YANDAŞ VEYA MUHALİF MEDYANIN TEPİŞMESİ
“Korkaklar, arkasındaki güce güvenerek havlar.” deyişi, genel olarak korkak kişilerin tek başlarına cesaret edemeyecekleri eylemleri, arkalarındaki güçlü bir destek veya otoriteye güvenerek yapmalarını ifade eder.
Bu, genellikle bir köpek metaforuyla anlatılır: Köpekler, sahiplerinin varlığına güvenerek yabancılara havlar; ama, yalnız kaldıklarında susar veya kaçarlar.
Bu deyiş, bireysel veya toplumsal bağlamlarda, güçsüzken güçlü görünme, fırsatçılık ve ikiyüzlülük gibi kavramlarla ilişkilendirilir. Türkiye’deki siyasi ortamda, özellikle iktidar yandaşı gazeteciler ve medya figürleri üzerinden bu deyişi çokça dillendirebiliriz.
Türkiye’de, özellikle AKP iktidarı döneminde (2002’den beri), medya büyük ölçüde hükümetin etkisi altına girmiş durumda. Ana akım medya organlarının çoğu, iktidara yakın iş insanları veya şirketler tarafından satın alınmış veya dönüştürülmüş. Bu süreç, “havuz medyası” olarak adlandırılan bir yapıya dönüşmüş: Sabah, Yeni Şafak, A Haber, Akşam gibi gazeteler ve kanallar, hükümetin politikalarını destekleyen, muhalifleri ise sert bir dille eleştiren bir propaganda aracı haline gelmiş. Bu medya, iktidarın gücüne dayanarak muhalif siyasetçilere, gazetecilere veya sivil toplum aktörlerine karşı saldırgan bir üslûp kullanmaktadır. Ancak, bu gazetecilerin çoğu, iktidar değiştiğinde veya baskı azaldığında taraf değiştirebiliyor veya susuyor – tam da deyişteki “korkaklık” unsurunu yansıtıyor.
Örneğin, AKP’nin medya hegemonyası, muhalif medyanın finansal baskılar, RTÜK cezaları ve yargı yoluyla susturulmasıyla pekişmiş. Bağımsız gazeteler (BirGün, Evrensel gibi) “survival modunda” tutulurken, yandaş medya devlet reklamları ve fonlarla besleniyor. Bu yapı, gazetecilerin “kullanışlı” hale gelmesini sağlıyor: İktidarın arkasına sığınarak “havlıyorlar”, ama yalnız kaldıklarında (örneğin, yerel seçimlerde AKP’nin kaybı sonrası) eleştirel bir tona geçebiliyorlar.
Benzer şekilde, muhalif medya online alana sıkışmışken, yandaş figürler televizyonlarda ve gazetelerde rahatça saldırabiliyor.
Yandaş gazeteciler, iktidarın gücüne güvenerek muhalifleri hedef alıyor. Bu, deyişteki “arkasındaki güce güvenmek” kısmını doğrudan yansıtıyor. Onlar, hükümetin desteğini arkalarına alarak, yolsuzluk iddialarını örtbas ediyor, muhalifleri “terörist” veya “dış güç ajanı” olarak etiketliyor. Ancak, iktidar içindeki çatlaklarda veya yerel yönetim değişikliklerinde, bu gazeteciler birden “muhalif” rolüne bürünebiliyor; bu da korkaklıklarını gösteriyor.
Ahmet Hakan Örneği: İktidara yakınlığıyla bilinen Ahmet Hakan, Hürriyet gazetesindeki köşesinde AKP’li vekilleri eleştirmiş: “AK Parti’yi gazeteciler değil, AK Parti milletvekilleri savunmalı” demiş. Bu, yandaş gazetecilerin AKP’yi savunmak için vekillerin yerine geçtiğini kabul etmesi gibi. Ancak, aynı Hakan, muhaliflere karşı sert yazılar yazarken iktidarın gücünden faydalanıyor. Yerel seçimler sonrası CHP belediyelerine yönelik eleştirilerde de benzer bir “taraf değiştirme” görülmüş.
Cem Küçük ve Şamil Tayyar Gibi İsimler: Bu gazeteciler, Sabah ve benzeri yayınlarda muhaliflere karşı saldırgan bir dil kullanıyor. Örneğin, CHP’li belediyelere yolsuzluk iddialarını yüksek sesle dillendirirken, merkezî iktidarın eksikliklerini görmezden geliyorlar. Bu, “yandaşlık” ile “muhaliflik” arasında geçiş yapmalarını gösteriyor: İktidar, merkezde güçlü olduğunda yandaş, yerel kayıplarda muhalif.
Genel Eleştiriler: İktidar medyası, belirli olaylarda (örneğin, tutuklu gazeteciler raporları veya terör haberleri) bir örnek saldırıya geçiyor. Bir olayda, CHP’nin bir raporunda adı geçen bir kişinin eylemi, yandaş medya tarafından “CHP’nin gazetecisi polisi şehit etti.” diye manşetlere taşınmış. Bu, iktidarın arkasına sığınarak muhalifleri karalama stratejisi.
Ayrıca, Merdan Yanardağ gibi muhalifler, bu medya düzenini “utanç verici” buluyor ve gazeteciliğin özgür olmadığını söylüyor.
Bu durum, Türkiye’de demokrasiyi zayıflatıyor. Medya patronları, ticarî çıkarları için hükümetle işbirliği yapıyor, gazetecileri sansürliyor. İktidar, medyayı iki yolla kontrol ediyor: Yandaşları ödüllendirerek, muhalifleri cezalandırarak. Sonuçta, “çalışamayan gazeteciler” gerçeği ortaya çıkıyor; gerçeği yazmak cezalandırılıyor, yalan ödüllendiriliyor.
Deyiş bağlamında, yandaş gazeteciler “havlıyor”; çünkü, arkalarında RTÜK, İletişim Başkanlığı ve devlet fonları var. Ama, iktidar değişirse (örneğin, 2023 seçimleri sonrası tartışmalarda görüldüğü gibi), bu havlama susabilir veya yön değiştirebilir.
Bu deyiş, Türkiye’deki siyasi medyayı mükemmel tarif ediyor: Korkaklar, güçlü bir arkaya dayanmadan ses çıkaramazlar. Bu yapı, kutuplaşmayı artırırken, gerçek gazeteciliği öldürmektedir.
Yani, özgür medya deyişi, sadece dillerdedir..
10 Şubat 2026
M. Hüseyin OĞUZ



