2025, takvimden düşen bir yaprak gibi sessizce geçip giden bir yıl olmadı. Daha çok, uzun süredir bastırılan bir gerçeğin nihayet yüzeye çıkışı gibiydi. O yüzeye çıkan şey umut değildi; ama umudun neden bu kadar zorlaştığını açık eden bir hakikatti. Bu yüzden 2025’i yaşanmış bitmiş bir yıl olarak değil, idrak edilmiş bir kırılma olarak görüyorum.
Bu yıl boyunca yazdıklarım, olup biteni kronolojik bir sırayla anlatma kaygısı taşımıyorum. Çünkü bugün anlatmak istediğim mesele yaşadığımız değişken olaylar değil; olayların arkasındaki niyet. Söylenenler ile uygulananları daha iyi gözler önüne sermek. 2025’te sık kullanılan ancak anlamlarından uzak olarak uygulanan bazı kelimeleri özet olarak birkaç kelime ile anlatacak olursak… Bu yıl “Normalleşme” dendi, ancak muhalefet anormal bir çerçevede anlamını kaybetti. “İstikrar” dendi, ancak toplumun yaşadığı ekonomik istikrarsızlık, kaos ve bunalım sonucu despotizm baş göstermeye başladı. “Terörsüz Türkiye” dendi, ancak Türksüz Türkiye amaç edinildi. Aile yılı finali ahlaki çöküşün zirvesini gözler önüne sererek tamamladı. Bu yıl sorulması gereken pek çok soru varken sorgulamalar ile sorular özellikle susturuldu. Bu suskunluk, yılın en yüksek sesiydi.
Yazılarımda tekrar tekrar aynı konulara dönemsel olarak dönmem bundandı. Çünkü bazı sorular; yanıtı alınana kadar yazılmalı, konuşulmalı, tartışılmalı… Örneğin silahların susmasının(?), niyetlerin sustuğu anlamına gelmediğini. Dağdan inenlerin masaya oturmasının, masanın masum olduğu anlamına gelmediğini özellikle anlatmaya çalıştım. 2025, yine maskelerin değiştiği ama yüzlerin aynı kaldığı bir yıl oldu. Ve bu değişimi en net biçimde ele veren şey, kullanılan dildi. Çözüm süreci yılsonunu çözümsüzlük ile 2025 yılını kapattı, DEAŞ ve İşid gibi elemanlarının kullanımı ile gündem yine istenilen yönde değiştirildi.
İhanet bu topraklarda biçim değiştirir ama özünü kaybetmez; yalnızca aktörleri, kavramları ve maskeleri yenilenir. 1918’de manda adıyla dayatılan bölünme, bugün anayasa diliyle; silahla değil mutabakat söylemiyle, işgalle değil “barış” kavramıyla yeniden sahnelenmektedir. Dün Wilson prensipleriyle çizilen haritalar, bugün raporlar ve açılım metinleriyle tamamlanmak istenmektedir. Türk milletinin iradesini felç etmeyi amaçlayan bu uzun soluklu proje, Cumhuriyetin kuruluş felsefesine karşı yürütülen sistematik bir geri dönüş hareketidir. Ancak tarih göstermiştir ki; örgütlü ihanet karşısında örgütlü millet vardır. Genetik hafıza, zamanı geldiğinde devreye girer. Bugün ihtiyaç duyulan şey yeni reçeteler değil, fabrika ayarlarına dönmüş bir bilinçtir.
2025 aynı zamanda başlı başına gündemin sürekli değiştiği kaotik ve pozitif kazançların minimize edildiği ve hatta zarara uğradığımız bir mücadele yılıydı. Cumhuriyeti ve değerlerine açıkça savaş açıldığı, anayasa değişikliği tartışmalarının gerçek niyetleri gün yüzüne çıkardığı, maskelerin düştüğü ancak gücün çoktan el değiştirdiği bir yıl yaşamış olduk. Oysa bu topraklarda zulüm, kaos ve savaş hiç eksik değildi, bu yıl da eksik olmadı. Huzur, refah ve yenilikler ile ilerlemenin durduğu hatta geri adım attığı bir yıl oldu; bazı şeyler geçmişte bırakıldığı için bugün bu kadar yaralıyız. 1919’u, 1923’ü, egemenlik fikrini, yurttaş olma bilincini yeniden ve yeniden yazmam bu yüzdendi. Nostalji olsun diye değil; bugünün neden bu kadar eksik olduğunu göstermek için. Hafızasını kaybeden toplumlar, yönünü de başkasına bırakır. Ahlakını kaybedenler de adaletini ve en nihayetinde devletini kaybederdi.
