KÖTÜ VE İYİ’NİN KAVGASINDA NE TARAFTAYIZ?
Bazen unutulan sebeplerle, bazen de unutulmayacak olay ve çıkar hesaplaşmaları ile hep kavga eder dururuz. Kavga ve akabinde katl; ezeli ve ebedî bir durum. Kabil ile Habil’den günümüze ve sonraki zamanlara kadar uzanacak trajik öyküler öbeği…
Bölüşememe, paylaşamama ve daha çok kazanma ihtirası, ses duyurma ve sesi kabul ettirme güdüsü, “Ben istersem yaşarsın” paranoyası ve daha nice insanımsı özellikler, insanlara zarar verdi, vermeye devam ediyor.
Kavga, iki taraf arasında olur. İnsanların huzurlu yaşama gereksiniminden oluşturulan devletlerin kavgaları da aynıdır. İnsanımsıların kavgasından çok da farklı değildir. Neticede, bilinen 6 / 7 bin yıllık insanlık tarihi, KAVGALAR TARİHİ olarak kendini gösterir. Ailede, sokakta, bölgede, ülkede ve bütün yeryüzünde bin yıllardır devam ede gelen kavga…
Kişi düzeyinde de, toplum ve devlet düzeyinde de eğer kavga olacaksa, nedenleri de olmalıdır. Hatta, bir neden yetmez, birçok neden bir arada olsun ki, kavgalar meşruiyet kazansın; kavgayı çıkaran kişi / toplum veya devlet gerekçesini ortaya koysun. Bu kavgalara meşruiyet kazandıran gerekçeler, EKONOMİ’dir, MİTOLOJİ’dir, SİYASET ERKİ’dir. Bu gerekçeler, bazen ÖZGÜRLÜK’tür, ADALET götürmedir, HUZUR’a kavuşturmadır. Bazen de hepsidir…
Sizce, İsrail ve ABD öncülüğünde BATI İTTİFAKI’nın İran’a saldırmasının gerekçesi ne olabilir?
Sahi, İran’a neden saldırıldı? İsrail ve ABD’nın amaç ve niyeti nedir? Hâlâ, insanlık bilmez mi? Salağa yatan konumda, ölümünü bekleyen milyonlarca mankurtun bir araya geldiği coğrafyada yaşamak ne kadar zor olsa gerek.
Fırsat buldukça arz ettiğimiz gibi, KÖTÜ ve İYİ’nin kavgası, geçmişte vardı; yarın da var olacaktır. Burada KÖTÜ, İsrail / ABD ve BATI İTTİFAKI’dır. İYİ ise, kötülerin azim ve cesaretine sahip olmayan, mezbaha önünde kesilmeyi bekleyen koyunlar misali Ortadoğu’daki insanlardır.
Düşünebiliyor musunuz; İsrail, arz-ı mevud’a ulaşabilmek için, her türlü şeytanca oyunbazlığı sahneye koyuyor ve Epstaine şantajlarıyla emir kulu konumuna soktuğu Batılıları arkasına takmış yürüyor. İsrail, nasıl talimat verirse, BATI, onu uyguluyor. İsrail, ne konuşmuşsa BATI kulak kabartıyor ve dikkatlice dinlemek zorunda kalıyor. İnsanlık, böyle şeytanca bir düzenle karşı karşıya…
Düşünebiliyor musunuz; bir ülkenin dinî önderi, cumhurbaşkanı, genelkurmay başkanı, kuvvet komutanı, istihbarat başkanı öldürülüyor; ne o milletten ne de tüm insanlıktan İNSANLIK ADINA bir tepki yansımıyor; var olanlar da “maksat, yerini bulsun”un ötesine geçmiyor. MOSSAD ve CIA ajanları, en üst siyasetçi ve bürokratların hemen yanı başında konuşlandırılıyor, İran gizli servisi SAVAK önlem almıyor / alamıyor. İran, perişan…
Dünya Devlet Başkanı İSRAİL ve onun en büyük jandarması ABD; önlemlerini almış ve iyi hazırlık yapmış hava ve deniz ordularıyla -nükleer hariç- bütün gücüyle saldırıyor; buna rağmen, istenen ölçüde bir galibiyeti henüz sağlayamıyor. İsrail DEMİR KUBBESİ, Çin destekli İran füzeleri ile etkisizleşiyor.; Telaviv başta İsrail şehirleri tarumar ediliyor. Yahudiler, sığınaklarından çıkamayacak durumda yeni hal çareleri arıyor. Kavga bu ya, saldırı yapılan da, saldıran da telafisi mümkün olmayan yaralar alıyor. Şeytanın istediği de tam bu olsa gerek.
