KAPALI KAPILAR ARDINDA NELER OLUYOR?
Kapalı Kapılar Ardında Ülkeyi pazarlamak…
Türkiye, son yıllarda ekonomik zorluklarla boğuşurken, “ülkeyi pazarlama” kavramı giderek daha fazla gündeme geliyor. Bu ifade, genellikle devlet varlıklarının –enerji santrallerinden altyapı projelerine, telekomünikasyon devlerinden maden rezervlerine kadar– şeffaflıktan uzak, kapalı kapılar ardında yabancı yatırımcılara veya yandaşlara devredilmesini eleştiren bir ifade olarak kullanılıyor. Eleştirmenler, bu süreçleri “millî egemenliğin satışı” olarak nitelendirirken, hükümet yetkilileri ise bunları “ekonomik kalkınma için zorunlu adımlar” olarak savunuyor.
Peki, bu gizli pazarlıklar Türkiye’ye ne kazandırıyor, ne kaybettiriyor? 2025 yılına dair güncel örnekler üzerinden bir inceleme yapalım.
Türkiye’de özelleştirmeler, 1980’lerin neoliberal dönüşümünden beri tartışma konusu. Kamu İktisadi Teşebbüsleri (KİT’ler) olarak bilinen devlet işletmelerinin satışı, başlangıçta “verimsizliği gidermek” amacıyla savunuldu. Ancak pratikte, birçok işlem kamu denetiminden uzak, “kapalı kapılar ardında” gerçekleşti. Örneğin, 2000’lerdeki bankacılık krizinde alınan IMF kredilerinin bir koşulu olarak hızlandırılan özelleştirmeler, şeffaflık ilkelerini hiçe saydı. 2010’larda Türk Telekom’un özelleştirmesi gibi davalar, sürecin “ederinden düşük bedelle” tamamlandığını ortaya koydu.
2025’e gelindiğinde, bu miras devam ediyor. Özelleştirme İdaresi Başkanlığı’nın (ÖİB) raporlarına göre, son yıllarda 65 milyar doları aşan özelleştirme geliri elde edildi; ancak muhalefet, bu rakamların “gerçek değerin çok altında” olduğunu iddia ediyor. Eleştirmenler, işlemlerin TBMM’den kaçırılarak “yandaş mantığıyla” yapıldığını söylüyor. Bu, sadece ekonomik değil, hukuki bir ihlal olarak görülüyor.
Milli egemenlik, kapalı anlaşmalarla yabancı ellere geçiyor.
2025’in ilk yarısında, en çarpıcı örneklerden biri Çayırhan Termik Santrali ihalesi. Stratejik bir kamu varlığı olan bu santral, CHP’nin uyarılarına rağmen “kapalı kapılar ardında anlaşma” iddialarıyla gündeme geldi. Muhalefet, ihalenin şeffaf olmadığını, yabancı yatırımcılara peşkeş çekildiğini savunuyor. Benzer şekilde, Eylül ayında köprüler ve otoyollar gibi altyapı varlıklarının satışı tartışıldı. CHP Milletvekili Nail Çiler, “Milletin çıkarları gözetilmeden, kapalı kapılar ardında” yapıldığını belirterek, iptal çağrısı yaptı.
Telekom sektöründe ise Bilgi Teknolojileri ve İletişim Kurumu (BTK) ile Türk Telekom arasındaki anlaşma skandalı patlak verdi. Sabit hat imtiyazının 2050’ye kadar uzatılması, “sessiz sedasız, kapalı kapılar ardında” gerçekleşti. Saadet Partisi’nden Mustafa Yeneroğlu, bunun şeffaflık ve hukuk devleti ilkelerine aykırı olduğunu vurguladı. sosyal platformlarda kullanıcılar, bu tür anlaşmaları “terörsüz Türkiye komisyonu gibi dikkat dağıtma taktiği” olarak nitelendiriyor; örneğin, Ağustos 2025’te bir kullanıcı, “Ne zaman ülkeyi satmak için iş çevirseler, şeriat tartıştırıyorlar.” diye yazdı.
Ayrıca, Şubat 2025’te hazırlanan İklim Kanun Teklifi, “iktidarın kapalı kapılar ardında” şekillendirdiği bir başka örnek. Komisyon tartışmalarında yöntem eleştirileri yağdı: Kamuoyundan saklanan taslak, çevre ve ekonomi dengesini bozmakla suçlandı. Maden rezervleri gibi stratejik alanlarda da benzer şikâyetler var; nadir toprak elementleri gibi kaynakların özelleştirilmesi, “milletin faydasından uzak” olarak görülüyor.
***
Yatırım mı, Satış mı?
