104. YILINDA MUDANYA ATEŞKES ANTLAŞMASI
Mudanya Ateşkes Antlaşması, o destansı sabahın 11 Ekim 1922’sinde, Bursa’nın sakin sahil kasabası Mudanya’da, bir tüccar konağının ahşap odasında imzalandı. Bu, yalnızca bir silah bırakışması değildi; üç yıldır kanla, ateşle, sabırla yazılan bir destanın son mısrasıydı. Anadolu’nun bağrından yükselen bir milletin, “Ya istiklal ya ölüm!” diye haykırarak kazandığı zaferin, masada da taçlandırıldığı andı.
Büyük Taarruz’un gürleyen top sesleri henüz dinmemişti. 26 Ağustos’ta başlayan o muazzam hamle, 30 Ağustos’ta Başkomutanlık Meydan Muharebesi’nde Yunan ordusunu paramparça etmiş, 9 Eylül’de Türk süvarileri İzmir’e girmişti. “Ordular! İlk hedefiniz Akdeniz’dir, ileri!” emri, sadece bir askerî emir değil, bir milletin yeniden doğuşunun çığlığıydı. Anadolu temizlenmişti. Şimdi sıra, hâlâ Yunan işgalindeki Doğu Trakya’ya, İstanbul’a ve Boğazlar’a gelmişti. Türk ordusu, zaferin verdiği hızla kuzeye, Çanakkale’ye ve İstanbul’a doğru ilerliyordu. İngilizler tel örgüler geriyor, tarafsız bölge ilan ediyor, ama Fransız ve İtalyan müttefikleri bu yeni savaşa girmek istemiyordu. Chanak Krizi patlak vermişti. Londra’da hükümet sarsılıyor, Paris’te diplomatlar telaşla toplanıyordu.
İtilaf Devletleri, 23 Eylül’de Ankara’ya nota gönderdi: Ateşkes isteyin, barış masasına oturalım. Mustafa Kemal Paşa’nın cevabı net ve demir gibiydi. Türk kuvvetleri İstanbul ve Çanakkale yönünde ilerlemeyecek, ama Doğu Trakya, Edirne dâhil, Meriç’in batısına kadar derhal boşaltılacak ve Türkiye Büyük Millet Meclisi’ne teslim edilecekti. Aksi takdirde hareket serbestti.
3 Ekim 1922’de görüşmeler Mudanya’da başladı.
O gün Mudanya’da hava bozgun, deniz köpüklüydü. Konak’ın salonuna İngiliz General Harrington, Fransız General Charpy ve İtalyan General Mombelli girdiler. Türkiye Büyük Millet Meclisi’ni Batı Cephesi Komutanı İsmet Paşa temsil ediyordu; yanında Fevzi ve Refet Paşalar da vardı. Yunan temsilcileri General Mazarakis ve Albay Sariyannis ise Mudanya açıklarındaki İngiliz gemisinde beklemeyi tercih ettiler. Masada, Anadolu’dan savrulup gelen o yenilmez irade, karşısında dünyanın en güçlü donanmalarını ve ordularını temsil eden generaller oturuyordu.
Görüşmeler gergindi. İlk üç gün neredeyse tamamen Trakya meselesiyle geçti. İsmet Paşa, anılarında o atmosferi şöyle anlatır: “Biz muharebe halindeydik, karşımızda düşman vardı. Düşmanı yendik ve takip ettik. Anadolu’dan çıkardık. Mudanya Konferansının toplanması ile askerî hareket durmuştur. Bu hâl uzun müddet devam edemez… Onun için bir an evvel bütün memleketin tahliyesi işini halletmek lâzımdır.”
İngilizler Doğu Trakya’nın derhal teslimine yanaşmıyor, barış antlaşmasına bırakmak istiyorlardı. Tansiyon yükseldi, görüşmeler bir ara kesildi. Mustafa Kemal Paşa, ordulara hareket serbestliği verdi. İsmet Paşa masada kararlılığını sürdürdü. Anlatılara göre, en gergin anlardan birinde İngiliz generalin “İstanbul’u yakarım.” tehdidine karşılık, “Sen İstanbul’u yak, ben de Çanakkale’yi kapatır, sizi Marmara’da balık gibi yüzdürürüm. Gerekirse savaşırız.” dediği ve yumruğunu masaya indirdiği söylenir. Bu sözler, belki efsaneleşmiş anılarla harmanlanmış olsa da, o günlerin ruhunu yansıtır: Türk tarafı, kazandığı zaferi masada da savunmaya kararlıydı.
Sonunda, 11 Ekim sabahı saat altıda, Fransızca kaleme alınan sözleşme imzalandı. İsmet Paşa, Harrington, Charpy ve Mombelli imzalarını attı. Yunanistan birkaç gün sonra, 14 Ekim’de, çaresizlik içinde katılmak zorunda kaldı. Sözleşme, 14/15 Ekim gece yarısı yürürlüğe girdi.
Maddelerin özeti, zaferin dilidir:
Türk ve Yunan silahlı kuvvetleri arasındaki çarpışmalar derhal duracaktı.
Yunan kuvvetleri, Adalar Denizi’nden Bulgar sınırına kadar Meriç’in sol kıyısına, 15 gün içinde çekilecek, Doğu Trakya’yı boşaltacaktı.
Boşaltılan yerler, İtilaf temsilcileri aracılığıyla 30 gün içinde Türkiye Büyük Millet Meclisi memurlarına ve jandarmasına teslim edilecekti.
Barış antlaşmasına kadar Doğu Trakya’da en fazla 8 bin Türk jandarması bulunabilecekti.
Meriç’in sağ kıyısı (Karaağaç dâhil) barışa kadar müttefik birliklerince işgal edilecek, düzeni sağlamak için karma komisyonlar kurulacaktı.
İstanbul ve Boğazlar’ın yönetimi TBMM’ye bırakılacak, fakat barış yapılıncaya kadar İtilaf askerleri belirli sınırlar içinde kalmaya devam edecekti.
Türk ordusu, barış konferansına kadar Anadolu’da belirlenen hatların (İzmit yarımadasında Şile-Gebze-Darıca, Çanakkale’de kıyıdan 15 kilometre) gerisinde duracaktı.
Bu antlaşma ile Doğu Trakya, Edirne dâhil, tek bir kurşun atılmadan kurtarıldı. Refet Paşa, Trakya’yı teslim almak üzere görevlendirildi; Türk jandarması ve mülkî idare yavaş yavaş yerleşti. 25 Kasım’da Edirne’de Türk yönetimi yeniden kuruldu. İstanbul fiilen TBMM’nin eline geçti. Mondros Ateşkes Antlaşması, fiilen hükümsüz kaldı. Osmanlı Devleti hukuken de sona ermeye yüz tuttu. En önemlisi, Sevr’in hayaleti tamamen dağıldı. Mudanya, Lozan’ın kapısını açtı.
Bu, savaş meydanında kazanılan zaferin, diplomasi masasında da tescil edildiği andı. İsmet Paşa’nın sarsılmaz iradesi, Mustafa Kemal Paşa’nın stratejik dehası ve Türk ordusunun yenilmez ruhu birleşmişti.
Mudanya’da imzalanan o kâğıt, sadece ateşkes değildi; bir milletin “Ben varım ve özgürüm.” diye haykırışının, dünyaya resmî kabul ettirilişiydi. Destanın sonu değil, yeni bir çağın, Cumhuriyet’in eşiğiydi.
Mudanya ateşkes antlaşmasının 104. yılı kutlu olsun.
11 Ekim 2026
M. Hüseyin OĞUZ