Öbür taraftan insanlık havarisi Türk hükümeti, bugünkü tabloyu çok önceki yıllarda görmüş olmalı ki, Türkiye – İran sınırındaki mayınları temizlettiriyor ve saldırıdan korkan İranlıların mülteci sıfatıyla Türkiye’ye kolayca gelebilmesine zemin hazırlıyor. (!) Ehh mezhep farklılığı olsa da, aynı dinin mensubuyuz ve ÜMMET’İZ. Kardeşliğimizi bilmemiz gerekir. Kavganın kızışmasına paralel İran’dan ne kadar mülteci alacağız, merak etmiyor değilim.
Doğrudur, İran coğrafyası bir İslâm coğrafyasıdır. Ama, daha ötesi bir TÜRK coğrafyasıdır. Nüfusunun % 60’ı TÜRK soyludur. Selçuklu, Safevî, hatta daha öncesinde Akhunlar, Karahanlı devletleri de bu coğrafyada uzun yüzyıllar hüküm sürdü. Dolayısıyla, kardeşiz, iyi ve kötü günde birlikte olmaktan zevk duymak zorundayız. Bilinen tarihiyle, bu topraklar OĞUZ TOPRAĞI’dır. Güney Azerbaycan Türkleri başta, Kaşkaylar, Türkmenler yüzyıllar boyunca coğrafyaya hükmetti ve mührünü vurdu. Günümüzdeki şuurlu İran Türklerinin gözü ve kulağı ANKARA’da, BAKÜ’de ve TEBRİZ’dedir. Bu potansiyel, tüm İran coğrafyasının huzuru ve birliği açısından etkin biçimde değerlendirilebilir / değerlendirilmelidir.
Yazılarımızda ve konuşmalarımızda arz ettiğimiz gibi, İsrail / ABD öncülüğünde BATI İTTİFAKI’nın asıl hedefi; TÜRKİYE ve bütün Türklerdir. Bu önemli gerçek, bir an olsun unutulmamalı inancındayız. Unutan aydınlarımız, siyasetçilerimiz, bürokratlarımız tarihin tozlu sayfalarında lânetle anılacaktır.
Yine unutulmamalıdır ki, İran’da olduğu gibi, ülkemiz içinde de MOSSAD, CIA ajanları cirit atmaktadır. Bugün İran’ın başına gelenler, yarın Türkiye’nin de başına gelebilir. Çünkü, KÖTÜ yanında yer alanların plânı / hedefi budur. Öyleyse, yıpranan SİYASET, millet yararına yeniden dizayn edilmeli; güvenilmeyen SİYASETÇİ profili de, acilen değişmelidir. Bunu kim yapacak? Milletin taa kendisi…
Amasya tamiminde, Erzurum ve Sivas Kongrelerinde olduğu gibi; “Milletin geleceğini ve özgürlüğünü, yine milletin azim ve kararı kurtaracaktır.”
Başka çare YOKTUR. Çare, milletin bütünleşmesinde, bilgi ve bilincinin artmasındadır. Aksi takdirde, Anadolu Türklüğü yok edilecek, demektir.
01.03.2026
Prof. Dr. Ahmet KIYMAZ
