VEFATININ 54. YIL DÖNÜMÜNDE DÜNDAR TAŞER’İN ANISINA SAYGIYLA
Dündar Taşer, Türk milletinin son yüzyılda bağrından çıkardığı destan kahramanlarından, çelik iradeli bir ülkü eri, bilge bir fikir adamı ve vatanseverlik ateşinin sönmez bir meşalesidir.
15 Mayıs 1925’te Gaziantep’in köklü, gelenekli bir Türkmen ailesinde doğan bu yiğit, Orta Asya’dan Anadolu’ya uzanan soylu bir kanı taşıyordu. Ailesinin derin Türk terbiyesiyle yoğrulmuş, dört yaşında okuma yazma öğrenmiş, kitapları ömrünün ayrılmaz yoldaşı kılmış bir dava insanıydı.
Kara Harp Okulu’ndan tank asteğmeni olarak mezun olan Taşer, Türk Ordusu’nun seçkin subayları arasında parladı. 27 Mayıs 1960 Darbesi’nde Millî Birlik Komitesi’nin 38 üyesi arasında yer aldı; ancak milliyetçi duruşu nedeniyle “14’ler” arasında sürgüne gönderildi. Fas’ta diplomat olarak görev yaparken bile vatan hasretiyle yanıp tutuştu. Dönüşünde Alparslan Türkeş’in yanında Cumhuriyetçi Köylü Millet Partisi’ne (sonradan Milliyetçi Hareket Partisi – MHP) katıldı ve partinin ideolojik mimarlarından, Genel İdare Kurulu üyesi ve Genel Başkan Yardımcısı olarak Türkeş’ten sonraki ikinci adam konumuna yükseldi. Ülkü Ocakları’nın kuruluşunda da öncü rol oynadı.
Taşer, sadece bir asker veya siyasetçi değildi; o, Türk-İslam ülküsünün yaşayan bir abidesi, “Büyük Türkiye” hayalini ete kemiğe büründüren bir mütefekkir idi. Kitaplarında ve konuşmalarında millet, devlet, tarih şuuru ve millî birlik temalarını işledi. Ona göre millet, her şeyin üstündeydi: “Hiçbir kanun, hiçbir nizam ve hiçbir kişi milletten üstün olamaz ve üstün görülemez. Çünkü asıl olan millettir. Hizmet onadır ve her şey ona lâyık ve yararlı olduğu nispette muteberdir.”
Tarih bilincini yitirmeyi geri kalmışlığın en büyük ölçüsü sayar, Osmanlı’nın adalet ve teşkilatçılığını över, Türkiye’nin dünya dengesinde millî rotasını çizerek eski kudretine kavuşabileceğini haykırırdı: “Türkiye, yol ağzındadır. Dünya dengesini uygun olarak milli rotasını oluşturabilirse, millî kültürünü yeniden canlandırıp, onun üstün ölçülerini temel alarak çağımızın tekniği ve ilmi ile ağır sanayisini kurarsa, eski büyük kudretine kavuşabilir.”
Alparslan Türkeş için söylediği sözler, dostluk ve liderlik destanına ışık tutar: “Türkeş, herkesin yıkıldığı anda bir şey yokmuş gibi kalkıp yürüyen bir adamdır.” Kendisi de aynı çelik iradeyi taşıyordu. Ülkücüleri “ipeğe sarılmış çelik” diye tanımlayan, gençlere millî şuur, özgüven ve vizyon aşılayan bir önder idi. Komünizme karşı mücadelede, millî burjuvazinin oluşumu ve devlet-özel sektör dengesinde özgün görüşler ortaya koydu.
Hakkında söylenenler, onun destanını daha da büyüleyici kılar. Galip Erdem gibi dava arkadaşları onu “yalnız şuurlu bir milliyetçi değil, aynı zamanda çağımız Türkiye’sinin en seçkin ülkücülerinden biri” diye anar. Ülkücülüğün başlıca şartını, “kendisi için hiçbir şey istememek, ama millet dostlarına ve ülkü ortaklarına sahip olduklarının hepsini hiç düşünmeden vermek” olarak yaşatan bir gönül eriydi.
Başkaları onu “Türk milletinin son yüzyılda yetiştirdiği önemli fikir ve dava adamlarından birisi ve örnek bir şahsiyet”, “Türkmen Ağası”, “Cevrimizi çeken güzel âşık”, “Türk-İslam ülküsünün örnek bir şahsiyeti” diye niteler. İslam’a, Türklüğe, Türk’ün teşkilatçılığına ve büyük devlet kurma hassasiyetine hayran, keskin görüşlü, kıvrak zekâlı, engin kültürlü bir bilge olarak anlatılır. Şehitler için söylediği sözler hâlâ yankılanır: “Şehitler kutsisidir… Şehitler Ölmez!”
Dündar Taşer, 13-14 Haziran 1972 gecesi (bazı kaynaklarda 13 Haziran) bir trafik kazasında 47 yaşında ebediyete intikal etti. Ölümü bazı çevrelerde şüpheyle karşılandı, ancak mirası dimdik ayakta. Karşıyaka Mezarlığı’nda yatan bu büyük dava adamı, “Âşıklar ölmez” sözünü doğruladı. Ruhu şad, mekânı cennet olsun.
O, Türk tarihinin derin sularında bir okyanus gibiydi: Fırtınalara göğüs gerdi, dalgaları yararak “Büyük Türkiye” ufuklarına yelken açtı. Bugün Ülkücü Hareket’in ve milliyetçi düşüncenin temel taşlarından biri olarak, her Türk evladının gönlünde yaşamaya devam ediyor. “Ne mutlu Türk’üm diyene!” nidalarıyla, vatan toprağına karışan bu yiğidin izleri, ebediyen silinmeyecek.
Tanrı, rahmetini bol eylesin.
13 Haziran 2026
M. Hüseyin OĞUZ

