52. YIL DÖNÜMÜNDE KIBRIS BARIŞ HAREKÂTI
Zulmün Zincirlerini Kıran Destan
Akdeniz’in sularında yankılanan bir kahramanlık türküsüdür Kıbrıs Barış Harekâtı. 20 Temmuz 1974’te, Türk Silahlı Kuvvetleri’nin yiğit evlatları, kardeşlerinin kanla yoğrulmuş toprağına ayak bastığında, sadece bir askeri operasyon değil; asırlık zulmün, soykırım teşebbüsünün ve Enosis hayallerinin karşısında dikilen bir milletin şahlanışı gerçekleşti. Bu, destanların destanıdır: Ana vatanın, yavru vatandaki evlatlarını yalnız bırakmayışının, Mehmetçiğin ve Mücahidin omuz omuza yazdığı ölümsüz bir zaferin hikâyesi.
Öncesi: Karanlık Yıllar, Birikmiş Acılar ve Direnişin Ateşi
Kıbrıs’ın kaderi, Osmanlı’dan İngiliz yönetimine geçişle birlikte karanlık bir yola girdi. 1878’de “geçici” olarak devredilen ada, 1925’te resmen İngiliz kolonisi oldu. Rum nüfusun Enosis (Yunanistan’a ilhak) hayalleri, kilisenin ve radikal örgütlerin körüklemesiyle büyüdü. 1950’lerde EOKA terör örgütü, Georgios Grivas önderliğinde silahlı eylemlere başladı. Hedefleri netti: Ada’yı Yunanistan’a bağlamak, Türk varlığını silmek.
1950’lerin ortalarından itibaren adadaki Türkler sistematik baskı ve saldırılarla karşılaştı. 1955’te EOKA’nın ilk kanlı eylemleriyle başlayan zulüm, 1960 Londra-Zürih Antlaşmaları’yla kurulan Kıbrıs Cumhuriyeti’nde de durmadı. Garantör devletler (Türkiye, Yunanistan, İngiltere) arasında paylaşılan sorumluluklara rağmen, Rum tarafı Akritas Plânı gibi gizli stratejilerle Türkleri azınlığa indirgemeyi, hatta yok etmeyi hedefledi.
Kanlı Noel (1963), bu zulmün zirvesiydi. Lefkoşa’nın Tahtakale semtinde, Ayvasıl ve Kumsal katliamlarında yüzlerce Türk şehit edildi. Türk köyleri yakıldı, aileler parçalandı, binlerce kişi göç etmek zorunda kaldı. Kıbrıs Türkleri, üçgen bölgelere sıkıştırıldı; ambargo ve izolasyonla boğuldu. İşte bu ateşli yıllarda doğdu Türk Mukavemet Teşkilatı (TMT). Rauf Denktaş gibi liderlerin öncülüğünde, vatan toprağını koruyan yiğit mücahitler, yıllarca destansı bir direniş sergiledi. Ana vatan Türkiye’den gizlice gelen silahlar, eğitim ve destekle ayakta kaldılar. “Ya taksim ya ölüm” sloganı, umutsuzluğun içinden yükselen bir savaş narasıydı.
1964’ten 1974’e uzanan yıllarda, toplumlar arası görüşmeler, BM girişimleriyle zaman kazanılmaya çalışıldı ama Rum-Yunan ikilisi Enosis’ten vazgeçmedi. Türkler, adanın % 3’lük bir alanında, Kızılay yardımlarıyla hayatta kalmaya çalışırken, maneviyatlarını asla yitirmedi. Bu, bir milletin sabrının ve azminin destanıydı.
15 Temmuz 1974 Yunan Darbesi ve Soykırım Tehdidi
15 Temmuz 1974’te Yunan cuntası, Nikos Sampson’u iktidara taşıyan darbe ile Makarios’u devirdi. Amaç açıktı: Enosis’i gerçekleştirmek, Ada’yı Yunanistan’a ilhak etmek. Darbe, Kıbrıs Türklerini topyekûn yok etme tehdidini zirveye çıkardı. Katliamlar arttı, kadın ve çocuklar hedef alındı. Türkiye, garantörlük hakkını (1960 Antlaşması Madde 4) devreye soktu. Başbakan Bülent Ecevit ve Başbakan Yardımcısı Necmettin Erbakan, önce İngiltere’yle ortak müdahale önerdi; ret cevabı gelince, tarihi karar verildi: “Ayşe tatile çıksın” parolasıyla harekât başladı.
Bu, bir barış operasyonu idi. Zulme dur demek, kardeşleri kurtarmak ve Ada’da anayasal düzeni tesis etmek için atılan çelikten bir adım.