Yıllar geçip giderdi yaşanmışlıklardan ders alınmadığı sürece de tekerrür ederdi. İşte bu yüzden yine ve yine sosyal ve ekonomik buhranlarla dolu dört bir yanı kuşatma altında, düşmana teslim olmuş ihanet sarmalına sıkıştırılmış kurtuluşu bekleyen masumlar adına yazmaya devam ettim.
Bu yıl yazılarımda en çok gençliğe seslendim; ama bir temenni diliyle değil. Çünkü gençliği yalnızca “umut” olarak görmek, onu sorumluluktan muaf tutmaktır. Oysa bu çağ, seyirci kalma lüksü tanımıyor. 2025’te gördük ki; susmak tarafsızlık değil, çoğu zaman saf tutmaktır. Kenarda durmak, gelecekten vazgeçmektir. Bu nedenle yazdıklarımda gençliği bir beklenti nesnesi değil, bir özne olarak çağırdım.
Yıl boyunca kaleme aldığım metinler bir iyimserlik vaadi taşımıyordu. Ama bir umutsuzluk da değildi. Daha çok şunu söylüyordu: Gerçeği bilmeden umut edilmez. Yüzleşmeden ilerlenmez. Adını koymadan iyileşilemez. 2025, adını koyma yılıydı. Çözülmenin, kimliksizleştirmenin, egemenlik aşınmasının, ahlaki savrulmanın adı bu yıl açıkça telaffuz edildi. Bu bile başlı başına bir eşikti.
2026’ya girerken dileğim büyük büyük cümleler ile saflık derecesinde gerçekleşmesi muhtemel dahi olmayan hayaller üzerine değil. Ne mucize bekliyorum ne de ani aydınlanma bu yıl için biraz karamsar gibi görünse de gerçekler ile daha çok yüzleşileceği bir yıl olduğunu ve planlananların bu eksende gelişeceği yönünde. Dileğim daha sade ama daha zor: en azından farkındalığı yükselen bir neslin sesini daha çok duymak. Cumhuriyetin ve kazanımlarının özlemle dolu bir hatıra değil, yaşayan bir irade olarak en azından topyekûn yeniden düşünülmesi ve ortak hareket edebilme zemininin hazırlanması.
2026’nın, “ne olacak” sorusuyla oyalananların değil, “ne yapmalıyız” sorusunu göze alanların yılı olmasını diliyorum. Çünkü bazı yıllar umut vermez; ama yön gösterir. 2025, benim için böyle bir yıldı. Yazdıklarım bir sonuç değil, bir kayıttı. Tanıklık etmekti. Ve belki de en önemlisi, şunu not düşmekti: Bu ülkede hâlâ düşünenler var. Hâlâ itiraz edenler. Hâlâ hatırlayanlar ve iyilik, doğruluk ve güzellik adına insanımızın insanca yaşayabilmesi adına vazgeçmeyenler var…
Bazı yıllar çetin geçer. Bazıları hafızalarda geleceğe ders olarak kalır. 2025 kayıtlara bir kırılma noktası olarak geçerek ders niteliğinde bir yıl oldu.
Son olarak özetle, 2026’ya girerken; geçmişin yükünü inkâr etmeden, bugünün çıplak gerçeğinden kaçmadan ve geleceği başkalarının insafına bırakmadan yürüyebilen herkesin yılı olsun. Ezberlerin değil bilincin, korkunun değil sorumluluğun, suskunluğun değil sözün kıymet kazandığı bir zaman başlasın. Cumhuriyetin değerleri takvim yapraklarında kalan bir hatıra değil; akılda, vicdanda ve eylemde yaşayan bir irade olarak yeniden ayağa kalksın. 2026, olan biteni seyredenlerin değil, olup bitene yön vermeyi göze alanların; hakikati eğip bükmeden söyleyenlerin, bedeli olsa da doğruda ısrar edenlerin yılı olsun. Yeni yıl; adaletin, aklın ve ortak geleceğin yeniden ciddiyetle ele alındığı bir eşik olarak kutlu olsun.
Güneş ALTUNER
31.12.2025
