MİLLÎ MÜCADELE’NİN GİZLİ KAHRAMANLARINDAN: MEBRUKE HANIM
Mebruke Hanım…
Osmanlı’nın son nefesinde, karanlıkta parlayan bir kılıç gibiydi o. Teşkilat-ı Mahsusa’nın gölgeler içindeki dişi kurdu, vatanın en derin yaralarına merhem olurken kendi kanıyla imzasını atan efsanevî bir hanımefendi.
Şam’ın tozlu sokaklarında, Fransız konsolosluğunun taş duvarları arkasında saklanan, imparatorluğu parçalayacak sırları taşıyan kasanın başına dikildi, gözü kara bir fedai grubuyla. 1913-1914 yılları… Dünya yangına hazırlanırken, Osmanlı’nın istihbaratının en gizli ve en cesur operasyonu orada, o ağır korunan binada başladı.
Mebruke Hanım, peçesinin altında çelikten bir irade, ipekten bir cesaretle sızdı kaleye. Erkeklerin bile tereddüt edeceği o anlarda, o adım attı. Patlayıcılar konuştu, kasa parçalandı, belgeler -İngiliz-Fransız ittifakının Ortadoğu’yu nasıl böleceğinin haritası- Osmanlı’nın eline geçti.
Ama zafer, bedelsiz olmadı. Patlamanın şiddetiyle yaralandı, kanı taş zemine damladı. Kaçış yolunda bile belgeleri korumayı başardı. Geride bıraktığı tek iz: kasanın yanında bulunan bir tutam kadın saçı.
İşte o saç teli, İngiliz istihbaratının en büyük kâbusu oldu.
Çöldeki tilki Lawrence -Arabistanlı Lawrence- öfkeyle kudurdu. “Bir kadın mı yaptı bunu?” diye haykırdı. Şam’dan Beyrut’a, Kahire’den İstanbul’a kadar bütün ağlarını devreye soktu. Kimdi bu hayalet? Nasıl bu kadar kusursuz kaybolmuştu?
Mebruke Hanım ise çoktan izini kaybettirmiş, belgeleri Teşkilat’ın merkezine ulaştırmıştı. Lawrence’ın yakalayamadığı, tarihin bile tam yakalayamadığı o kadın, bir gölge gibi kayboldu. Adı az duyuldu, resmî kayıtlarda silik kaldı; çünkü o, kahramanlık için alkış beklemeyenlerdendi.
O, sadece bir ajan değildi:
Vatan sevgisinin ete kemiğe bürünmüş haliydi,
Kadın iradesinin destansı ispatıydı,
Karanlıkta bile ışık tutan bir Anadolu yiğidiydi.
Mebruke Hanım’ın hikâyesi yarım kalmış bir destandır aslında. Fotoğrafları az, satırları kısıtlıdır; ama ruhu hâlâ dolaşır oralarda… Şam’ın dar sokaklarında, İstanbul’un işgal günlerinde, çöldeki rüzgârda…
O bir isim değil, bir ruhtur.
O bir kadın değil, bir çağın sessiz çığlığıdır.
O, unutulmuş olsa da unutulmayacak olanların en büyüğüdür.
Ruhun şâd, mekânın cennet olsun, ey Mebruke Hanım…
Senin sayende hâlâ dimdik ayaktayız.
Tanrı, rahmetini bol eylesin.
25 Mart 2026
M. Hüseyin OĞUZ




