TÜRK TOPLUMUNDA / TOPLUMLARINDA KADININ STATÜSÜ
Orta Asya bozkırları, göçebe toplulukların egemen olduğu bir coğrafya olarak, kadınların savaşçı rollerinin en belirgin şekilde görüldüğü bölgelerden biridir. İskit-Saka, Hun ve erken Türk topluluklarında kadınlar, sadece aile koruyucusu değil, aynı zamanda ordu komutanı, hükümdar ve avcı olarak erkeklerle eşit statüde yer almıştır. Bu gelenek, patriyarkal yapılara rağmen cinsiyet eşitliğinin güçlü olduğu bir kültürü yansıtır; örneğin, bir kadının evlenmesi için en az bir düşman öldürmesi şartı gibi töreler yaygındı.
Orta Asya’da kadın savaşçılık geleneği, MÖ 9. yüzyıla kadar uzanır. İskitler (Saka Türkleri olarak da anılır), Karadeniz’den Altay Dağları’na kadar uzanan bozkırlarda göçebe bir hayat sürdürürken, kadınlar toplumsal hiyerarşide üst sıralarda yer alırdı. Herodot gibi antik kaynaklar, bu kadınların atlı okçular, mızrakçılar ve savaş arabası sürücüleri olduğunu belirtir. Sarmatlar (Amazon efsanesinin kökeni) ve Issedonlar gibi kabilelerde kadınlar, erkeklerle eşit güç paylaşırdı; Issedonlarda kadınlar, aile mallarını ve kararları ortak yönetirdi. Bu dönem, MÖ 7. ve 3. yüzyıllar arasında zirve yaptı ve Çin kayıtlarında “kızıl saçlı, mavi gözlü savaşçı kadınlar” olarak betimlendi. Türk topluluklarında bu gelenek, Göktürk ve Uygur dönemlerine kadar devam etti; kadınlar, şamanist inançlarda da kam (savaşçı rahibe) olabilirdi.
Orta Asya tarihinin en ikonik kadın savaşçıları, liderlik ve cesaretleriyle öne çıkarlar.
İşte başlıcaları:
- Tomris Hatun (MÖ 6. Yüzyıl): Saka (Massagetae) Türklerinin kraliçesi ve tarihin bilinen ilk kadın hükümdarlarından biri. Adı “Tomur-Temir” (demir) anlamına gelir ve Alp Er Tunga’nın torunu olduğu rivayet edilir. Kocası Spargapises’in ölümü üzerine tahta geçti ve Pers İmparatoru Büyük Kiros’un (II. Kiros) Orta Asya’ya akınlarını püskürttü. Kiros’un evlilik teklifini reddeden Tomris, ordusunu şarapla kandırma tuzağını fark ederek karşı saldırı düzenledi. Oğlu Bagabigna’nın intiharından sonra intikam yemini etti; Kiros’u yendiği Jaxartes (Syr Derya) Savaşı’nda (MÖ 530 civarı), Pers ordusunu yok etti ve Kiros’un başını kan dolu bir tuluma atarak “Kan içmek istiyordun, doya doya iç!” dedi. 13.000 kişilik ordusunun 9.000’i kadınlardan oluşuyordu; bu, tarihteki ilk kadın askerî birlik olarak kabul edilir ve Grek kaynaklarında “Amazonlar” (Oiorpata: erkek öldürenler) efsanesine ilham verdi. Tomris, Saka Türklerinin “anas“ı (analı) olarak anılır ve Batı ile Doğu’da efsaneleşmiştir.
- Amazonlar ve Sarmat Kadınları: Herodot’a göre, savaşçı Amazon kabileleri, Troya Savaşı sonrası Karadeniz’e sığınarak İskitlerle karıştı ve Sarmatları oluşturdu. Bu kadınlar, doğuya göç ederek Orta Asya’ya yayıldı; evlilikleri bile savaş becerilerine bağlıydı. Sarmat mezarlarının % 20’si kadın savaşçılara aitti; onlar, ok, yay ve kılıçla donanmış atlı birliklerdi.
- Ukok Prensesi ve Altay Savaşçıları: MÖ 5.-3. yüzyıllar arasında Altay Dağları’nda yaşayan İskit kadın şefleri, hem hükümdar hem savaşçıydı. Issedon kraliçeleri, erkeklerle eşit egemenlik paylaşırdı. Uygur döneminde Dilşad Hatun (İparhan), 18. yüzyılda Cungar Hanı Cihangir Hoca’nın eşi olarak ordunun başına geçti; Çinlilere karşı direniş gösterdi ve kılıcını töreye sadık kalarak teslim etti.
Bu örnekler, kadınların sadece savunma değil, fetih ve devlet kurma rollerini üstlendiğini gösterir.
