RABBİN KEFENİ
Kara toprak bağrına, iki paralel çizgi,
Çizmiş kutsal ayaklar; “yol” diyerek cepheye.
Mevsimler değişse de, yürekler haziranmış,
Gönüller bir bir bağlı, imiş Kocatepe’ye.
Kağnı beşik olurken, cephanenin koynunda,
O can pare küçüğüm, mermilerle kardeşmiş.
Kara Fatma yoldaşı, Şerife Bacıların;
Bayrağın gölgesinde, Mehmetlerle kardeşmiş.
Yeni kan gerekliyken, yeni can bulmak için;
Yolları arşınlayıp, o kışta, kıyamette;
Kağnılar ağıt yakıp, haykırırken boşluğa;
Nasıl değer verilir, belli o emanete.
Duygular Yunanlının bombasına eş iken;
Yola çıkmış kafili müthiş kar yağıyorken;
Çocuğunun örtüsü, kundakmış cephaneye;
İrade çeliktenmiş; nabızlar yorulurken.
Kafili ilerlerken, bir genç gelin geriler;
Emanet iki değil, üçmüş ona verilen:
Birisi can borcuymuş, diğeri de cephane,
Bir yavrucak kundakta, O ölürken dirilen.
Kağnı yavaşladıkça, kalbi hızla çarparmış.
Mermiler arasından yavrusu da ağlarmış.
Bacılar Ordusu’ndan bir yiğit bacı inler;
Hem de cepheden gelen top sesleri dinlermiş.
Var gücüyle kağnının yüklenmiş arkasından;
Sıyrılmak istiyormuş, bu gönül yarasından.
Kara haber ulaşıp, kışladan “gözcü” çıkmış;
Sıyırıp çıkarmışlar, karların arasından.
Savaş sürüp giderken, millet çok fakirleşmiş;
Şerife Bacılar’a bir top kefen yetmemiş.
Rengini veriyorken al bayrağa kanları;
Senelerin üstünden aşarlar zamanları.
Şehitler kefenlere ihtiyaç mı duyarlar?!.
O kefenler bayrağa ne de güzel uyarlar.
Bayraktaki ay-yıldız o beyaz kefendendir;
Bütün Türklük âlemi, bundan şeref duyarlar.
Kağnısının başında, Şerife Bacıların;
Ruhları kutsallaşıp, Mevlâ‘sına ulaşmış.
Beyaz kefenler gibi, yüzü beyaz nurdanmış.
Kefen olarak O’nu, Rabbim karlara sarmış.
23.10.2025
Sadık SOFTA


