Son defa geldik Anadolu’ya. Yıllardan 1071 idi. Sultan Alparslan komutasında Bizans’a diz çöktürdük. Bu topraklar sevinçle ve özlemle karşıladı bizi, çünkü, biz bu toprakların ilk sahipleri idik.
Büyük Selçuklu olduk, Anadolu Selçuklu olduk ve Osmanlı Türk İmparatorluğu olduk. Üç kıtada hükümran olduk. Kılıçla zapt ettiğimiz toprakları ve dahi üzerinde yaşayanları, kalemle, ilimle, hak ve adalet ile fethettik.
Sonra, kalemi, ilmi ve fenni terk ettik. Saltanat, iltimas, rüşvet, cehalet sardı bitirdi hükmedenleri. Milli ve manevi değerlerimizi terk ettiler, Türk dili Türkçeyi, ahlaki değerlerimizi kaybetti yönetenler. Türk Milleti, sadece savaşlarda ve vergi toplamada aranır ve hatırlanır oldu.
Ve, Mehmetçiğin, Arabistan çöllerinde, Galiçya da, Kafkaslar da, Çanakkale de, Devlet için, Din için, Millet ve Bayrak için su gibi akıttığı kanına rağmen, Damat Feritler teslim ettiler koskoca devleti, milleti ve öz yurdum Anadolu’yu, İngiliz’e, Fransız’a, İtalya’na, Yunan’a.
Bitti dediler bizim için sözde galipler, ağızlarından salyaları aka aka.
Bitti dediler, tanımıyorlardı bizi ve özümüzde ki cevheri. Yardakçıları, yalakaları da tanımıyor bilmiyorlardı.
Müftüler, imamlar, hoca efendiler, yazarlar, Balkan savaşlarından o güne cepheden cepheye koşan yorgun subaylar, ast subaylar, çavuşlar, erler, öğretmenler, kadın erkek binlerce koştuk Ankara’ya. Ankara da Güneş yeniden, iman ile inanç ile doğuyordu. Doğan güneş Mustafa Kemal di. Türk Milletini cephelerde tanıyan ve güvenen Mustafa Kemal. O, bize güvendi ve biz de ona.
Milletvekilleri geldiler, Türkiye Büyük Millet Meclisini kurdular. Maaş, lojman, yolluk ne idi. Söz konusu VATANDI. Üçü beşi tek odalara sığındı. Önce hükümeti, sonra Milli Orduyu kurdular. Bakanların, tek başlarına makam otomobilleri, makam odaları yoktu. Ne Bakanların, ne Milletvekillerinin ne de askerin kat kat elbiseleri, şatafatlı üniformaları, aşçıları, uşakları, hizmetçileri, çeşit çeşit yemekleri yoktu. Tertemiz ahlakları, tek bir idealleri vardı, Vatanı kurtarmak. Hareketin adı Milli Hareket idi, parola Ya İstiklal Ya Ölüm!
İnönü, Sakarya, Dumlupınar da ve üçü arasında geçen süreçte destanlar yazdılar, tarih yazdırdılar.
Eli öpülesi Türk Kadını, cepheye mermi, giyecek ve yiyecek taşıdı, kağnılar ile, olmadığında sırtında, atölyelerde, evlerde, üniforma dikti, çorap ördü, yol yaptı, demiryolu yaptı, eşini oğlunu, cepheye, ya gazi ol ya şehit! diyerek gönderdi.
Dumlupınar da bütün dünyaya ve İstanbul’daki işbirlikçilerine dedik ki, bu vatan bizim, tertemiz vatan topraklarımıza giremez ve bizi esir edemezsiniz.
Anladılar mı? Anladılar şüphesiz. Bizi mertçe yenemeyeceklerini anladılar. O günden bu güne bizi bize kırdırma gayreti içindeler.
Kerkük-Musul meselesinde Şey Sait isyanını İngilizler, Hatay meselesinde Seyit Rıza isyanını Fransızlar çıkarttılar.
Organize suç örgütleri FETO/PDY ve PKK ‘yı desteklediler ve desteklemeye devam etmekteler. Türk Milletini ve devletini, sol-sağ, Alevi-Sünni kavgası ile yıkmaya, bölmeye çalıştılar, beceremediler. İdeolojisi, mezhebi ne olursa olsun Türk Milleti için Vatan-Devlet-Bayrak, namus idi ve de gerisi teferruat idi.
Bu gün, kıdemli, DIŞ VE İÇ DESTEKLİ VE ODAKLI terör ve organize suç örgütleri eliyle Kültürümüz, inançlarımız, ahlakımız, zihniyetimiz bozuluyor. rejim değiştiriliyor, millet ve vatan bölünmeye çalışılıyor.
Çözüm, ayrılıkçılara pirim vermek, yolsuzluğa, hırsızlığa, haksızlığa, mana ile maddeleşmeye, korkuya boyun eğmek değildir.
Çözüm, Tek Devlet=TÜRKİYE CUMHURİYETİDİR, Tek Bayrak= TÜRK BAYRAĞIDIR, Tek Millet = TÜRK MİLLETİDİR diyerek, bu temel esaslar merkezin de toplanmak ve BİZ OLMAKTIR.
NE MUTLU TÜRKÜM DİYENE!
