EMPERYALİST YÖNTEM
Emperyalistler Lozan’da özbeöz kardeşlerimiz, akrabalarımız, komşularımız, bizimle etle tırnak gibi olan “Kürt kardeşlerimizin azınlıklar grubuna dâhil edilmesini” şiddetle savunmuşlardı. Bu hususta Türk Heyeti taviz vermedi. Emperyalistlerin o zamanki amacının “ileriye dönük planlarında kullanacakları yeni etnik gruplar oluşturmak” olduğunu şimdi daha iyi anlıyoruz.
Batılı emperyalistler, ülkeleri etnik ve inanç bazındaki farklılıklarını kullanarak kaosa sürükleme ve bölünmeye müsait hale getirmede sonuçlar almışlar ve uzmanlaşmışlar.
1974 Arap-İsrail Savaşı’ndan sonra Arap ülkeleri birlikte hareket ederek, İsrail’i destekleyen Batı ülkelerine karşı petrol ambargosunu yürürlüğe koymuşlardı. Bunun üzerine, ABD derin devleti, Arap devletlerini ayrıştırmak için bir strateji geliştirdi. Bütün Orta Doğu ülkeleri Lübnan gibi etnisite ve inanç zemininde siyasal açıdan ayrıştırılacak, küçük ve kolayca yönetilebilir devletçiklere bölünecekti. Bu emperyalist stratejiye göre milliyetçilik ve millet kimliği yok edilmeli, Batı çıkarlarına karşı çıkabilecek bir millî güç ve direnç kalmamalıydı.
1990’da ABD’nin müdahalesi ve sonrasındaki olaylarla Millî-üniter devlet olan Irak, -ileride temelli bölünmeye müsait- etnik ve mezhep merkezli federal bir devlet yapılanmasına dönüştürüldü. Benzer sistemlerin tohumlarını Sudan’da, Libya’da günümüzde Suriye’de; daha önceleri de Lübnan’da ve Yoğuslavya’da attığına şahit olduk.
Geçmişte Türkiye’de Türk-Kürt ve Alevi-Sünni üzerinden iç savaş çıkarmayı denediler ancak bunda başarılı olamadılar. Kaos ve iç savaş çıkarmak için kullanışlı dış etmenlere ihtiyaçları vardı. Anadolu’ya ikinci bir millet olarak Suriyeli Arapları getirmeyi tasarladılar.
Suriye’de iç savaş sürerken Batının desteklediği taşoran terör örgütleri Suriye’nin kuzeyinde Türkmenleri, Arapları ve kendilerine karşı olan Kürtleri katlederek, korkutup kaçırıp sınırlarımıza sevk ederek bölgeyi boşalttılar. PKK terör örgütü boşalan alanlara yerleştirilerek, bir PKKistan kurulma faaliyeti başlatıldı. PKK’nın Suriye’nin kuzeyinde yaptığı etnik temizlik ile Suriye’nin kuzeyi “Arapsızlaştırılırken/ Türksüzleştirilirken”, Türkiye’nin güneydoğusu ise gelen Suriyeli Arap nüfusun baskısı ile Türksüzleştirilmeye başlandı.
Bu arada, İran sınırından da kaçaklar yoğun şekilde ülkemize giriyorlardı. Bunlar arasında ABD’nin Afganistan’da eğittiği ve ileride Türkiye’de iç karışıklık çıkarmada kullanılabilecek kişiler de bulunmaktaydı. Ne idüğü belirsiz Afrikalı, Asyalı pek çok göçmen ve kaçak Ülkemize doluşmaya başladı.
İçerde ve dışarıda Suriyelilerin Türkiye’de kalmalarının cazip hale getirilmesi ve Türkiye’nin demografik yapısının bozulması nerdeyse teşvik edildi. İçeride vatandaşlarımıza sağlanmayan bazı avantajlar Suriyelilere sağlandı. Dünya Bankası bile Türkiye’ye kredi verme şartlarını
- Verilecek kredilerin bir kısmının Suriyelilerin ekonomik alanda güçlendirilmesi için kullanılmasına,
- 2028 sonuna kadar işe alınacak 22 bin kişiden 11 bininin Suriyeli olmasına ve bunlar tarım alanında istihdamına bağladı.
Sürdürülen görüşmelerde FAO’nun, Suriyelilerin yerleşimci olması için tarım alanında istihdam edilmesini istediği, bu hususta bazı hazine arazilerinin Suriyelilere tahsis edildiği; doğu sınırlarımızın mayından temizlenmesinin Avrupa fonlarıyla desteklendiği yine çeşitli kaynaklarda ifade edildi.
Latin Amerikalıların ve Meksikalıların ABD’ye gelmesini engellemek için ABD-Meksika sınırına duvar inşa ettiren ABD yönetimi, Suriyeli sığınmacıların Türkiye’de kalmasını destekledi. “Herkes İçin Fırsat-Suriyeli Mülteciler” başlıklı bir raporda Suriyelilerin Türkiye, Ürdün ve Lübnan için ekonomik fırsatlar olacağı ifade edildi.
