KİTLE İMHA SİLÂHLARI, İSRAİL VE COĞRAFÎ DERİNLİK
İsrail, dolayısıyla ABD, Ortadoğu’da KİS (kitle imha silâhları) konusunda son derece duyarlıdırlar. Bölgede hiçbir ülkenin onlara, özellikle nükleer silahlara sahip olmasını istemezler. İsrail ve ABD’nin bugün İran, geçmişte Irak düşmanlığında bunun önemli rolü vardır. Türkiye’de Rusya iş birliğiyle nükleer santral yapımına başlanmasıyla Türkiye’ye karşı duyarlılıkları da artmıştır. Nükleer santral demek, nükleer teknolojiye ve silâh yapımına doğru atılan bir adım demektir.
İsrail derinliği olmayan, coğrafî açıdan küçük bir ülkedir. Tek bir nükleer bombayla tümüyle yok edilebilir. Teknolojik gelişmeler küçük boyutlu; ama eskiye göre çok daha etkili nükleer silâhları gündeme getirmiştir. Hatta büyükçe bir bavul içinde bir biçimde bir ülkeye sokulan bir nükleer bombanın patlatılma olasılığı artmıştır. İsrail’in yurt içinde derlenip toparlanacağı, yeniden güç bulacağı bir derinliği yoktur. Bu durum; İsrail’i ve dolayısıyla ABD’yi her biri ayrı önemde üç stratejiyi aynı anda ve birlikte uygulamaya zorlamaktadır.
BİRİNCİSİ, bölgede Türkiye dahil hiçbir ülke KİS’e, özellikle nükleer silâhlara sahip olmamalıdır. Bu amaçla uluslararası anlaşma ve yaptırımlara başvurulmakta, bunlarla sonuç alınamaması durumunda Saddam’ın Irak’ında ve İran’da görüldüğü gibi hava saldırılarıyla, gerekirse savaşla KİS üretimi engellenmektedir.
NPT (Nükleer Silâhların Yayılmasının Önlenmesi Antlaşması): 1970 yılında yürürlüğe giren ve Türkiye dahil 190’dan fazla ülkenin taraf olduğu bu temel anlaşmaya göre; ABD, Rusya, Çin, İngiltere ve Fransa dışındaki ülkelerin nükleer silâh üretmesi veya edinmesi kesinlikle yasaktır. Bu beş nükleer güç dışındaki devletlerin tamamına yakını nükleer silâh sahibi olmamayı taahhüt etmişlerdir. NATO nükleer silâh paylaşımı, nükleer silâha sahip olmayan müttefik üye ülkelerin topraklarında ABD nükleer silâhlarının bulundurulmasını ve bu silahların olası bir savaş durumunda ortaklaşa kullanılmasını öngören bir NATO stratejisidir. NATO üyesi bazı ülkelerde kullanım ve kontrolleri ABD elinde olmak üzere bu çerçevede nükleer silâh bulunmaktadır. İsrail’de özel anlaşmayla ABD nükleer silâhları bulunduğu bilinmektedir. Bunların dışında Pakistan, Hindistan, Kuzey Kore anlaşmaya katılmayarak kendi nükleer silâhlarına sahip olmuşlardır. Anlaşma öncesinde bulundukları ittifaklar içinde nükleer silâh sahibi olduğu bilinen Ukrayna, Kazakistan, Belarus, Güney Afrika vardır.
İKİNCİSİ, bölgedeki bütün üniter devletler bölünerek güçsüzleştirilmelidir. ABD’nin diplomatik ve ekonomik baskısıyla ülkeler üniter yapılarını bozup federasyona dönüşmeye zorlanmaktadır. Bu konuda Irak ve Suriye’de arzulanan sonuca büyük ölçüde ulaşılmıştır. İç savaşlar desteklenmekte, terör ve anarşi körüklenmektedir. Sekiz yıl süren İran-Irak savaşı örneğindeki gibi savaşların alt yapısı düzenlenip bölge ülkeleri birbirine kırdırılmaya çalışılmaktadır. Suudî Arabistan-Yemen çatışmaları da bu çerçevede değerlendirilmelidir.
ÜÇÜNCÜSÜ, İsrail vadedilen topraklara doğru genişleyerek coğrafî stratejik derinliğe erişmelidir. İklim değişikliği ve dünyada kurak kuşağın kuzeye doğru genişlemesiyle su, bölgede en önemli stratejik madde olacak; petrolden daha büyük bir zenginlik oluşturacaktır. Vadedilmiş topraklar bölgenin en zengin, en önemli su kaynaklarına sahiptir. İsrail, şimdiden Suriye’de Golan tepeleri ve daha kuzeyindeki, Lübnan’ın güneyindeki su kaynaklarını ele geçirmiştir. Dicle, Fırat, Şattülarap havzaları (Mezopotamya) İsrail’in iştahını kabartmaktadır.
İsrail’in üç bin yıllık hedefi, emelleri değişmez. Aşama aşama gelinecek son bellidir. Sona ulaşmada karşısına çıkmak bir yana ilerisi için bu yolda minicik bir olasılık taşıyan hiçbir oluşumun gelişmesine fırsat vermez. İsrail, Siyonist diasporasıyla varlığının çok ötesinde bir güce; ABD, Batı ve daha önemlisi küresel finans desteğine sahiptir. Birleşmiş Milletler teşkilâtının ve uluslararası hukukun kararlarını, uyarılarını hiçe sayan ve karşılığında yaptırımlara uğramayan korunmalı bir terör devletidir.
Bütün bunları değerlendirmeden dış politika yürüten her ülke, eninde sonunda İsrail’in emellerine hizmet ederek zilletle boyun eğer. Bölgede İsrail ve ABD’nin piyonluğuna soyunan, ütopik hayallere kapılan etnik topluluklar her durumda çok büyük yıkımlarla karşılaşmaya hazır olmalıdırlar. İsrail, ulaşabilirse vadedilmiş topraklarda – müttefik olarak bile – minicik bir ihtimalle de olsa sonradan dert olabilecek başka hiçbir yapıya, devlete izin vermeyecektir. Bugünün Suriye’sinin İsrail karşısındaki aczi, uğradığı her saldırıya boyun eğişi iyi anlaşılmalıdır. İsrail, işlemi tamamladığında Suriye ve ona ortak edilen YPG, bugünleri bile arayacaktır. Filistin’in varlığına tahammül edemeyen, tek bir Filistinli bile bırakmamaya azimli, soykırım konusunda Hitler’i aratmayan İsrail, vadedilmiş topraklarda başkalarıyla birlikte yaşamaya razı olur mu? Herkes, boş hayalleri bırakıp gerçeklere bakmalıdır.
26.09.2026
Ahmet Salih Erdoğan ERÜZ
E. Öğ. Alb. / Edebiyatçı / Stratejist

