Türkiye’de Siyaset Dizaynı Hedef ve Sonuçları
“Bir siyasal kuruluşun uzun süre varlığını koruyabilmesi için, o toplumun ihtiyaçlarına ve milletin vicdanına dayanması lazımdır.” Gazi Mustafa Kemal ATATÜRK
KUKLA-İP VE SAHİP
Türkiye’de Siyaset Dizaynı Hedef ve Sonuçları
Türkiye’de siyaset tarihi yalnızca sandıkta verilen oylarla yazılmadı. Görünmeyen (?) eller, gizli ipler ve sahne arkasındaki sahipler, defalarca halkın iradesine pranga vurmaya çalıştı. 1939’dan bugüne uzanan kırılma noktaları, aslında tek bir zincirin halkalarıdır. Bu zincirin amacı milli iradeyi ipotek altına almak, bağımsızlığı zayıflatmak ve ülkeyi küresel çıkarların aparatına dönüştürmektir. Şimdi işe bu değişimin en belirgin haliyle yakın zamandan itibaren sermaye-medya ve iktidar muhalefet ilişkileri ile değişen siyasetin yüzünü yeniden hatırlayalım. Sonra, İktidar ile muhalefet arasındaki bağı/ilişkiyi ikinci bölüm yazımda ele alacağım.
1979–1980: TÜSİAD İlanları, 24 Ocak Kararları ve 12 Eylül
13 Mayıs 1979’da TÜSİAD’ın gazetelere verdiği ilanlarla Bülent Ecevit hükümeti hedef alındı [1]. Ara seçimde yaşanan kayıp ve ardından gelen istifa, sermayenin doğrudan siyasal iktidarı devre dışı bırakma pratiğinin açık örneğiydi. 24 Ocak 1980 kararlarıyla birlikte neoliberal ekonomi modeline geçişin önü açıldı. TÜSİAD bu kararların en büyük destekçisiydi. Vehbi Koç’un 12 Eylül’den sonra Kenan Evren’e yazdığı mektup, sermaye–asker ittifakının belgelerinden biridir [2]. Sebep ekonomik kriz, sonuç ise bağımsız kalkınma yolunun kapatılıp dışa bağımlılığın derinleştirilmesiydi.
1993–1996: Özal’ın Ölümü, Güç Boşluğu ve Sertleşen Güvenlik Politikaları
17 Nisan 1993’te Cumhurbaşkanı Turgut Özal’ın ani ölümü, yalnızca bir liderin kaybı değil, aynı zamanda siyaset sahnesinde büyük bir boşluğun doğuşuydu. Özal’ın ölümü sırasında Şam’da yürütülen gayriresmî temaslar yarıda kaldı. Abdullah Öcalan ile ateşkes ve siyasallaşma arayışını görüşmek üzere gönderilen heyet, yoldayken ölüm haberini aldı. O görüşmelerde “Türkiye’de öyle bir güç var ki Özal’ı onlar öldürdü” yorumu yapıldı [3]. Aynı süreçte NATO’nun 5B fıkrasının devreye gireceği tehdidi dile getirildi [4]. Hatip Dicle’nin aktardığına göre Özal, “gelsin, kendini kabul ettiriyorsa başbakan da olur” sözleriyle çözüm ihtimaline kapı aralıyordu [5]. Ancak bu kapı kapandı. Tansu Çiller’in 10 Ekim 1993’te Viyana’da “Bask modeli” çıkışı da sonuç vermedi ve Türkiye 1993–1996 arasında kesintisiz bir savaşa sürüklendi [6].
Washington çizgisi ise Çekiç Güç üzerinden sürdürüldü. Demirel döneminde bu görev gücü 1996’ya kadar uzatıldı; Camp David’den gelen teşekkür mesajları bağımlılığın sürdüğünü teyit ediyordu [7]. Sebep Özal’ın ölümüyle siyasallaştırma kanalının kapanması, sonuç ise güvenlikçi politikaların sertleşmesi ve çatışmanın kesintisizleşmesiydi.
1990’lar: Medya–Sermaye Vesayeti ve Kartel Savaşları
Özal’ın en büyük miraslarından biri medya düzeniydi. Medya patronları devletin yönünü etkileyen aktörlere dönüştü. Gazeteciler “kanaat önderi” gibi davranarak siyaseti yönlendirmeye başladı. TÜSİAD çevresi sermayeyi ve kurumlar arası dengeyi belirleyen bir vesayet gücüne dönüştü [8].
Aydın Doğan bu dönemin sembol ismiydi. 1993’te Tansu Çiller’e destek verip 1994’te Hürriyet’i alarak medya gücünü büyüttü, fakat 1996’da Mesut Yılmaz’la hizalandı. Çiller’le yaşanan canlı yayın polemikleri, medya–siyaset ilişkilerinin nasıl kişisel çıkarlarla örüldüğünü ortaya koydu [9].
