HÜRRİYETİN ATEŞİNDEN TURAN’IN UFKUNA ENVER PAŞA
Tarihin tozlu sayfalarında bazı isimler vardır ki, bir ömür yetmez onlara. Onlar, bir milletin rüyasını omuzlarında taşır, kaderi kendi elleriyle yoğurur, yenilgiyi bile destana çevirir. İsmail Enver Paşa, işte böyle bir isimdir. Hürriyet Kahramanı, Edirne Fatihi, Gazi-i Namdar, Şehid-i Âlâ… O, Osmanlı’nın son demlerinde doğmuş, İmparatorluğun yorgun gövdesine genç bir ruh üflemiş, Turan mefkûresini kalbinin en derininde taşıyarak Orta Asya’nın bozkırlarında can vermiş bir yiğittir.
1881’de İstanbul’da dünyaya gözlerini açan Enver, sade bir ailenin çocuğuydu. Babası Hacı Ahmet, annesi Kırım Tatarı Ayşe Dilara… Çocukluğu Manastır’ın dağlarında, çete savaşlarının gölgesinde geçti. Askerî rüştiyeden Harp Akademisi’ne uzanan yol, onu sadece bir subay değil, bir idealist yaptı. Makedonya’da Bulgar, Rum ve Arnavut çetelerine karşı verdiği mücadeleler, onda milliyet duygusunu ateşledi. 1906’da İttihat ve Terakki’ye katıldığında, artık sadece bir kolağası değil, bir devrimin tohumuydu.
1908’de dağa çıktığında, tarihin rüzgârı onun arkasından esti. Resneli Niyazi ile birlikte “Hürriyet Kahramanı” ilân edildi. Halk onu omuzlarda taşıdı, çocuklar maskelerini yüzlerine taktılar. Meşrutiyet’in yeniden ilanı, onun cesaretiyle mümkün oldu. Berlin ataşeliği yılları, Alman ordusuna duyduğu hayranlığı derinleştirdi; ama asıl ateş, Trablusgarp’ta, Derne ve Tobruk’ta yandı. İtalyanlara karşı Bingazi’de savaşırken, “Vatanı kurtarmak ya da şerefimle ölmek için her şeyi altüst edeceğim.” diyordu. O mektup, bir komutanın değil, bir âşığın feryadıydı.
Balkan Faciası‘nın ardından 1913’te Bâbıâli Baskını ile iktidarı yeniden ele geçirdiğinde, artık Enver Bey değil, Enver Paşa’ydı. Edirne’yi geri aldığında halk ona “Edirne Fatihi” diye bağırdı. Naciye Sultan ile evlenerek hanedanın damadı oldu. Harbiye Nazırı ve Başkomutan Vekili sıfatıyla İmparatorluğun kaderini elinde tutuyordu. Almanya ile ittifak kurdu, Osmanlı’yı Cihan Harbi’ne sürükledi. Ona göre bu, sadece bir savaş değil, Turan’ın kapısını aralama fırsatıydı.
Sarıkamış… Kaderin en ağır imtihanı. Allahuekber Dağları’nda donan on binlerce askerin feryadı, onun da yüreğini parçaladı. Halk şiirlerinde “Enver Paşa ‘Hücum!’ dedi, yarıldı Moskof’un ödü.” diye anlatılsa da, gerçek acıydı. O yenilgiyi Ermenilere fatura ettiği, tehcir kararlarında rol oynadığı iddiaları, tarihçiler arasında hâlâ tartışılır. Kimileri onu “baş sorumlulardan” sayar, kimileri “imparatorluğun son savunma refleksini” temsil ettiğini söyler. Gerçek ne olursa olsun, o günlerden sonra Enver’in yüzünde bir gölge kaldı.
Mondros’tan sonra kaçmak zorunda kaldı. Alman denizaltısıyla İstanbul’dan ayrılırken yaverine şöyle demişti: “Paşam, bütün ef’âlimin hesabını vermeye hazırım… Turan yapacaktık, viran olduk.” Bu itiraf, bir yenilginin değil, bir idealin yorgunluğuydu. Orta Asya’ya gitti. Basmacı Hareketi’ne katıldı, Bolşeviklere karşı Türkistan’da savaştı. “Ben Ulu Turan İhtilal Orduları Kumandanı” diyordu. 4 Ağustos 1922’de Tacikistan’ın Çeğen köyünde, Kurban Bayramı’nda, bir süvari hücumunda şehit düştü. Turan’ın aşığı, Turan’ın toprağına karıştı. “Turan kurban istemiş; Enver Paşa, ‘kurban benim’ demişti.”
Şevket Süreyya Aydemir, onu şöyle tarif eder: “1908’in hürriyet kahramanı… Genç, inançlı, muhteris, hem kaderci hem de kaderini yaratan adam.” İlber Ortaylı, onun subaylığını ve idealizmini vurgular. Halk arasında “Bu milletin ideal ufkunun temsilcisi” diye anılır. Kendi sözleriyle: “Ben Harbiye Nazırı Enver! Allah’a yemin olsun ki, tek varlık gayem, dinim ve vatanım için yaşamaktır.” Ve o meşhur cümle: “Beni Napolyon’a benzetenler oldu, kabul etmem; ben ikinci adam olamam!”
Enver Paşa, kusursuz bir komutan değildi. Sarıkamış’ın soğuğu, savaşın ağır faturası, siyasi hesaplar… Bütün bunlar onun hesabına yazıldı. Ama o, bir milletin en zor anında “ben varım” diyen, hayalini ölümüyle mühürleyen bir figürdü. Hürriyet için dağa çıktı, Edirne için kılıç çekti, Turan için bozkıra gömüldü. Onun hikâyesi, zaferin değil, inancın destanıdır. Çünkü, bazı adamlar yenilse de, ideal ölmez. Enver Paşa, o idealin adıdır.
“Turan yapacaktık, Viran olduk.”
Tanrı, rahmetini bol eylesin.
04 Ağustos 2026
M. Hüseyin OĞUZ

