikle “güç zehirlenmesi” olarak tanımlanır ve hem iktidar hem muhalefet partilerinde görülür. Örneğin, sol veya muhafazakâr kesimlerde bile “ego yüksekliği”nin siyaseti felç ettiği söylentisi yaygındır.
- Halkı Küçük Görme (Elitizm ve Küçümseme)
Bu, Türkiye’de en yaygın ve uzun süredir tartışılan eleştirilerden biridir. Özellikle “Beyaz Türkler” olarak adlandırılan şehirli, eğitimli, seküler ve genellikle Kemalist/laikçi kesimlerin, muhafazakâr, taşralı, dindar veya düşük gelirli seçmenleri “cahil”, “göbeğini kaşıyan adam”, “bidon kafa”, “yobaz”, “kıro“, “keko” gibi ifadelerle aşağıladığı iddia edilir.
Bu tür ifadeler, 28 Şubat süreci gibi dönemlerde daha yoğunlaşmış, bazı gazeteciler ve eski asker / siyasetçiler tarafından kullanılmıştır. (örneğin, “göbeğini kaşıyan adam” demokrasiye uygun değil gibi yorumlar). AK Parti ve muhafazakâr kesim, bunu “elitizmin halkı hor görmesi” olarak niteler ve seçim başarılarını buna bağlar. Öte yandan, muhalif kesimlerde de iktidar seçmenine “koyun” veya “sürü” benzetmeleri yapılır. Bu karşılıklı küçümseme, kutuplaşmayı derinleştirir ve siyaseti “biz-onlar” ikiliğine indirger.
- Riyakârlık (İkiyüzlülük)
Siyasetçiler, söylem ile eylem arasındaki tutarsızlıkla sıkça suçlanır. Örneğin: Bir gün “adalet” vurgusu yapanların, kendi lehlerine kararlar aldığında sessiz kalması. Muhalefetteyken eleştirdiği uygulamaları iktidarda yapması (örneğin: Yargı bağımsızlığı, medya özgürlüğü gibi konularda).
Müttefiklerle ilişkilerde aniîdönüşler (örneğin, geçmişte sert eleştiri yapılan gruplarla ittifak).
Bu, tüm partilerde görülür ve “siyasetin doğası” olarak savunulurken, halkta güvensizlik yaratır.
- Yalancılık
Türk siyasetinde yalan veya abartılı vaatler, seçim dönemlerinde yoğunlaşır.
Örnekler arasında:
* Gerçekleşmeyen mega projeler veya ekonomik vaatler.
* Rakip partilere atılan asılsız iddialar.
* Geçmişteki sözlerin inkar edilmesi veya bağlam dışı kullanılması.
* Medyada “Türk siyasetinde absürt yalanlar” listeleri bile çıkarılır. Tüm taraflar birbirini “yalanla siyaset yapmakla” suçlar, bu da kamuoyunda “kimse doğruyu söylemiyor” algısını güçlendirir.
Sonuç olarak, bu özellikler Türk siyasetinin yapısal sorunlarından kaynaklanır: Güç yoğunlaşması, zayıf kurumlar, popülist dil ve medya kutuplaşması. Halkın büyük kısmı siyasetçileri genel olarak “güvenilmez” görürken, bireysel liderler zaman zaman bu eleştirilerden muaf tutulur (Örneğin, “halk adamı” imajı).
Gerçek değişim, şeffaflık, hesap verebilirlik ve kutuplaşmayı azaltan bir siyasi kültürle mümkün olur.
Dipçe… Bu gözlemler, toplumun farklı kesimlerinden gelen yaygın görüşlere dayanır ve hiçbir tarafı tamamen aklamaz veya suçlamaz.
Egoist, karşısındakini küçük gören, riyakâr, yalancı tiplerden uzak durun. Bunlardan ne size ne de ülkemize fayda gelmez. Aksine, çok zararları bulunur.
03 Şubat 2026
M. Hüseyin OĞUZ