Hükümet cephesi, bu eleştirilere “ekonomik gerçeklik” argümanıyla yanıt veriyor. Özelleştirmeler, “devletin sırtındaki yükü hafifletmek” ve “yabancı sermaye çekmek” amacıyla yapılıyor. Ticaret Bakanlığı’nın 2025 Yurt Dışı Yatırım Raporu’na göre, yabancı yatırımlar pazar erişimini kolaylaştırıyor ve istihdam yaratıyor. Vergi avantajları, çifte vergilendirme anlaşmaları ve vatandaşlık programları gibi teşvikler, yatırımcıları çekiyor: 110’dan fazla ülkeye vizesiz seyahat vaadi, stratejik bir cazibe unsuru.
Özelleştirme İdaresi, süreçlerin “en fazla katkı sağlayacak şekilde” yönetildiğini belirtiyor. Yabancı sermaye, teknoloji transferi ve büyüme potansiyeli getiriyor; örneğin, düşük ücretler ve iç talep, yatırımcılar için avantaj. Ancak Uluslararası Şeffaflık Derneği gibi kurumlar, Türkiye’de özelleştirmelerin hala “yeterince şeffaf” olmadığını raporluyor. Hükümet, eleştirileri “muhalefetin ideolojik engeli” olarak reddediyor, ama somut savunma raporları sınırlı kalıyor.
***
Şeffaflık Olmadan Kazanım Mümkün mü?
Kapalı kapılar ardındaki pazarlıklar, kısa vadede bütçe açığını kapatıyor gibi görünse de, uzun vadede milli varlıkların kaybı ve hukuki belirsizlik yaratıyor. Çayırhan gibi santrallerin satışı, enerji bağımsızlığını tehdit ediyor. Öte yandan, yabancı yatırımların faydaları inkar edilemez – sermaye akışı, istihdam ve büyüme sağlıyor. Sorun, denge: Şeffaf ihaleler ve kamu yararı odaklı anlaşmalar olmadan, “pazarlama” satışa dönüşüyor.
Türkiye, bu döngüyü kırmak için TBMM denetimini güçlendirmeli. Aksi takdirde, kapalı kapılar ardındaki anlaşmalar, geleceğin faturasını bugünün gençlerine ödetmeye devam edecek. Belki de asıl soru şu: Ülkeyi pazarlamak mı, yoksa korumak mı öncelik olmalı?
Gelin şimdi 2000’den 2025’e Kadar Özelleştirilen KİT’ler, Limanlar, Madenler ve Diğer Kamu Varlıklarına bir bakalım..
Türkiye’de özelleştirmeler, Özelleştirme İdaresi Başkanlığı (ÖİB) tarafından yönetiliyor ve 2003-2024 arası toplam 70 milyar doların üzerinde gelir sağladı.
***
KİT’ler ve Sanayi İşletmeleri (Fabrikalar, Holdingler vb.)
Bu kategoride, şeker fabrikaları, çimento tesisleri, demir-çelik gibi kamu işletmeleri öne çıkıyor. AKP döneminde (2002-2025) 99’dan fazla KİT özelleştirildi, kalan kamu sayısı 71’e düştü.
2005: Türk Telekom (%55 hisse) – 6.55 milyar USD (Oger Telecom). Kalan %15 hisse 2008’de 1.87 milyar USD’ye halka arz edildi.
2005-2008: PETKİM Petrokimya Holding – Kısmi hisse satışı, 2.7 milyar USD.
2006: TÜPRAŞ Rafineri – 4.14 milyar USD (Koç Holding).
2006-2010: Şeker Fabrikaları (örneğin Turhal, Alpullu, Çorum) – Toplam 1 milyar USD civarı.
2008: Ereğli Demir Çelik (ERDEMİR) – 2.77 milyar USD (OYAK).
2008: İskenderun Demir Çelik (İSDEMİR) – 2.32 milyar USD (Atlantis Araçları).
2010: ETİ Holding (Mazıdağı Fosfat dahil) – 1.1 milyar USD.
2013: TEKEL Alkollü İçkiler – 1.7 milyar USD (Engelholm).
2013: Hamitabat Doğalgaz Santrali – 732 milyon USD.
2018: 14 Şeker Fabrikası (örneğin Kütahya, Adapazarı, Amasya, Afyon, Burdur, Elbistan, Erzincan, Erzurum, Ilgın, Kastamonu, Kırşehir, Muş, Nigde, Turhal) – Toplam 1.4 milyar USD (çeşitli alıcılar, örneğin Doğuş Grubu).
2020: Ünye Çimento Sanayii – 100 milyon USD civarı.
2023-2024: Çeşitli KİT Kalıntıları (örneğin Sümer Holding’e bağlı tekstil fabrikaları) – Toplam 500 milyon USD.
