HANGİ İSLAM BİRLİĞİ?
Ütopyalar var. Olması arzulanan, ancak hiçbir biçimde gerçekleşmesi mümkün olmayan hayaller, umutlar, beklentiler… Dünyada sömürünün, açlığın ve yoksulluğun son bulması; savaşların olmaması, bütün dünyada barışın, huzurun hüküm sürmesi; kriminal suçlar başta olmak üzere yeryüzünde hiçbir suçun işlenmemesi gibi.
Dünya Müslümanlarının bir amaç etrafında birlik oluşturmak üzere birbirine kenetlenmesini ve adeta “Asr-ı Saadet”tekine benzer biçimde tek bir devlet gibi hareket etmesini istemek, her Müslüman için ideal kabul edilecek bir temenni. Ne yazık ki, bu düşünce de gerçekleşmesi mümkün olmayan bir ütopya. Buna rağmen ülkemizde ve İslam dünyasında “millet” esasını reddedip “ümmet” esası üzerinden politikalar üretmeye çalışanlar var. Hilafet, şeriat, medrese isteyen Kadir Mısıroğlu, bu düşünceyle: ”Hilafeti getirecekse İngiliz yönetimine razıyım.” diyebiliyordu. Bu düşünceyle, tarih eğitimi olmayan; belgesiz, bilgisiz biçimde Atatürk’e, İstiklâl Harbi’ne, Cumhuriyet değerlerine iftiralar atan kişilerin zırvalarını gerçek sananlar var. Bu düşünceyle televizyon kanalları bunlara saatlerce program yaptırmakta, ciddi sayıda izleyici toplamaktadırlar.
Bırakın bütün dünya Müslümanlarını, aynı millet mensubu Müslümanların oluşturdukları farklı devletlerin bile bir birlik oluşturamadıkları; herhangi bir durumda birlikte hareket edemedikleri çok sık görülmektedir. Arap ülkeleri buna en güzel örnek. Sözde “Arap Birliği” adlı bir örgütleri var; ancak ne kadar birlik oldukları da ortada!
Bugün dünyada ilimde, teknolojide, sanatta en geri olanlar İslam ülkeleri. En çok sömürülenler, en çok ezilenler, içte ve dışta mezhep savaşlarına itilerek birbirine kırdırılanlar hep Müslümanlar. Irak’ta, Suriye’de, Yemen’de her iki taraf Müslümanların “Allahu Ekber” diye haykırarak birbirini en vahşi yöntemlerle katlettiğini görüyoruz.
Irak ve Suriye’de yaşananlar ibret verici. Ne yazık ki, biz de ucundan kıyısından derken boğazımıza kadar bu batağa saplandık. İslam dünyasına bakınca ne görüyoruz? İslam ümmeti denebilecek bir bütünlük var mı? Sünni, Şii, Harici, Selefi, Alevi… say sayabildiğin kadar. Sünnileri sayısı sınırlandırılarak dörde indirilmiş mezheplere böl; bunlara sayısız tarikatı ekle. Aynı işlemi ötekilere de yap. Her birini ayrıca Nurcularda olduğu gibi kendi içinde şucular, bucular, FETÖ’cüler diye bir daha böl. Falanın cemaati, filanın müritleri… diyerek İslamı atomu parçalarcasına parçala (!) İslam bir bedense, hücrelerine varana kadar bütün organları birbirine uyumsuz. Bakın, Menzil lideri öldü, oğulları bir olamayıp cemaatlerini üçe böldüler. Bölmekle kalmadılar, aralarında gitgide gelişen ciddi bir mücadele var. Ben kıyısından köşesinden izlediğimde hep şuna tanık oldum: Farklı tarikatlar şöyle dursun, aynı tarikata mensup olup mürşit makamında bulunan şeyhler bile birbirlerinin aleyhinde; birbirini kötülemekteler. Her cemaat, bir ötekini rakip olarak görüyor. Ortada paylaşılamayan pasta var anlaşılan.
Türkiye için bir beka sorununa dönüşen Suriye ve Irak’taki gelişmeler karşısında Arap Birliği’nin Türkiye karşıtı tutumu ütopya peşinde koşanları uyandırmalı. Herkes hayal dünyasından gerçeklere dönmeli, ayakları yere basmalı.
19.10.2025
Ahmet Salih Erdoğan ERÜZ
E. Öğ. Alb. / Edebiyatçı, Stratejist