Arkeolojik bulgular, efsaneleri somutlaştırır. Altay Dağları’ndaki Pazyryk ve Ukok mezar höyükleri (kurganlar), MÖ 5.-4. yüzyıllara tarihlenir:
Ukok Prensesi (Sibirya Prensesi): 1993’te Tuva’da bulunan MÖ 5. yüzyıl mezarı, 25 yaşındaki bir kadın şefine ait. Altı at, altın süslemeler, zırh ve dövme izleri (hayvan motifli) ile gömülü; Pazırık halılarında savaş sahneleri betimlenir. Bu, kadınların şeflik yaptığını kanıtlar.
Savaşçı Mezarları: İskit topraklarında 40’tan fazla kadın mezarı silah (yay, ok, mızrak) ve at kalıntıları içerir. Sarmatya’da kadın oran %20; Karadeniz kuzeyinde altın plakalar, tekstiller ve “göğüs zırhı” gibi nesneler bulundu. Afganistan ve Tacikistan kazılarında MÖ 4. yüzyıl kadın rahibe-savaşçı mezarları ortaya çıktı. Bu bulgular, kadınların günlük hayatta da silah taşıdığını ve sanatla (dövmeler, mücevherler) statülerini yansıttığını gösterir.
Orta Asya kadın savaşçıları, Amazon efsanesinden modern Türk töresine uzanan bir miras bıraktı. Bu gelenek, Selçuklu ve Osmanlı’da valide sultanlara evrildi; bugün ise arkeolojik sergiler ve edebiyatta (örneğin, Herodot’un Tarih) yaşatılıyor. Ancak, patriyarkal etkilerle zamanla azalsa da, bozkır kültüründe kadınların gücü simgesi olarak kaldı.
Dedikten sonra, gelelim Türk toplumunda / toplumlarında kadının yeri ve önemine…
Türk tarihinin en belirgin özelliklerinden biri, kadının toplumdaki rolünün sürekli evrilmesi ve genellikle saygın bir konumda yer almasıdır. Göçebe Türk topluluklarından başlayarak modern cumhuriyet dönemine kadar, kadınlar sosyal, siyasi, ekonomik ve kültürel hayatta önemli roller üstlenmiştir.
- İlk Türk Toplumları: Orta Asya’da Göçebe Dönem (MÖ 6. Yüzyıl – MS 8. Yüzyıl)
Türklerin kökeni Orta Asya bozkırlarına dayanır ve bu dönemde kadınlar, erkeğin tam bir ortağı olarak kabul edilirdi. Toplum yapısı patriyarkal olsa da, cinsiyet ayrımı minimaldi; kadınlar eşit haklara sahipti ve özgür bireyler olarak hareket ederdi. - Sosyal ve Ailevî Rol: Kadın, ailenin temel taşıydı. Evliliklerde “hatun” (kraliçe) unvanı taşıyan kadınlar, aile kararlarında söz sahibiydi. Boşanma hakkı kadınlara tanınmıştı; örneğin, kocası tarafından terk edilen bir kadın, malını geri alabilirdi. Çocuk eğitimi ve aile ekonomisinde aktif rol oynarlardı.
- Siyasî ve Askerî Rol: Kadınlar, devlet yönetiminde etkiliydi. Hun İmparatorluğu’nda Tomris Hatun (MÖ 6. yüzyıl), Pers Kralı Kyros’u yenen bir savaşçı kraliçe olarak tarihe geçti. Göktürklerde Bilge Hatun gibi kadınlar, kağanların danışmanlarıydı. Kadınlar savaşlara katılıp ok atma ve binicilik gibi becerilerde ustalaşmışlardı.
- Kültürel ve Dini Rol: Şamanizm etkisinde, kadınlar kam (şaman) olabilirdi. Orhun Yazıtları’nda (8. yüzyıl) Bilge Kağan’ın eşi İlbilge Hatun, devletin kuruluşunda anılır. Kadın, iffet, sadakat ve bilgelik sembolüydü; toplumda “alp” (yiğit) unvanı alabilirdi.
Bu dönemde kadınlar, Avrupa veya Orta Doğu’daki köle statüsünden uzak, özgür ve saygın bir konumdaydı.
- İslamiyet’in Kabulünden Selçuklu Dönemine (8.-13. Yüzyıl)
Türkler İslam’ı kabul ettikten sonra, kadının statüsü kısmen etkilendi ancak geleneksel özgürlükler büyük ölçüde korundu. İslam’ın eşitlikçi ilkeleriyle Türk töresi birleşti. - Selçuklu Dönemi: Kadınlar, medreselerde eğitim alır ve mülk sahibi olabilirdi. Terken Hatun gibi valide sultanlar, vezirlik yapar ve ordu yönetirdi. Kadınlar, ticaret ve tarımda aktifti; miras hakları erkeklerle eşitlenmişti.