Türkiye’de şu durumda Suriyeli mülteci ve kaçakların oluşturduğu büyük bir nüfus oluştu. Bunlara vatandaşlık verilmesi işlemlerinin son sürat devam ettiği söylenmekte. Yani batılı emperyalistlerin istediği “Anadolu’ya bir millet olarak Suriyeli Arapları getirilmesi” gerçekleşme yolunda.
Üniter devlet yapımız bozulmaya, Anayasamızda tarif edilen Türk Milleti kavramı etnik bazda başkalaştırılarak bir “Türkiyeli” ifadesine dönüştürülmeye çalışılıyor. Bu dönüşüm, uydurma tarih tezi ve din istismarcılığı ile milletimize benimsetilmeye uğraşılıyor. Bu işin tarafları başarılı olur ise;
- Mevzuatımızdaki üniter yapının senedi; Türk milleti kavramı Türk, Kürt ve Arap olarak parçalanacak;
- Türkiye Cumhuriyeti, etnik yapıya göre yeniden dizayn edilecek;
- Bu durum, üç etnik yapıyla kalmayacak, ayrılıkçı diğer yapıları da cesaretlendirecek;
- Eşit vatandaşlıkta bir ve beraber yaşan insanlarımızın birliği, beraberliği bozulacak;
- Ülkemizde emperyalistlerin istediği kaos ortamı oluşacaktır.
İnanç bazında da toplumda ayrıştırmaları körükleyen tarikat görünümlü oluşumlar cesaretlendirilmekte. Kısaca, insanımızı ayrıştırma ve birbirlerine karşı kinlendirme ortamı oluşturulmaya, bir batağa doğru sürüklenmeye çalışılmakta. Şayet;
- Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluş ilkelerinden, millî, üniter ve ulus devlet yapısının muhafazası ve geliştirilmesinden taviz verilmemesi;
- Türkiye’nin bir iç savaş tuzağına sürüklenmesi;
- Ülkemizin Suriyelileşmesi, Iraklaşması, Afganistanlaşması, Lübnanlaşması;
- İŞİT ve benzeri örgütlerin Ülkemizde kan dökmesi;
- Mafya örgütlerinin, uyuşturucu çetelerinin okulların önünde Afganistan’dan, Suriye’den gelen uyuşturucu satması istenmiyorsa, ilk etapta geçici sığınmacıların ve kaçakların Ülkemizden gönderilmeleri gerekiyor. Bu aynı zamanda “İNSANLARIN EN TEMEL İNSANÎ HAKKI OLAN KENDİ VATANINDA YAŞAMA” etiğinin gereğidir. Bu hak emperyalizm tarafından Suriye’de vahşice gasp edilmiştir. Suriyeliler çıkarılan iç savaşla hem ülkelerinden başka ülkelere hem de Suriye içinde göçe zorlanmış, yerlerinden ve yurtlarından edilmişlerdir. Yapılması gereken kendi evlerine, köylerine dönmelerinin sağlanmasıdır. BUNUN DIŞINDAKİ UYGULAMALAR EMPERYALİZME HİZMET EDECEKTİR.
Ayrıca Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin toprak bütünlüğü ve Türk milletinin Anadolu’daki egemenliğinin devam etmesi için acilen;
- TÜRKİYE CUMHURİYETİ’NİN KURULUŞ İLKELERİNİN; MİLLÎ, ÜNİTER VE ULUS DEVLET YAPISININ MUHAFAZASI VE GELİŞTİRİLMESİNDEN TAVİZ VERİLMEMELİ;
- Türkiye Cumhuriyeti’ni yaşatmak ve yükseltmek birinci öncelik olmalı, bunu riske edecek her şeyden kaçınmalı;
- Hukukun herkese eşit uygulandığı, liyakate göre devlet kadrolarının oluşturulduğu bir idareye geçileceği; her Türk vatandaşının huzurlu ve refah içinde yaşayacağı, Türkiye Cumhuriyetinin bireyi olmaktan gurur duyacağı, gönülden “NE MUTLU TÜRKÜM” diyebileceği ortam oluşturulmalı;
- Derlenip toparlanmaya, reel politiğin gereği olan önceliklerimizi belirlemeye, şartları iyi değerlendirmeye, düşürüldüğümüz mevcut durumdan düze çıkmaya yoğunlaşılmalı;
- Devletimizin ortak yaşama ülküsüne sahip tüm fertlerini ayrım göstermeden sevmeli, vatandaşlık bağlarını güçlendirmeli;
- Haraç mezat satılan vatandaşlıkları iptal edilmelidir.
Gün; birlik, beraberlik, kardeşlik, ülkemizin selameti için yapmamız gerekenlerde birleşme günüdür. Tüm bunlar liyakatli, öngörülü ve vatansever kadroların devlet yönetimine getirilmesi ile olabilecektir.
18.07.2025
Gürbüz MIZRAK

