VEFATININ 28. YIL DÖNÜMÜNDE CAHİT KÜLEBİ
Cahit Külebi, asıl adıyla Mahmut Cahit Erencan (10 Ocak 1917, Tokat, Zile, Çeltek Köyü – 20 Haziran 1997, Ankara), Türk edebiyatının Cumhuriyet dönemi şiirinde özgün bir yere sahip şair ve yazardır. Halk şiiri geleneğinden beslenerek modern şiiri harmanlayan Külebi, yalın, içten ve samimi üslubuyla Anadolu insanının yaşamını, doğa ve yurt sevgisini dizelerine taşımıştır. Şiirlerinde genellikle çocukluk ve gençlik yıllarını geçirdiği Tokat, Niksar ve Sivas gibi yörelerin izlenimlerini, doğayla insan arasındaki bağı ve toplumsal duyarlılığı işlemiştir. Külebi, hiçbir edebi akıma tam anlamıyla bağlı kalmamış, kendine özgü bir şiir anlayışı geliştirmiştir.
1917’de Tokat’ın Zile ilçesine bağlı Çeltek Köyü’nde doğdu. Ailesi, Rus işgali nedeniyle Erzurum’dan Tokat’a göç etmişti. Babası Necati Bey, Erzurum’da “Gullebiler” sülalesine mensup bir nüfus memuruydu; annesi Feride Hanım ise Pasinler’in Karabeyoğulları sülalesindendi. Soyadı Kanunu’yla ailesi “Erencan” soyadını aldı, ancak şair, sülalesinin lakabından esinlenerek “Külebi” mahlasını kullandı ve 1946’da bunu resmileştirdi.
İlkokulu Zile, Artova ve Niksar’da, ortaokul ve liseyi Sivas Erkek Lisesi’nde yatılı olarak okudu (1936). Lise yıllarında şiire ilgisi arttı; Ahmet Kutsi Tecer ve halk şairlerinden etkilendi. İstanbul Yüksek Öğretmen Okulu Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü’nü 1940’ta birincilikle bitirdi. Okulda Fuat Köprülü, Ahmet Hamdi Tanpınar gibi hocalardan ders aldı ve Behçet Necatigil ile sınıf arkadaşıydı. Reşit Rahmeti Arat’ın desteğiyle Almanya ve Fransa’da dil eğitimi aldı.
Antalya Lisesi’nde stajyer edebiyat öğretmenliğiyle mesleğe başladı (1943). Ankara Devlet Konservatuvarı ve Gazi Lisesi’nde öğretmenlik yaptı. 1956’da Milli Eğitim müfettişi oldu, İsviçre’de kültür ataşesi ve öğrenci müfettişi olarak görev yaptı. 1973’te emekli oldu, 1976-1983 arasında Türk Dil Kurumu’nda genel yazmanlık yaptı.
1942’de İstanbul Üniversitesi Tarih Bölümü mezunu Süheyla Tarkan’la evlendi. Mehmet Ali ve Ahmet adında iki oğlu oldu. 1997’de böbrek yetmezliği ve kalp rahatsızlığı nedeniyle Ankara’da vefat etti. Naaşı önce Ankara’ya, 2010’da ise Niksar’a, Erzurumlu Emrah Türbesi’nin yanına nakledildi.
İlk şiirini 1933’te Sivas Lisesi’nin “Toplantı” dergisinde “Gurbet Acısı” adıyla yayımladı. 1938’de “Nazmi Cahit” takma adıyla Gençlik dergisinde şiirler yazdı. Varlık, Sokak, İnsan, Türk Dili, Yaratış gibi dergilerde eserleri yayımlandı. İlk kitabı Adamın Biri 1946’da çıktı. Şiirleri 21 dile çevrildi, özellikle Hikâye ve Atatürk Kurtuluş Savaşında gibi eserleri büyük yankı uyandırdı.
Cahit Külebi, halk şiiri ve türkülerin yalınlığını, samimiyetini modern şiirle birleştirdi. Karacaoğlan’a duyduğu hayranlık, dizelerinde âşık edebiyatı etkisini hissettirir. Kendisini “Karacaoğlan’ın bacanağı” olarak tanımlamıştır.