- Kültürel Etki: Edebiyatta kadınlar, idealize edilmiş figürlerdi (örneğin, Yusuf Has Hacib’in Kutadgu Bilig eserinde). Toplumda uzlaştırıcı rol üstlenirlerdi; toy (kutlama) törenlerinde söz sahibiydiler.
- Osmanlı İmparatorluğu Dönemi (13.-20. Yüzyıl): Osmanlı’da kadının rolü, dönemlere göre değişti: Erken dönemde özgürlükler devam ederken, son yüzyıllarda hareme kapanma eğilimi arttı. Yine de kadınlar, dolaylı yoldan güç sahibiydi.
- Erken Osmanlı: Kadınlar mülk sahibi olabilir, ticaret yapar ve boşanma davası açabilirdi. Hürrem Sultan (16. yüzyıl), Kanuni Sultan Süleyman’ı etkileyerek dış politika kararlarında rol oynadı.
- Valide Sultanlar ve Harem: 17. yüzyılda “Kadınlar Saltanatı” dönemi yaşandı; Kösem Sultan ve Turhan Sultan gibi valide sultanlar, imparatorluğu yönetti. Harem, eğitim merkeziydi; kadınlar sarayda okur-yazarlık ve idari beceriler kazanırdı.
- Yüzyıl Reformları: Tanzimat’la kadınlara eğitim hakkı genişledi. Fatma Aliye gibi yazarlar, kadın haklarını savundu. Ancak, şer’i hukukta miras ve boşanmada erkek üstünlüğü devam etti.
Osmanlı kadını, görünmez bir güç olarak devleti şekillendirdi; örneğin, hayır işleri ve vakıflarla sosyal yardımlaşmada öncüydü.
- Cumhuriyet Dönemi ve Atatürk Reformları (1923-1950’ler): Cumhuriyet’in ilanıyla kadın hakları devrim niteliğinde dönüştü. Mustafa Kemal Atatürk, Türk kadınına “toplumun yarısı” diyerek eşitlik vurgusu yaptı.
- Yasal Reformlar: 1926 Medeni Kanun’la şer’i hukuk kaldırıldı; kadınlar miras, boşanma ve evlilikte eşitlendi. 1928’de kadınlara okuma hakkı, 1930’da belediye seçimleri, 1934’te genel seçimlerde seçme-seçilme hakkı tanındı. Sabiha Gökçen, ilk kadın pilot olarak sembol oldu.
- Eğitim ve Toplumsal Rol: Kız çocuklarına zorunlu eğitim getirildi; üniversitelere erişim arttı. Kadınlar, öğretmenlik, doktorluk ve mühendislik gibi mesleklerde yükseldi. Halide Edip Adıvar gibi aydınlar, bağımsızlık mücadelesinde ön saflardaydı.
- Siyasi Katılım: 1935’te 18 kadın milletvekili seçildi. Bu reformlar, Orta Asya geleneğini modern eşitlikle birleştirdi.
- Günümüz Türkiye’si (1950’ler – 2025): Günümüzde Türk kadını, hak kazanmış olsa da, toplumsal cinsiyet eşitsizliği ve şiddet gibi sorunlarla mücadele ediyor. Yine de ilerlemeler dikkat çekici.
- Haklar ve Yasal Çerçeve: Anayasa’da eşitlik ilkesi var; 6284 sayılı Kanun’la aile içi şiddete karşı koruma sağlandı. Kadın istihdamı % 30’larda (2023 verisi), parlamentoda kadın oranı %17 (2023 seçimleri). İstanbul Sözleşmesi’nden çekilme (2021) tartışmalı olsa da, AB uyum sürecinde kadın hakları gündemde.
- Ekonomik ve Sosyal Rol: Kadınlar, iş gücünde artan oranda yer alıyor; girişimcilik ve STEM alanlarında yükselişte. Ancak, kırsalda geleneksel roller devam ediyor. MeToo benzeri hareketler ve feminist örgütler (örneğin, Mor Çatı), farkındalığı artırıyor.
Türk kadını, tarih boyunca özgürlüğün ve gücün simgesi olmuştur: Savaşçı hatunlardan valide sultanlara, reformcu aydınlardan modern profesyonellere uzanan bir yelpazede. Orta Asya’daki eşitlik, İslam ve modernleşme ile evrilerek bugünkü karmaşık tabloyu oluşturdu.
İlk çağlardan beri Türk kadını, erkeğinden hiçbir dönem ayrı düşünülmemiş, her zaman erkeğin tamamlayıcı unsuru ve dengi olmuştur. Türk Tengricilik inancında kadının yeri yerin yedi kat yukarısı, yani Tengri’nin yanıdır. Kağan ile Katun yer ile göğün evlatlarıdır ve birbirlerinden ayrılamazlar… Bu sebeple, Türkler için kadın kutsaldır.
İtibar, tasarruf ile değil; İTİBAR, kadına verilen değerle kazanılır.
20 Ekim 2025
M. Hüseyin OĞUZ

