VEFATININ 76. YIL DÖNÜMÜNDE MAREŞAL FEVZİ ÇAKMAK
Mareşal Fevzi Çakmak:
Ey Türk milleti! Tarihin en karanlık demlerinde, imparatorluklar çökerken, düşman çizmeleri vatan topraklarını çiğnerken, bir adam doğdu ki adı Mustafa Fevzi Çakmak’tı. 12 Ocak 1876’da İstanbul Anadolu Kavağı’nda, Topçu Albayı Ali Sırrı Bey ile Hesna Hanım’ın oğlu olarak dünyaya gelen bu yiğit, Çakmakoğulları’nın yiğit evladı, kaderin kendisine biçtiği destanı yazmak için doğmuştu. Babasından aldığı askerlik kanı, dedesinden aldığı ilim ve tasavvuf ruhuyla yoğrulmuş bir komutan; harp meydanlarında “her güçlüğü yenmek” diye tanımladığı savaşın, bilgi, intizam, enerji ve itimatla kazanıldığını bilen bir dahiydi. O, Türkiye’nin ikinci ve son mareşali, Mustafa Kemal Atatürk’ten sonra Cumhuriyet’in en büyük askeriî siması, vatan savunmasının ebedî sembolüdür.
Fevzi Paşa’nın çocukluğu, Boğaz’ın rüzgârında askerlik felsefesiyle geçti. İlköğrenimini Rumelikavağı’nda, orta ve liseyi Soğukçeşme Askerî Rüştiyesi ile Kuleli’de tamamladıktan sonra 1893’te Harbiye’ye girdi. 1896’da teğmen, 1898’de kurmay yüzbaşı olarak mezun oldu. Daha o yıllarda Arnavutluk isyanlarında, Trablusgarp’ta, Balkan Savaşları’nda cephe cephe koştu. Çanakkale’de, Kafkasya’da, Suriye’de Osmanlı’nın son nefesini savundu. Her muharebede “Harp demek, her güçlüğü yenmek demektir.” sözünü kendine ilke edindi. Tehlike ile tedbirin “ahenktar” yürümesi gerektiğini bilen bir strateji ustasıydı. Bilgi, intizam, enerji ve itimatı “Harbin katî neticeye eriştirilmesi için biricik esas” sayardı.
1919’da İstanbul’da Genelkurmay Başkanı ve Harbiye Nazırı iken vatanın çağrısına kulak verdi. Mustafa Kemal Paşa ile yolları kesiştiğinde, İstanbul Divan-ı Harp’i onu idama mahkûm etti (24 Mayıs 1920), padişah Vahdettin onayladı. Ama o, “Bir millete vahdet olmazsa vücuda getireceği ordunun manevî cephesi çöker.” diyerek millî cepheye koştu.
Batı Cephesi’nde İsmet Paşa ile omuz omuza, düzenli orduyu kurdu. Sakarya Meydan Muharebesi’nde, Büyük Taarruz’da strateji dehasını gösterdi. 30 Ağustos 1922 Dumlupınar’da, düşmanı denize dökerken “Biz, Anadolu’da sade düşmanlarımızla değil, aynı zamanda en yakın kavga arkadaşlarımızın –hemen hemen düşman silâhları kadar tehlikeli olan– dalâletleriyle de mücadele ediyorduk.” diye haykırdı.
Dumlupınar’da 1924’teki zafer yıldönümü konuşmasında, düşmanın tel örgülerle tahkim edilmiş mevzilerini, dağlarını, demiryollarını tek tek anlatırken ordunun maneviyatını zirveye taşıdı. 31 Ağustos 1922’de TBMM tarafından mareşal rütbesiyle taltif edildi; Atatürk’ten sonra Türk ordusunun ikinci mareşali oldu.
O günlerdeki bir anısı destan gibi: Düşman kaçarken Fevzi Paşa, elinde Kur’an-ı Kerim’le dua ederdi. Zafer, hem kılıç hem imanla kazanılmıştı.
Zaferden sonra 3 Mart 1924’ten 12 Ocak 1944’e kadar tam 23 yıl Genelkurmay Başkanlığı yaptı. Orduyu modernleştirdi, Çakmak Hattı’nı kurdu, disiplini ve vatan sevgisini aşıladı. “Cemaat ve tarikatlar, Haçlıların Anadolu’da kurdukları ileri karakollardır.” diyerek milletin birliğini savundu; çünkü o, vahdetin ordunun manevî cephesi olduğunu biliyordu.
Atatürk için söylediği sözler ise ebedî bir bağlılığın nişanesi: “Atatürk, büyük bir realist olduğu kadar büyük bir idealistti. O, Türklük ve insanlık için büyük bir kıymetti. Daha o zaman bugünkü Birleşmiş Milletler Teşkilatı’nın gerçekleşmesini istiyordu.” Fevzi Paşa, Gâzi’nin yanında her zaman kapıda bekleyen, onun ideallerini gölgesinde taşıyan sadık bir askerdi.
10 Nisan 1950’de İstanbul’da vefat ettiğinde 74 yaşındaydı. Cenazesine yüz binler akın etti. Eyüp Sultan Mezarlığı’nda, Hüseyin Şeyh türbesine defnedildi; ailesinin isteğiyle Devlet Mezarlığı’na nakledilmedi. Çünkü o, vatan toprağının her karışını kendi mezarı bilmişti.
Fevzi Çakmak, sadece bir mareşal değildi; o, “tehlike ile tedbirin ahenk içinde yürüdüğü” bir ömrün, “her güçlüğü yenme” iradesinin, milletin birliği uğruna gölgede kalmayı yeğleyen bir kahramanın adıdır. Bugün Çakmak Hattı’ndan Dumlupınar’a, her karış toprakta onun izi vardır.
“Bilgi, intizam, enerji ve itimat” ile zafere yürümek, işte Fevzi Paşa’nın mirası budur.
Tanrı, rahmetini bol eylesin.
10 Nisan 2026
M. Hüseyin OĞUZ








