TÜRK OLMAK
Şah İsmail’in Türklüğü tartışılıyor. Yetkin tarihçilerin Türklüğü konusunda hiçbir tereddüdü yok. Adamın eserleri, belgeler, “Hatayî” mahlaslı şiirleri, devlet teşkilatı apaçık ortada… “Yetkin tarihçiler” dedim; çünkü ortada fink atan nasıl edinildiği şüpheli akademik kariyerlere sahip bir yığın ulema (!) yetmiyor, kendi kendine tarihçi diyenler çoğaldı. Nasıl Türklerin bir feslisi tarihçi kabul edilip, tarih ondan öğrenilmeye başlandıysa, elbet bölücülerin de bir poşilisi çıkar. Çünkü, bu konu bölücülere de fırsatlar sunuyor.
Tarihî kişilerin kimlikleri elbette önemli; ama asıl olan onların kime hizmet ettikleridir. Bir video gördüm, Şivan’ın babası “Biz Türk’üz.” diyordu. Gerçek ne olursa olsun, o bilince sahipse bu ülkenin has evladıdır. Geçen gün bir arkadaş, önemli bir siyasetçinin Yahudi olduğundan söz ettiğinde “Beni ilgilendirmiyor; isterse Oğuz Kağan’ın öz torunu olsun, genetik olarak kanıtlasın, değişmez. Benim gözümde azılı Türk düşmanı.” cevabını vermiştim. Rahmetli Kamuran İnan, Kürt kökenliydi; ama Oğuz Kağan kadar Türk’tü. Türklükten istifa eden Şeyhülislam Mustafa Sabri, sözde hem Türk hem Müslümandı, sonu Yunan’a koşmak oldu.
Atatürk’ün açıkladığı ve Anayasa’ya yansıdığı gibi “Türkiye Cumhuriyeti’ni kuran halka Türk milleti, denir.” Bu vatanda birlikte, özgür, huzurlu, gönençli yaşamak ve vatanı yükseltmek bilinci Türk vatandaşlığının temelidir. Türklüğümüzü soyumuz değil, bu ülkeye, halkına bağlılığımız ve hizmetimiz belirler. İçimizden bu ülkeye en çok hizmet eden en soylumuz, en büyük Türk’tür. Bu ülke; huzur içinde yaşadığımız, çocuklarımızın gelecekte mutlu yaşayacağı, dış dünyaya karşı hep birlikte savunmak ve yükseltmek zorunda olduğumuz kutsal vatanımızdır.
ÜLKEYE HİZMET
“Türklüğümüzü soyumuz değil, bu ülkeye, halkına bağlılığımız ve hizmetimiz belirler. İçimizden bu ülkeye en çok hizmet eden en soylumuz, en büyük Türk’tür.” demiştim. Kişinin en değerli varlığı canı ve canından çok sevdikleridir. Bayrağı, vatanı, milleti uğruna gerektiğinde canını ortaya koymak en yüce soyluluktur.
Ülkeye ve millete hizmetin bir ölçütü olmalıdır. Kim, neye göre başkalarından daha çok hizmet eder? Kimin hizmeti, niçin diğerlerininkinden üstündür? Buradaki ölçüt kişinin imkanlarını, niteliklerini ve yeterliliklerini esas almalıdır. Hani cömertlikte çoban örneği gibi. Çoban dağda yanına gelen altı kişilik belgeselcilere aç olup olmadıklarını sorduktan sonra ancak kendisine bir öğün yetecek basit azığını o altı kişiyle paylaşır ya onun gibi. Hiçbiri doymaz; ama gönüller, bir daha acıkmamacasına doyar. Cömertliğin bundan ötesi yoktur. Bir milyarderin milyonlar bağışlamasından daha değerlidir. Kişinin vatana, millete hizmetinde de ölçüt budur. Bu devletin imkânlarından yararlanarak yüksek eğitimler alan, yüksek konumlara gelen kişinin vatana borcu, köyünde pek az eğitim almış kişininkinden farklıdır.
Çiftçi, tamirci, işçi, terzi, öğretmen, hekim, hakim, vali, general … herkes iyi vatandaş olmakla, ülke sorunlarına duyarlı olmakla, işini en iyi biçimde yapmakla, kendini iyiye doğru geliştirmekle bu ülkeye en büyük hizmeti yapmış olur. Temel ölçü; iyi insan, iyi vatandaş, işinde liyakat sahibi, aydın düşünceli olmaktır. Ömür boyu hiçbir kamu işi yapmamış, eğitimsiz bir ana; sağlıklı, vatana ve millete hayırlı, iyi evlatlar yetiştirmişse kendine düşeni en iyi biçimde yapmıştır. Bu milletin bilinen kahramanlarının tamamına yakını böyle anaların evlatlarıdır.
01.02,2026
Ahmet Salih Erdoğan ERÜZ
E. Öğ. Alb. / Edebiyatçı / Stratejist

