MİLLÎ MÜCADELE’NİN GİZLİ KAHRAMANLARINDAN AHMET ESAT TOMRUK (İNGİLİZ KEMAL)
Ahmet Esat Tomruk, nam-ı diğer İngiliz Kemal…
Vatanın en karanlık dehlizlerinde, ölümün nefesini ensesinde hissederek yürüyen bir gölge kahraman. Sarışın, mavi gözlü, çelik yumruklu bir Türk evladı ki, İngiliz aksanıyla konuşurken bile yüreği Anadolu toprağının ateşiyle yanardı.
Galatasaray Lisesi’nin sıralarından Londra’nın sokaklarına, oradan Çanakkale’nin siperlerine uzanan bir hayat… Babasını beş yaşında kaybeden bu çocuk, kaderin ona sunduğu her darbeyi bir silaha çevirdi. İngilizce’si Oxford’luyu kıskandıracak kadar temiz, Fransızca, Rumca, İtalyanca dillerini de ekleyince; o, düşmanın içine sızmak için biçilmiş kaftan haline geldi.
Çanakkale’de topçu asteğmeni olarak düşman siperlerine mermi yağdırırken yaralandı. Ama asıl yaralanmaz yarası, vatanın işgal altındaki haliydi. Teşkilat-ı Mahsusa’nın kara çetecileri Kara Kemal ve Dramalı Rıza’nın yanında yetişti; casusluk sanatının en acımasız, en soğukkanlı ustalarından ders aldı.
Sonra geldi Millî Mücadele’nin o ateşten yılları…
İngiliz üniforması giydi, İngiliz gibi yürüdü, İngiliz gibi içti, İngiliz gibi küfretti. Ama her gece, karanlık bir köşede diz çöküp “Allah’ım, bu milleti kurtar.” diye dua eden bir Türk’tü o.
Yunan karargâhlarına “Amerikalı gazeteci” kılığında sızdı. Subaylarla kadeh tokuştururken harita üzerinde parmak gezdiren generallerin ağzından en gizli taarruz plânlarını aldı. Biga’da Kuva-yı Milliye’ye sığındığında, yiğitler ona “İngiliz Kemal” adını taktılar; çünkü düşman İngiliz’i kandıran bir Türk’tü o.
Yakalandı mı?
Evet, defalarca.
İşkence tezgâhına yatırıldı mı?
Say say bitmez.
Ama dudaklarından tek bir Türkçe kelime dökülmedi. Dişlerini sıktı, kan kustu, kemikleri kırıldı; yine de “Ben İngiliz’im” diye haykırdı. Vatan için sustu, vatan için kan kustu.
Verdiği her istihbarat, cephede bir zafer doğurdu. Yunan ordusunun attığı her adım önceden biliniyordu. Sakarya’da, Dumlupınar’da o yumruk gibi sert istihbaratlar olmasa, belki tarih başka yazılacaktı.
Hafif sıklet boks şampiyonuydu 1932’ye kadar; yumrukları demir gibiydi. Ama asıl yumruğu, düşmanın kalbine indirdiği o sessiz, görünmez yumruklardı.
Savaştan sonra?
Unutuldu.
Yoksulluk içinde yaşadı.
TBMM’nin bağladığı vatanî hizmet aylığını bile almadı; “Ben vazifemi yaptım, karşılığını Allah’tan isterim” dedi.
14 Şubat 1966’da, o destansı yürek durdu.
Ama, bıraktığı iz durmuyor.
Ey Ahmet Esat Tomruk, İngiliz Kemal…
Sen ki vatan için İngiliz oldun,
Sen ki işkenceye gülerek dayandın,
Sen ki İstiklal Madalyası’nı göğsüne değil, vicdanına taktın…
Türk milleti seni hiçbir zaman unutmayacak.
Çünkü sen, karanlığın içinden doğan ışığın ta kendisiydin.
Bir destanın adıydın: İngiliz Kemal.
Ve o destan, hâlâ her Türk gencinin damarlarında kan olarak akıyor.
Tanrı, rahmetini bol eylesin.
24 Mart 2026
M. Hüseyin OĞUZ




