ŞEHADETİNİN 55. YIL DÖNÜMÜNDE ÜLKÜCÜ ŞEHİT ERTUĞRUL DURSUN ÖNKUZU
Bozkırın Yiğit Kuzusu Ertuğrul Dursun Önkuzu…
Dağların gölgesinde, bozkırın yüreği Tokat’ın Zile ilçesinde, 1 Ocak 1948 kışında bir yiğit doğdu dünyaya. Adı Ertuğrul Dursun Önkuzu‘ydu; “Kuzu İmamlar” soyundan gelen, mütevazı bir sobacı babanın, Hacı Abdullah Efendi’nin ve sadık anası Yeter Hanım’ın tek erkek evladı. Sanki göklerden bir fermanmış gibi, bu çocukluktan beri ruhunda taşırdı Türk-İslam ülküsünün ateşi. Zile Sanat Enstitüsü Tesviye Bölümü’nde ellerini demir gibi yoğururken, bir yandan da Kur’an kursunda hocaların dizdiği ilim pınarlarından kana kana içti. Müftü Hoca Arif Efendi’nin terbiyesiyle yoğruldu, milli değerlerin kılıcıyla donandı. Henüz delikanlı iken, dostlarıyla Zile Ülkü Ocağı’nı kurdu; seminerlerde sözleri yıldırım gibi çakılır, bozkurtların ulumasıyla yankılanırdı salonlar. O, bir kuzu değil, kurt soyunun son bekçisiydi; durmaz, dur durak bilmez bir yiğit!
Ankara’nın taş sokaklarına adım attığında, 1968 baharında, Erkek Teknik Yüksek Öğretmen Okulu’nun kapısından içeri girdi. Orası, fikirlerin çarpıştığı bir arena; sol rüzgârlar esiyor, komünist fırtınalar okulu işgal etmiş, bayraklar indirilmiş, ezanlar susturulmuştu. Ama Önkuzu, durur mu? Ülkücü kardeşleriyle omuz omuza, vatan toprağını savunmaya koyuldu. Okulun koridorlarında nöbet tutar, solcu akınlara karşı kale gibi dikilirdi. O günler, kanla yazılmış bir destanın ilk dizeleriydi; Ülkücü Hareket’in ilk şehitleri arasında, Yusuf İmamoğlu ve diğer yiğitler düşmüştü. Dursun, onların yolunda bir meşale gibi parladı, bozkurt ulumasıyla haykırdı: “Bu bayrak düşmez yere, ölmedikçe son kuzu!”
Ve o kara gün geldi çattı: 20 Kasım 1970. Okulun işgal altındaki kalbine sızdı solcu kalabalık; Önkuzu’yu yakaladılar, üç gün üç gece cehenneme çevirdiler ruhunu. Vahşi pençelerle dövdüler bedenini, jiletlerle derisini parçaladılar, parmaklarını kırdılar, ciğerlerini bisiklet pompasıyla şişirip hava doldurdular – sanki bir ejderhanın nefesiyle boğazlıyorlardı yiğidi! Acı içinde kıvranırken bile, dilinde dua, yüreğinde iman: “Allah’ım, vatan için!” diye fısıldadı. 23 Kasım sabahı, gün doğarken, okulun üçüncü katından aşağıya, 11 metrelik boşluğa attılar onu; ceset düştü yere, ama ruhu göklere yükseldi. 22 baharında, bir kuzu gibi masum, bir bozkurt gibi asil, şehit düştü Ankara’nın Beşevler semtinde. Doktorlar ve savcılar inceledi: İşkence izleri silinmişti belki, ama yürekler biliyor, tarih yazıyordu gerçeği.
Cenazesi, Maltepe Camii’nde kılınan namazla uğurlandı; Kızılay’dan Site Yurdu’na taşınırken, polis barikatları önünde fırtına koptu. İki polis, dört yiğit yaralandı o kargaşada. Öfkeden alev alev yanan Ülkücüler, intikam ateşiyle üç solcu öğrenciyi –Hikmet Parabakan, Abbas Balkır ve Sinan Gündüz’ü– kaçırdı; onlara aynı vahşeti tattırdılar, bacaklarından tavana astılar, jiletlerle işaretlediler. Ülkü Ocakları’na baskın geldi; 71 yiğit gözaltına alındı. Ama ne fayda? Dursun’un kanı, toprağa değil, millet damarlarına karışmıştı artık. Cenazesi, Zile’nin kutsal topraklarına gömüldü; kabri başında dualar yükseldi, bozkırlar uludu.
Ölümünden beri, Önkuzu bir destan oldu Türk milletinin dilinde.
Yazar Emine Işınsu, “Sancı” romanında onun acısını, imanını kaleme aldı; sanki bir epik şiir gibi aktı sayfalar. Şair Niyazi Yıldırım Gençosmanoğlu, “Önkuzu” şiiriyle haykırdı:
“Önkuzu hey! Önkuzu! / Önde gider Önkuzu… / Anası ‘Dursun’ demiş… / Durmaz… gider Önkuzu! / Kuzu yürür… kuzu yürür… / Önde Önkuzu yürür… / Kuzular meledikçe / Gönlüme sızı yürür!”
Mustafa Yıldızdoğan besteledi bu dizeleri, türkü oldu, yürekleri dağladı.
2015’te “Kafes” filminde canlandı sahneleri, 12 Eylül’ün karanlığında bile parladı adı. Gâzi Üniversitesi’nde B Blok’a ismi verildi, her taşında yaşadı yiğit.
Katilleri –Akif Atasayan, Erdinç Gündüz ve diğerleri– yakalandı, yargılandı; ama Ecevit affıyla özgür kaldılar, vicdanlar ise zincirli kaldı.
Bugün, 23 Kasım 2025’te, şehitliğinin 55. yılında, Önkuzu’nun ruhu hâlâ esen rüzgâr; bozkırın yiğit kuzu’su, Ülkücü Hareket’in ebedi bekçisi. O, durmadı, gitmedi; yaşar her Türk gencinin damarında, her bozkurt ulumasında. Bayrak düşmesin diye, son kuzu gibi dikilmek için…
Ruhun şad olsun, Ertuğrul Dursun Önkuzu!
Senin adınla yürür millet, senin imanınla yükselir!
23 Kasım 2025
M. Hüseyin OĞUZ