20 Temmuz 1974 sabahı, şafak vakti… Mersin’den yola çıkan Türk donanması, Girne açıklarında (Pentemili/5 Mil Plajı) destansı bir çıkarma gerçekleştirdi. Hava indirmeleri (Gönyeli), deniz çıkarmaları ve kara harekâtı eş zamanlıydı. Türk Hava Kuvvetleri göklerde hâkimiyet kurdu, topçular ve zırhlı birlikler düşman mevzilerini dövdü. Mücahitler, Mehmetçik’le omuz omuza savaştı.
Çıkarma sırasında kayalık sahiller, yoğun ateşe tutuldu. Ama Türk askeri, “Vatan borcu” diyerek ileri atıldı. Girne-Lefkoşa koridoru kontrol altına alındı. İlk aşamada 498 şehit verilmişti ama zafer yakındı. Rum ve Yunan kuvvetleri ağır kayıplar verdi. Ateşkes ilan edildiğinde (22 Temmuz), Türk tarafı stratejik üstünlük sağlamıştı.
Ancak Cenevre Konferansları’nda barışçı çözümler tıkanınca, Rum tarafı Muratağa, Sandallar, Atlılar gibi köylerde yeni katliamlar yaptı. 14-16 Ağustos 1974 ikinci aşama başladı. Mağusa, Lefke, Güzelyurt gibi bölgeler kurtarıldı. Türk ordusu, yaklaşık 35 bin personel, hava ve deniz üstünlüğüyle Atilla Hattı’na (Kokkina-Lefke-Lefkoşa-Mağusa) ulaştı. Ada’nın yaklaşık %37’si Türk kontrolüne geçti. Harekât, 16 Ağustos’ta ateşkesle sona erdi.
Bu, modern harp tarihinin en başarılı çıkarma ve koordinasyon örneklerinden biriydi. Kara, hava ve deniz unsurlarının muhteşem uyumu, lojistik mükemmellik ve kahramanlık, düşmanın Enosis hayalini Akdeniz’in sularına gömdü.
Sonrası: Barışın ve Özgürlüğün Doğuşu, Yeni Bir Devlet
Harekât sonrası büyük nüfus hareketleri yaşandı: Türkler güneyden kuzeye, Rumlar kuzeyden güneye göç etti. Kıbrıs Türk Federe Devleti (1975), ardından 15 Kasım 1983’te Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti (KKTC) kuruldu. Rauf Denktaş’ın önderliğinde, Türk halkı kendi egemen devletini yarattı. Bugün KKTC, Türkiye’nin garantörlüğü ve Türk askerinin varlığıyla huzur içinde yaşıyor.
Harekât, Ada’da kalıcı barış ve istikrarın temelini attı. Türk tarafı 498 şehit, gaziler ve mücahitler verdi; Rum-Yunan tarafı binlerce kayıp yaşadı. Gâziler, bugün hâlâ o günlerin hatırasını gururla taşıyor; silâhlarını 50 yıl sonra bulan yiğitler gibi duygusal anlar yaşıyorlar.
Uluslararası alanda tartışmalar sürse de, Türk milleti için bu operasyon, “Barış ve Özgürlük Bayramı”dır. Her 20 Temmuz’da törenlerle anılır; şehitler rahmetle, gaziler minnetle yâd edilir. Avrupa Parlamentosu gibi kurumların tek taraflı kararları, tarihi gerçekleri değiştiremez. Kıbrıs Türkü, Türkiye’nin yanındadır; iki egemen devlet gerçeği, çözümün anahtarıdır.
Kıbrıs Barış Harekâtı, Türk tarihinin en parlak sayfalarından biridir. Zulme boyun eğmeyen, kardeşini yalnız bırakmayan bir milletin; Mehmetçiğin, Mücahidin ve ana vatanın ortak zaferidir. Akdeniz’in dalgaları hâlâ o çıkarma gemilerinin sesini, Beşparmak Dağları’nda esen rüzgâr ise şehitlerin fısıltılarını taşır.
“Bayrakları bayrak yapan üstündeki kandır; toprak, eğer uğrunda ölen varsa vatandır.” Bu destan, Kıbrıs’ta ebediyen yaşayacak. Türkiye ve KKTC, kardeşliğin ve özgürlüğün sembolü olarak dimdik ayakta duracaktır.
Şehitlerimizin ruhu şâd olsun, gâzilerimiz onurla yaşasın.
20 Temmuz Barış ve Özgürlük Bayramımız kutlu olsun!
20 Temmuz 2026
M. Hüseyin OĞUZ


