ŞAİRİN SAHNE NOTU
16 Ekim 2025 Tarihli Şiir Dinletisi Üzerine Bir Kişisel Değerlendirme…
Uzun bir suskunluk döneminden sonra ÇAYASAD yeniden sahne çalışmalarına başladı. Bu uzun soluklu aradan sonra, ÇAYASAD’ın ilk etkinliği “şiir ve şehir buluşması” sloganıyla, “Hazan Akşamları” şiir dinletisi, 16 Ekim 2025 Perşembe günü saat 20.00’de Çankırı Atatürk Kültür Merkezi’nde gerçekleştirildi.

Şairlerin sesi sahnede yankılanmaya başladığında, herkesin içinde taşıdığı o sessiz sorunun cevabı da ortaya çıktı: Bu kadar uzun bir ayrılıktan sonra “şiir ve şehir buluşması” nasıl karşılanacaktı? İlgi olacak mıydı? Salon dolacak mıydı? Cevap, Çankırı halkının ilgisiydi. Salon doluydu. Program tam saatinde başladı. Şiir, yeniden ses buldu. Şehir, yeniden dinledi.
Etkinliğin sunumunu üstlenen Nadir Kayaş, her şairi sahneye davet ederken yalnızca isim okumadı; sözleri ve anlamlı mısralarla sahneye geçişte bir şiirsellik de kattı. Bu sunum biçimi, dinletinin ruhunu besledi. Her davet, bir vefa cümlesi gibiydi. Şairler sadece sahneye çıkmadı; bir anlamın içine adım attılar. Bu vurgulama hem güzeldi hem de yerindeydi. Dinleyiciyle sahne arasında kurulan bu bağ, gecenin şiirsel dokusunu daha da güçlendirdi.
Şairler sahnede yer almak için salondan yürüdüklerinde, heyecanları açıkça hissediliyordu. Her ne kadar telaşlarını göstermemeye çalışsalar da, o sakin yürüyüşlerin ardında bir iç kıpırtı vardı. Bu telaş, şiirler okunurken daha da belirginleşti. Her dizeyle birlikte, şairin iç sesi sahneye taşındı. Sakinlik, dikkat ve gösterilmek istenmeyen bir huzursuzluk… hepsi sahnede adeta dile gelmiş gibi idi. Bu, sadece bir performans değil; bir iç yolculuktu. Her şair, kendi şiiriyle birlikte sahneye değil, kalbine yürüdü hem de duygularının üstüne basa basa. Aslında bu duygu bende de hâkimdi. Benim gibi bütün şairlerde aynı heyecanı, aynı iç kıpırtıyı gördüm. O anda sahnede yaşanan şey, bireysel değil; ortak bir duygu selinden ibaretti.

İlk Adımların Yankısı: Sahnedeki İlk Sesler…
Hepimiz, uzun bir suskunluğun ardından yeniden ses bulmanın hem sevincini hem de yükünü taşıyorduk. Ama bu gecede bir başka anlam daha vardı: bazı şair arkadaşlarımız ilk defa sahneye çıkıyordu. Onların yürüyüşü, bakışı, sesi… hepsi ayrı bir heyecan taşıyordu. Belki de bu an, onların hayatlarında yeni bir dönüm noktasının başlangıcıydı. İlk defa seslerini bir topluluğa duyurmak, şiirlerini sahnede yankılatmak… Bu, unutulmaz bir ilk adım olabilirdi. Bizler için bir dönüş olan bu gece, onlar için bir doğuştu belki de.

