MEKTEP VE MEDRESE
Şanlıurfa ve Kahraman Maraş’ta milletimizi yasa, endişeye, inanılmaz hayretlere boğan okul saldırıları üzerine, her an pusuda bekleyen yıkıcı zihniyet, kabahati çağdaş eğitime atarak Cumhuriyet’e, Atatürk’e, lâikliğe saldırma fırsatı buldu. Hatta fırsat bu fırsat diyerek 23 Nisan Bayramı’nın kutlanmamasını, onunla ilgili bütün etkinliklerin durdurulmasını isteyenler oldu.
Tam aksine 23 Nisan Bayramı, şehit yavrularımızı anmaya vesile edilerek çağdaş eğitimin önemini en vurgulu biçimde ortaya koyacak etkinliklerle kutlanmalıdır.
Okul saldırılarının sebep ve sonuçları üzerine pek çok yazı yazıldı; yararlı çözümlemeleri ortaya kondu. Biz konunun gerici çevrelerce “Kemalist eğitim” adı verilerek suçlanan çağdaş eğitim kısmı üzerinde duralım.
Yükselme dönemlerinin başarılı eğitim öğretim kurumu medreselerin gerileme dönemlerinde zamana ayak uyduramadığı pek çok araştırmayla ortaya konmuştur. Osmanlı İmparatorluğunun son dönem padişahları III.Selim, II.Mahmut, Abdülmecit, Abdülaziz’in saltanatları, her alanda çağdaşlaşma, Batı’yı örnek alma, Batı’dakilerin benzeri çağdaş kurumlar oluşturma çabalarıyla doludur. Eğitim öğretimde çağdaşlaşmada en ileri atılımlar Sultan II.Abdülhamit dönemindedir. Türkiye Cumhuriyeti’nin bazı ünlü liseleri onun eseridir ve hâlâ o dönemde inşa edilen muhteşem binalarında eğitim öğretime devam etmektedirler. İstanbul Haydarpaşa, Konya, Bolu, Kastamonu, Trabzon, Bağdat, Yemen liseleri, Konya Sanayi mektebi, Sanayi-i Nefise Mektebi, Polis Mektebi, Kız Sanayi Mektebi, Hendese-i Mülkiye Mektebi, Gümrük Mektebi bunlardandır. İlk ve orta öğretim okullarının binlercesi.
Mevcut yapıları ve eğitim öğretim programlarıyla medreseler 16. yüzyıl sonlarından itibaren çöküştedir. Ünlü Kâtip Çelebi (1609-1657) eserlerinde medreselerdeki bozulmayı anlatır. Aklî ilimlerin (matematik, geometri vb. fen derslerinin) medrese müfredattan kaldırılmasından yakınır. Akliyat tabir ettiği serbest ilahiyat, tabiat, riyaziyat dersleri alınmadıkça bihakkın Müslüman mütefekkiri yetişmeyeceğini söyler. Medreseden çıkıp kadılık görevine atanacak kişilerden örnekler verir:
”Bir kadıya bir davacı gelip ’Ben bu adamdan 100 zira (dirsekten orta parmak ucuna kadar bir uzunluk ölçüsü) eni, 100 zira boyu olacak arsa satın aldım. Bu bana 50 zira eni, 50 zira boyu olan iki arsa verdi. Alacağımın yarısını vermiş oldu.’ dese hendese bilmeyen kadı nasıl hüküm verecek? 50×50, 100×100’ün yarısı değil, dörtte biridir.
Bir adam biriyle 4x4x4 zira boyutunda bir kuyu kazdırmak için 8 akçeye anlaşsa, kazıcı 2x2x2 zira kazıp işi bıraksa ve yarısını yaptım diye 4 akçe istese, davalık olsalar, hendese bilmeyen kadı ‘Evet, hakkı 4 akçedir.’ derken hendese bilen kadı ‘Hakkı 1 akçedir, işin ancak sekizde birini yapmıştır.’ der.”
Sonrası daha da kötüdür. İşim ucu beşik ulemalığına kadar varır. Medrese müderrisinin çocuğu olmak müderris olmaya yeter. Evet medreselerden büyük âlimler yetişmiştir. Ancak, 17. yüzyıldan sonra medreselerde yetişmiş Batı’daki bilim ve teknoloji aydınlanmasıyla yarışacak kaç tane bilim adamımızın adını biliyoruz?
Medreselerin, çağın gerektirdiği eğitim öğretimi vermekten uzak olduklarının görülmesiyle Osmanlı döneminde 19. yüzyıldan itibaren Mühendishane-i Berri-i Hümayun, Mühendishane-i Bahri-i Hümayun (kara ve deniz mühendislik fakülteleri) kurulmuştur. Muallimin (erkek öğretmen) ve muallimat (kız öğretmen) mektepleri, sanayi mektepleri, idadiler (lise), rüştiyeler (orta okul), askeri okullar, bazı meslek okulları açılmıştır.
Bu eğitim öğretim atılımlarına paralel olarak sosyal ve kültürel alanda da çağdaşlaşma gereği kaçınılmaz olarak ortaya çıkar. Gazete, tiyatro, Batlı edebî türler, güzel sanatlar ve bunlara ait kurumlar girer toplum hayatına. Hukuk, ticaret, gümrük işleri, belediye teşkilatları alanında Batılı tarzda yeni mevzuat düzenlemeleri yapılır.
Sonuç, çağdaşlaşmak kaçınılmaz bir hayat gerçeğidir. Ondan uzak kalan ezilir, yok olur. Adlandırma önemli değil. Bugünün çağdaş üniversitesinin adını değiştirip medrese diyebilirsiniz. Ama, bugünün çağdaş üniversitesini geriye döndürüp orada medrese programı uygulamaya kalkamazsınız. Tıpkı çağdaş tarım teknolojilerini bırakıp kara saban çağına dönmek gibi olur. Tıpkı hastalıklarla savaşmada çağdaş tıbbı terk edip kocakarı ilaçlarından medet ummaya benzer. “KEMALİST EĞİTİM” DENİP HORLANMAK İSTENEN EĞİTİM, II.ABDÜLHAMİT’İN DE AMACI OLAN ÇAĞDAŞ EĞİTİMDİR, ONDAN UZAKLAŞAN KARANLIKTA KALIR.
20.04.2026
Ahmet Salih Erdoğan ERÜZ
E. Öğ. Alb. / Edebiyatçı / Stratejist