Konuşma diline yakın, sade ama müzikal bir üslup kullanır. Yarım uyaklar, aliterasyonlar, benzetmeler ve iç seslerle şiirlerine ahenk katar. Soyut temalardan ziyade somut, günlük hayatın imgelerine odaklanır. Yurt, doğa, insan sevgisi, çocukluk anıları, aşk, gurbet, yalnızlık ve toplumsal duyarlılık şiirlerinin ana eksenleridir. Anadolu’nun köy hayatını, insan-doğa çelişkilerini lirik ve gerçekçi bir yaklaşımla işler.
Garip (Birinci Yeni), İkinci Yeni veya toplumcu gerçekçi akımlara tam anlamıyla katılmadı. Yeni romantizm olarak adlandırılan bir anlayışla, hem bireysel hem toplumsal temaları işledi. Orhan Veli, onun halk teşbihleriyle yazdığı şiirleri övmüştür.
* Yeşeren Otlar (1954) ile 1955 Türk Dil Kurumu Edebiyat Ödülü,
* Yangın (1980) ile 1985 Yeditepe Şiir Armağanı kazandı.
Şiir Kitapları:
* Adamın Biri (1946),
* Rüzgâr (1949),
* Atatürk Kurtuluş Savaşında (1952),
* Yeşeren Otlar (1954),
* Süt (1965),
* Şiirler (1969),
* Türk Mavisi (1973),
* Sıkıntı ve Umut (1977),
* Yangın (1980),
* Bütün Şiirleri (1982),
* Güz Türküleri (1991).
Nesir:
* Şiir Her Zaman (1985),
* İçi Sevda Dolu Yolculuk (1986).
Çeviri:
* Renate (1947),
* Papatya Falı (1965),
* Avrupa Konseyi Ülkelerinde Anadili Öğretimi (1974).
Cahit Külebi, Türk şiirinde Anadolu’nun sesini modern bir üslupla duyuran ender şairlerden biridir. Behçet Necatigil’in tanımıyla, “Aydın bir saz şairi içtenliği, Karacaoğlan rahatlığı” ile yazmıştır. Şiirleri, hem bireysel duyguları hem de toplumsal gerçekleri yansıtırken, sade ama derin bir etki bırakır. Eserleri, İngilizce, Fransızca, Almanca dahil 21 dile çevrilmiş, Azerbaycan’dan Kosova’ya kadar geniş bir coğrafyada yankı bulmuştur. 1990’larda İtalya’da bir şiir yarışmasına onur konuğu olarak davet edilmesi, uluslararası alandaki etkisini gösterir.
Cahit Külebi, Türk şiirinde halkın dilini ve Anadolu’nun ruhunu çağdaş bir yorumla sunan bir şairdir. Şiirleri, yalınlığı ve içtenliğiyle her dönemde okunmaya devam eder. Onun dizelerinde, bir zerdali ağacının çiçek açışından Kurtuluş Savaşı’nın destanına kadar Türkiye’nin her köşesi ve insanın her duygusu yer bulur. Ölümünün üzerinden geçen yıllarda, Tokat ve Niksar’da adına düzenlenen şiir yarışmalarıyla anısı yaşatılmaktadır.
Atatürk Kurtuluş Savaşında
Bir gemi yanaştı Samsun’a sabah,
Kıyıya çıktı bir yiğit adam.
Baktı, ufukta ne dağ var, ne bağ,
Kendi kendine dedi ki: “Aha!
İşte bu toprak, bu vatan bizim!”
Dağlar taşlar inledi sesinden,
Yürüdü, nur aktı ayak izinden.
Köylerde, kasabalarda bir umut,
Büyüdü, çağladı gönül coşkusundan.
Erzurum’da, Sivas’ta toplandı millet,
Bir bayrak altında birleşti ümmet.
“Ya istiklal, ya ölüm!” dedi o ses,
Yankılandı Anadolu’da her nefes.
İnönü’de, Sakarya’da kan aktı,
Dumlupınar’da destanlar yazıldı.
Düşman denize döküldü nihayet,
Özgürlük türküsü söylendi elbet.
Ey Atatürk, ey büyük kurtarıcı,
Seninle başladı bu ulusun yücesi.
Her karış toprakta izlerin var,
Sonsuz minnetle anılır adın her an. (Cahit Külebi)
Rahmet, minnet, saygıyla anıyoruz.
20 Haziran 2025
M. Hüseyin OĞUZ