Şiire yeni bir başlangıç, sonrasında sahneye ilk adım…
Bu belki de onların ilk heyecanlı, sayılı günlerinden biriydi. Yaşananlar, ömür boyu unutamayacakları anı defterinin ilk sayfası olmalıydı. Bu anları zamanında bizler de yaşamıştık.
İlk başlarda sahnenin ağır yükü, heyecanın zirvesine yelken açtığınız demler… Telaşlı bir vaziyette saklamaya çalışsanız da zangır zangır titreyen yüreğinizin, sık sık küt küt atan kalbinizin o periyodik atışına inat belirsiz titremeleri… En çok da bacaklarınızın sizi dinlememesi. Tatlı bir heyecandır bütün bunlar. Sahneye ilk adım, sadece bir yürüyüş değil; bir iç titreyiştir. Ve bu titreyiş, şiirin sesine karıştığında, sahne gerçek anlamını bulur.
Şiirin Müziğe Yaslanışı
Dinletide her şair, şiirini bir fon müziği eşliğinde seslendirdi. Şiirin müzikle buluşmasının sihrini bir kez daha görüyorduk. Dinleyicinin pür dikkat kesildiği açıkça görülüyordu. Hem şairlerin şiirlerine ses tonuyla kattığı anlam bütünlüğü, hem duygu yüklenmesi ve müziğin buna tam anlamıyla katkı sunması vardı.
Şairlerin genelinin kendi şiirlerini okuması, usta şairlerin bunu sahneye yansıtması kadar; müzikte de aynı şekilde işinin ehli olduklarını gösteren bir performans vardı. Daha da önemlisi, şiirlerin arasında gerçekleştirilen müzikal eserler de bir o kadar yerinde ve güzeldi. Bu sahnede olanları dinlemek ve izlemek gerçekten gerekliydi. Çünkü bu buluşma, sadece bir dinleti değil; şiirle müziğin birbirine yaslandığı bir ruh akışıydı.
Bu tercih, sahneye ayrı bir derinlik kattı. Şiirin müzikle buluşmasının sihrini bir kez daha gördük. Dinleyicinin pür dikkat kesildiği, sahnedeki sesle birlikte duygusal bir yolculuğa çıktığı anlar yaşandı.
Şairlerin ses tonuyla şiire kattığı anlam bütünlüğü, şiirin duygu yüküyle birleştiğinde, müzik bu akışı tamamlayan bir birleşmenin özünü yakaladı. Özellikle şiirlerini okuyan şairlerin sahneye taşıdığı içtenlik, usta şairlerin sahne hâkimiyetiyle birleşince, ortaya güçlü bir anlatım çıktı.

Bu anlamlı gecede sahne alan şairler şunlardı:
• Murat Yıldırım – “Çocuklar”, “Uzak Şehirler”
• Şerafettin Erdoğan – “Çankırım”
• İlknur Han – “Aşk”, “Kıyıdaki Hüzün”
• Muhittin Tekmen – “Biri Var”, “Unutmak”
• Müyesser Yayılkan – “Ay ışığında yıkanmış düşler”
• Ahmet Kurt – “Yılkı Atı”
• Ferda Yenikeçeci – “Hatıralar”
• Yüksel Aslan – “Mor sümbüller açıyor dudaklarımda”
• Sadık Softa – “Sonbahar Benim”, “Oy… Oy…”
• Cem Ali Yaman – “Nan gibi”
• Mehmet Akif Demirelli – “Ben yalnızca ellerine”
• Murat Yıldırım – “Solmuş Çiçekler Açıyor Dudaklarımızda”, “Benimle Yürür Müsün?”, “Uzak Şehirler”
Müzikal eşlikleriyle gecenin şiirsel dokusuna katkı sunan sanatçılar da sanatsal değerlerini ortaya koydu ve bu şiirsel ortama ruh kattılar:
İsmail Çubukçu, Tamer Keçeli ve Samet Aslan bu yönleri ile dinleyicinin ilgisini çekerek takdir kazandılar.
Şiirlerin arasında icra edilen müzikal eserler, geçişleri yumuşattı, duyguyu taşıdı. Bu sahnede olanları dinlemek ve izlemek gerçekten gerekliydi hissi verdi. Çünkü bu buluşma, sadece bir şiir dinletisi değil; şiirle müziğin birbirine yaslandığı, sesin ve sözün birlikte yankılandığı bir kültürel tanıklığı gerçekleştirerek güne damgasını vurdu.
18.10.2025
Sadık SOFTA