Aynı yıllarda medya patronları bankacılığa girdi: Aydın Doğan (Dışbank), Dinç Bilgin (Etibank), Uzanlar (İmar ve Adabank), Erol Aksoy (İktisat Bankası), Enver Ören (İhlas Finans) [10]. Bu kurumlar siyaset üzerinde baskı aracı olarak kullanıldı. Bankaların çoğu 2001 kriziyle TMSF’ye devredildi ama milli ekonomiye verilen zarar kalıcı oldu.
Promosyon savaşları ise basını ticari rekabete sürükledi. Hürriyet’in Uzan grubunu “medya teröristi” ilan etmesi, Rekabet Kurulu’nun cezaları ve Basın Konseyi tartışmaları, halkın haber alma hakkının sermaye savaşlarının kurbanı haline geldiğini gösterdi [11].
Futbol yayın hakları da siyasetin bir aracı yapıldı. 1996–1999 arasında Cine5’in şifreli yayın havuzu Uzan grubuna büyük güç sağladı. İstanbulspor’un satın alınması, ATV ve Kanal D’nin “anti-şifre” kampanyaları sporun bile sermaye çıkarlarına teslim edildiğini gösterdi [12].
2001 Krizi ve 2002 Sonrası İktidar Dönüşümü
2001 ekonomik krizi bankacılık sistemini çökertti. Kemal Derviş’in IMF destekli reformlarıyla finansal bağımlılık derinleşti [13]. DSP–MHP–ANAP koalisyonu çöktü ve halkın siyasal elitlere güveni sarsıldı. Bu zeminde 2002 seçimlerinde AKP tek başına iktidara geldi. Sebep ekonomik kriz, sonuç ise siyasetin yeni aktörler eliyle yeniden tasarlanmasıydı.
2002–2013: AKP’nin Yükselişi, Medya ve Sermaye İlişkileri
2002–2013 arasında AKP, AB uyum süreci ve “reform” söylemleriyle dış desteği arkasına aldı. Medya patronları iktidarla hizalandı. Doğan Grubu vergi cezalarıyla baskı altına alındı, Sabah–ATV gibi gruplar el değiştirerek iktidara yakın sermayeye geçti [14]. 2007 Cumhurbaşkanlığı krizi, 2008 Doğan Grubu’na kesilen cezalar ve 2010 referandumu, iktidarın devletin tüm dengelerini kendine göre dizayn etmesinin aşamaları oldu.
2013–2016: Gezi ve 15 Temmuz
2013’te Gezi Parkı protestoları halkın iradesinin yeni bir ifadesi oldu. Ancak medyanın tutumu, CNN Türk’ün “penguen belgeseli” gibi sembollerle, bağımsız basının çöküşünü gösterdi [15]. Aynı yıl Cemaat ile iktidar arasındaki çatışma, 17–25 Aralık operasyonlarıyla açık savaşa dönüştü. 2016’daki 15 Temmuz ise Türkiye’nin siyasal düzenini kökten sarstı. Ardından ilan edilen OHAL ile devlet kadroları yeniden dizayn edildi. [16].
2018–2023: Başkanlık Sistemi, Medya Tekelleşmesi ve Krizler
2017 referandumu sonrası Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi’ne geçildi. Bu sistem, siyasal güçlerin tek merkezde toplanması anlamına geldi. Demirören’in Doğan Medya’yı satın almasıyla medyada tekelleşme tamamlandı [17]. Sosyal medya ve internet alanı da yeni yasalarla baskı altına alındı. Ekonomi ise 2018 kur şoku, 2021 sonrası hiperenflasyonla ağır krizlere sürüklendi. Sebep sistem değişikliği, sonuç demokratik alanın daralması ve medya özgürlüğünün yok olmasıydı.
2023–2025: Yeni Yüzyılda Krizler ve Direniş İhtiyacı
6 Şubat 2023 depremleri devlet kapasitesini tartışmaya açtı. Halk, liyakatsizliğin bedelini ağır ödedi. Aynı yıl yapılan seçimlerde muhalefetin dağınıklığı iktidarın yeniden konsolidasyonuna yol açtı. Ancak genç kuşakların sosyal medya üzerinden siyasallaşması, yeni bir direniş hattının doğuşunu işaret etti. Ekonomik bağımlılık, dış fon tartışmaları ve anayasa değişikliği planları, milli iradeyi yeniden zincire vurma girişimleri olarak sahneye çıktı [18].
Sonuç: Kuklalar, İpler ve Sahipler
1979’dan 2025’e uzanan tablo nettir: TÜSİAD’ın 1979 ilanlarıyla başlayan sermaye vesayeti, 12 Eylül darbesiyle resmileşti; 1993’te Özal’ın ölümüyle güvenlik sertleşmesi yeniden devreye sokuldu; 2001 kriziyle eski düzen çöktü, 2002 sonrası yeni iktidar kuruldu; 2013–2016 kırılmaları ve 2018 sistem değişikliğiyle Türkiye otoriterleşti; 2023 sonrası ise toplumsal krizler derinleşti.