Diğer Önemliler: Paşabahçe Cam (2004, 140 milyon USD), SEKA Kağıt Fabrikaları (2004-2008, 100+ tesis, 1 milyar USD), Et ve Balık Kurumu (2004, 130 milyon USD), Türkiye Gübre Sanayi (2004-2010, 500 milyon USD).
***
Limanlar ve Deniz Tesisleri
Liman özelleştirmeleri, işletme hakkı devri şeklinde genellikle 20-30 yıllığına yapıldı. 2000-2025 arası 20’den fazla liman tamamlandı, gelir 5 milyar USD’yi aştı.
2003: Derince Limanı – 1.3 milyar USD (33 yıl işletme hakkı, Akfen Holding).
2005: İskenderun Limanı – 1.1 milyar USD (40 yıl, SSA Marine).
2007: TCDD Mersin Limanı – 755 milyon USD (36 yıl).
2008: Salıpazarı Kruvaziyer Limanı (İstanbul) – 702 milyon USD (29 yıl, İSTAÇ).
2008: Kumport Limanı (İstanbul) – 202 milyon USD (29 yıl, Global Ports Holding).
2008: Kuşadası Limanı – 1.2 milyar USD (30 yıl, Global Ports).
2010: Taşucu Limanı – 1.4 milyar USD (30 yıl, Albayrak Grubu).
2011: Çeşme Limanı – 1.1 milyar USD (30 yıl).
2011: Dikili Limanı – 97 milyon USD.
2011: Trabzon Limanı – 40 milyon USD.
2012: Fenerbahçe-Kalamış Yat Limanı – 800 milyon USD (49 yıl, Doğuş Grubu).
2013: Ereğli ERDEMİR Limanı – İşletme hakkı devri (OYAK ile entegre).
2015: Antalya Limanı – Kısmi devir.
2017-2021: Gökçeada Kuzu Limanı – Planlanan, 2021’de tamamlandı (yaklaşık 50 milyon USD).
2024: Diğer Yat Limanları (örneğin Bandırma, Samsun) – Toplam 200 milyon USD.
***
Madenler ve Maden İşletmeleri
Maden özelleştirmeleri, TKİ (Türkiye Kömür İşletmeleri) ve MTA (Maden Tetkik Arama) ruhsatları üzerinden yapıldı. 2000-2025 arası linyit, fosfat, demir gibi rezervler satıldı; toplam gelir 2 milyar USD civarı.
2004: Mazıdağı Fosfat Tesisleri – 23 milyon USD (ETİ Maden).
2005: Hekimhan Demir Madeni – 20 milyon USD.
2006: Güney Ege Linyit İşletmesi – 100 milyon USD (IC İÇTAŞ).
2006: Ayvalık Tuz İşletmesi – 15 milyon USD.
2008: Çankırı Kaya Tuzlası – 10 milyon USD.
2010: Divriği Demir Madeni (ETİ Holding) – 150 milyon USD.
2011: Bursa Linyitleri İşletmesi – 50 milyon USD.
2013: ETİ Bakır (Murgul, Çayeli, Karadeniz Bakır) – 500 milyon USD (Kazakistan merkezli KAZ Minerals).
2014: TKİ Maden Ruhsatları (79528 ve 73021 no’lu, kömür sahası) – 200 milyon USD.
2015: ETİ Krom ve Gümüş İşletmeleri – 100 milyon USD.
2020: Alüminyum Madeni – 50 milyon USD.
2023: Çeşitli Linyit Sahaları (örneğin Afşin-Elbistan) – TKİ’nin kalan varlıkları, 300 milyon USD.
2025: Nadir Toprak Elementleri Rezervleri (kısmi ruhsat devri) – Yaklaşık 100 milyon USD, stratejik madenler.
***
Diğer Önemli Varlıklar (Enerji Dağıtım, Termik Santraller vb.)
2009-2013: Termik Santraller (Çatalağzı, Kangal, Kemerköy, Orhaneli, Seyitömer, Soma, Tunçbilek, Yatağan, Yeniköy) – Toplam 10 milyar USD (örneğin Yatağan 1.65 milyar USD).
2010-2013: Elektrik Dağıtım Şirketleri (18 şirket, örneğin Boğaziçi EDAŞ 1.9 milyar USD, Gediz EDAŞ 1.2 milyar USD) – Toplam 12 milyar USD.
2025: Çayırhan Termik Santrali – 500 milyon USD (yabancı yatırımcıya).
2025: Köprüler ve Otoyollar (işletme hakkı uzatma/satış) – 5 milyar USD tartışmalı devir.
Geldik o önemli soruya elde edilen gelirler ne oldu da iş kale satmaya dayandı.??
Kapalı kapılar ardında neler oluyor?
15 Kasım 2025
M. Hüseyin OĞUZ

