ŞEHADETİNİN 107. YIL DÖNÜMÜNDE HASAN TAHSİN
Gerçek adı Osman Nevres olan bu yiğit, 1888’de Selanik’te doğmuş, kalemiyle yıllarca mücadele etmiş, en sonunda ise tabancasıyla tarihe “ilk kurşun”u kazımış bir kahramandır. O, işgalin karanlığında bir kıvılcım çakan, milletin uyanışını tetikleyen efsanevî bir gazeteci ve şehittir.
Selanik’in asil topraklarında doğan Osman Nevres (Hasan Tahsin), gençliğinde Teşkilat-ı Mahsusa gibi gizli teşkilatlarda vatan için görevler üstlenmiş, zorlu yollara düşmüş bir vatan evladıydı. Paris’te Sorbonne’da eğitim görmüş, fikirlerle yoğrulmuş bir entelektüeldi. Ancak kalemi, emperyalizmin pençesine karşı en keskin kılıçtı. İzmir’e yerleştiğinde Hukuk-u Beşer (İnsan Hakları) gazetesini çıkardı; işgale, zulme, teslimiyete karşı ateşli yazılar kaleme aldı. Halkı direnişe çağırdı, Redd-i İlhak Cemiyeti’nin öncüleri arasında yer aldı.
15 Mayıs 1919… İzmir’in o kara günü. Yunan Efzon Alayı’nın seçkin askerleri, zafer naraları ve yerli Rumların alkışları eşliğinde Kordonboyu’na ayak basıyordu. Kalabalık suskundu, korku ve çaresizlik hâkimdi. Ama bir adam vardı ki, yüreği vatan ateşiyle yanıyordu. Koyu renkli takım elbisesiyle kalabalığın arasından sıyrıldı. Gözleri düşman bayraklarında, sesi gökleri yırtarcasına yükseldi: “Olamaz, olamaz! Böyle ellerini kolunu sallaya sallaya giremezler!”
Cebinden revolverini çıkardı ve tarihin akışını değiştirecek o ilk kurşunu sıktı. Efzon Alayı’nın bayraktarını (bazı rivayetlere göre iki askeri) vurdu. Tabancasındaki tüm mermileri düşmana yağdırdı. Yunan askeri, şaşkınlık içindeydi; böyle bir direniş beklemiyorlardı. Tek başına, destansı bir cesaretle bir ulusu ayağa kaldırdı. Yanında yeterince yandaşı yoktu. Yunan askerleri ateş açtı, süngüledi… Hasan Tahsin, 31 yaşında Kordonboyu’nda, Saat Kulesi’nin yakınlarında şehit düştü. Naaşı oracıkta kaldı; ama ruhu Anadolu’nun dört bir yanına yayıldı.
O kurşun, sadece mermi değildi. Bir milletin uyanışının, bağımsızlık ateşinin kıvılcımıydı. Aydın’da, Balıkesir’de, her yerde direniş ateşleri yandı. Türk Kurtuluş Savaşı’nın ilk meşalesi orada yakıldı. Hasan Tahsin, kalemiyle yazdığı gibi silahıyla da gösterdi: Sefalet içinde yaşamaktansa ölmek daha hayırlıdır, ölelim!
Tarih boyunca nice şair, yazar ve vatansever onun için destanlar, şiirler yazdı. O, “İlk Kurşunu Atan Yiğit” olarak anıldı:
“Düşmanlarca işgal edilince vatan, / Silahı ile düşmana kurşun atan. / İzmir’de halk hareketini başlatan, / İlk kurşunu atan yiğit Hasan Tahsin.” (Şiirlerden birinde yankılanan sözler)
“O kurşun aslında bir ulusun uyanışı ile Yunanın denize dökülüşüydü.”
“Kalemini bıraktı, silahı aldı. İzmir’e ayak basan işgal askerlerine sıktığı o ilk kurşun, sadece bir mermi değildi. O, bir halkın yeniden ayağa kalkışının, teslim olmayan bir milletin var oluş manifestosuydu.”
Bazı kaynaklar, onun tek başına bir tabura meydan okuduğunu, korkusuzca “Korkmuyoruz, gelsinler. Hattâ masum Türk’e kastı olan bütün dünya gelsin.” diye haykırdığını aktarır. Gazetesindeki yazılarında namus, milliyet ve direniş vurgusu yapar; “Milliyet esasını sosyalizmin reddetmediği, binaenaleyh namuslu sosyalistlerin evvela milliyetperver olmaları zarureti” gibi vecizeler bırakmıştır.
Bazı tartışmalarda “ilk kurşun”un kime ait olduğu sorgulansa da, halkın gönlünde ve millî hafızada Hasan Tahsin, direnişin sembolü olarak taht kurmuştur. Konak Meydanı’ndaki İlk Kurşun Anıtı, onun anısını ebedileştirir. Bülbüldere Mezarlığı’ndaki kabri ise vatanseverlere ilham olur.
Hasan Tahsin, ey yiğit! Senin o tek kurşunun, nice orduları harekete geçirdi. Senin fedakârlığın, Mustafa Kemal’in önderliğindeki büyük zaferin öncüsü oldu. Ruhun şâd olsun, mekânın cennet olsun. Senin gibi kahramanlar sayesinde bu vatan hâlâ ayakta, hâlâ özgür!
Tarih, seni destan kahramanı olarak yazdı. Unutmayacağız, unutturmayacağız!
Tanrı, rahmetini bol eylesin.
15 Mayıs 2026
M. Hüseyin OĞUZ