Sonuç olarak Türkiye’de siyaset dizaynı, hiçbir zaman yalnızca seçimler ve sandıkla sınırlı kalmamıştır. Asıl belirleyici olan, sermayenin el değiştirmesiyle birlikte güçlenen veya tasfiye edilen sermaye gruplarıdır. Bu süreçte, algı operasyonları medya ve medya patronları aracılığıyla yürütülmüş, kitlelerin yönetilmesi için en güçlü araç olarak kullanılmıştır. Bir dönemin sermayesi çeşitli operasyonlarla eritilip yok edilirken, bir sonraki dönemde etkinleştirilecek başka odaklara yol açılmış, siyaset de bu doğrultuda kamu ve özel alanlardaki kadrolaşma ile birlikte yeniden şekillendirilmiştir. Böylece değişen devlet yapısı, değişen sermaye gruplarıyla paralel ilerlemiş; iktidarın hangi ellerde yoğunlaşacağına bu sermaye hareketliliği karar vermiştir.
Türkiye’de ekonomik değişimler siyaseti doğrudan etkilemiş, krizler ve dönüşümler yeni aktörleri sahneye sürmüştür. Ancak bu aktörlerin varlığı, kendi iradelerinden çok, ipleri ellerinde tutan güç odaklarının tercihlerine bağlı olmuştur. Siyasetin kimin elinde ip, kimin kukla olduğu bu noktada açıkça görülmektedir. Sahip, her zaman sermaye oligarşisinin ötesinde küresel hegemonyadır. Bu hegemonya, ipleri yöneten asıl güçtür. Ancak ipler miladını doldurdukları vakit, kuklalarla birlikte değişmekte, fakat sahnelenen oyun asla değişmemektedir.
Bu oyunun en tehlikeli yanı ise, demokrasinin varmış gibi gösterilmesidir. Halkın bu oyuna nasıl seyirci kaldığı, gerçek bir katılımcı demokrasinin yokluğu ile doğrudan bağlantılıdır. Özellikle başkanlık sistemi ile birlikte halktan uzaklaşan bir anlayışın hüküm sürdüğü açıktır. Katılımın azaldığı, halkın yalnızca seçim günü hatırlandığı bir düzen içinde demokrasi yalnızca bir vitrin olarak kullanılmaktadır.
Böylece, Türkiye’de siyaset dizaynı komplike ve sistematik adımlarla yürütülmüş, sermayenin el değiştirmesiyle birlikte hem ekonomik düzen hem de siyasal yapılar yeniden inşa edilmiştir. Halkın iradesi ise çoğu zaman bu süreçte edilgen bir seyirci konumuna itilmiştir. Oysa gerçek demokrasi, kuklaların değiştirildiği bir sahne oyunu değil; halkın ipleri kendi eline aldığı bir düzenle mümkündür.
Ama biz seyirci değiliz. Kuklanın iplerini kesecek, sahibini tarihin karanlığına gömecek ve milli iradeyi yeniden hâkim kılacak kudreti taşıyoruz.
Kaynakça
[1] TÜSİAD İlanları, Cumhuriyet Gazetesi, 13 Mayıs 1979.
[2] Vehbi Koç’un Kenan Evren’e Mektubu, 1980 sonrası yazışmalar.
[3] Şam görüşmeleri, dönemin heyet raporları ve basın yansımaları.
[4] NATO 5B tehdidi, dönemin diplomatik söylemleri.
[5] Hatip Dicle röportajları, anılar.
[6] Tansu Çiller’in Viyana konuşması, 10 Ekim 1993.
[7] Camp David görüşmeleri sonrası ABD açıklamaları.
[8] TÜSİAD raporları ve dönemin medya analizleri.
[9] Aydın Doğan–Çiller–Yılmaz ilişkileri, Hürriyet Arşivi, 1993–1996.
[10] TMSF raporları, medya patronlarının bankacılık faaliyetleri.
[11] Rekabet Kurulu kararları, Basın Konseyi tutanakları, 1990’lar.
[12] Cine5 futbol yayın havuzu belgeleri, TFF kayıtları, 1996–1999.
[13] Kemal Derviş reformları, IMF raporları, 2001–2002.
[14] Vergi cezaları ve medya el değiştirmeleri, 2007–2010 basın arşivleri.
[15] Gezi Parkı protestoları, medya arşivleri, 2013.
[16] 15 Temmuz Darbe Girişimi raporları, TBMM ve medya belgeleri.
[17] Demirören–Doğan Medya satış anlaşması, 2018.
[18] 6 Şubat 2023 Depremleri, TBMM raporları ve medya yansımaları.
07.09.2023
Güneş Altuner
