MİNAREYİ ÇALAN KILIFINI HAZIRLAR!
Türk atasözleri, toplumsal ve siyasi gerçekleri çarpıcı bir sadelikle özetlemektedir. “Minareyi çalan kılıfını hazırlar.” ata sözü, bir yanlışı önceden plânlayarak işleyenlerin, suçu örtbas etmek için bahaneler, gerekçeler ve savunma mekanizmaları hazırladığını ifade etmektedir. Bu söz, bireysel ahlâktan toplumsal düzene kadar her alanda geçerliliğini korur; ancak Türk siyasetinde, özellikle son yirmi yılda (2005-2025), bu deyim adeta bir metafor haline gelmiştir. Adalet ve Kalkınma Partisi (AKP) iktidarının hakim olduğu bu dönemde, ekonomik büyümeden sosyal reformlara kadar pek çok alanda büyük vaatler verilmiş, ancak ortaya çıkan sorunlar karşısında “dış güçler”, “küresel krizler” veya “muhalefetin sabotajı” gibi kılıflar sıkça devreye sokulmuştur.
2002’de iktidara gelen AKP, ilk yıllarında ekonomik istikrarı sağlama ve demokratik reformlarla AB üyelik sürecini hızlandırma vaatleriyle halkın desteğini kazandı. 2005-2010 arası dönemde, askerî vesayeti zayıflatma ve sivil-asker ilişkilerini dengeleme politikalarıyla Kemalist yapıları sorguladı. Bu süreçte, parti “muhafazakâr demokrasi” kimliğini vurgulayarak, İslamcı köklerini yumuşatarak geniş kesimleri kucakladı. Ancak 2010’lu yıllarda, Gezi Parkı protestoları (2013), 17-25 Aralık yolsuzluk soruşturmaları ve 15 Temmuz darbe girişimi (2016) gibi olaylar, iktidarın otoriterleşmesini tetikledi. Anayasa değişikliğiyle başkanlık sistemine geçiş (2017), yargı bağımsızlığını zayıflattı ve muhalefeti baskıladı. Eleştirmenler, bu dönüşümü “siyasi İslam’ın yükselişi” olarak nitelendirirken, iktidar ise “dış mihraklar” ve “FETÖ” kılıfını hazır tuttu.
***
Son yirmi yılda AKP’nin dış politikası da deyimin bir yansıması:
“Komşularla sıfır sorun” vaadiyle başlayan süreç, Suriye iç savaşı ve mülteci kriziyle yerini “stratejik derinlik” gerekçelerine bıraktı. 2024 yerel seçimlerinde muhalefetin (CHP) zaferi, ekonomik baskılara rağmen iktidarın “seçim hilesi” iddialarıyla kılıfını yenilemesine yol açtı. Bu bağlamda, atasözü, iktidarın hatalarını örtmek için önceden tasarlanmış savunma stratejilerini simgeliyor – örneğin, sosyal medyada “Minareyi çalan kılıfını hazırlar.” ifadesi, yolsuzluk iddialarına karşı sıkça kullanılan bir eleştiri aracı haline geldi.
AKP’nin en parlak dönemi, 2005-2008 arası ekonomik büyüme oldu. IMF programlarının terk edilmesiyle GSYİH % 7’nin üzerinde arttı; inşaat sektörü patlama yaptı ve orta sınıf genişledi. Ancak 2008 küresel krizi ve ardından gelen iç politikalar, bu başarıyı gölgeledi. 2018’den itibaren düşük faiz ısrarı, TL’nin değer kaybına ve enflasyonun % 80’lere fırlamasına yol açtı. 2023 seçimleri sonrası “yeni ekonomi modeli” ile faiz artırımları yapıldı; ancak, 2025’te enflasyonun %28,5’e gerilemesi bile yetersiz kaldı.
***
Başarısızlıklar karşısında hazırlanan kılıflar çeşitlendi:
Pandemi, Ukrayna savaşı ve “emperyalist kuşatma” gibi gerekçeler öne sürüldü. Eleştirmenler, yapısal sorunları (yolsuzluk, liyakatsizlik) işaret ederken, iktidar “dış güçler”in sabotajını vurguladı. Sonuçta, 2001 krizinden beri biriken hatalar, 2025’te bile cari açık ve işsizlik sorunlarını derinleştirdi – atasözünün bir örneği olarak, “boom-bust” döngüsü önceden bilinmesine rağmen, kılıf olarak “küresel koşullar” hazırlandı.
Tarım sektörü, AKP’nin ilk yıllarında desteklendi 2005-2010 arası sübvansiyonlar arttı, sulama projeleri hızlandı ve üretim % 20 büyüdü. Ancak 2010’lu yıllarda su kaynaklarının kötü yönetimi ve iklim değişikliği, kuraklıkları tetikledi. 2025’te hükümet, “Tarım Stratejisi 2025-2030” ile 86 önlem aldı; self-sufficiency ve iklim dayanıklılığı hedeflendi.
***
Sorunlar derin:
Toprak erozyonu ve küçük çiftçilerin terk etmesi, üretimi düşürdü; ithalat bağımlılığı arttı. İktidar, “AB uyum süreci” ve “küresel fiyat dalgalanmaları” kılıflarını kullandı; muhalefet ise “rant ekonomisi”ni suçladı. Deyim burada, vaat edilen “tarım cenneti”nin aksine, çiftçilerin borç batağına sürüklenmesini örtmek için hazırlanan gerekçeleri yansıtmaktadır.
Hayvancılıkta 2005-2015 arası destekler (yem sübvansiyonları) ile sürüler % 30 arttı; süt üretimi 23 milyon tona ulaştı. Ancak, yem maliyetleri ve salgınlar (örneğin, şap hastalığı), 2020’lerden itibaren stokları eritti. 2023’te sığır ithalatı dört katına çıktı; et fiyatları yükseldi.
Başarılar sınırlı kalırken, sorunlara “ithalat zorunluluğu” ve “pandemi etkisi” kılıfları hazırlandı. Küçük üreticilerin iflası, sektörün %18 istihdam payını riske attı. Atasözü, “yerli üretim” vaadinin ithalata dönüşümünü örtbas eden politikaları simgeliyor – hükümet, “küresel rekabet” gerekçesiyle suçu dışsallaştırdı.
2003’te başlayan “Sağlıkta Dönüşüm Programı“, evrensel sağlık sigortasını getirdi; hastane sayısı %50 arttı ve erişim iyileşti. 2025’te yeni yasa ile bireysel koruma güçlendirildi. COVID-19’da hızlı aşı kampanyası ve yatak kapasitesi, Türkiye’yi “başarılı örnek” yaptı.
Ancak eleştiriler yoğunlaştı. Yoğun bakım yetersizliği, doktor göçü ve 2025 reformlarının “özelleştirme”ye kapı aralaması. Pandemi sırasında “siyasi baskı” iddiaları, “dış güçler” kılıfıyla karşılandı. Ata sözü, reformların “mucize” olarak pazarlanmasını, ancak yapısal sorunları örtmek için hazırlanan savunma mekanizmalarını yakalamaktadır.
Zorunlu eğitimi 12 yıla çıkaran 4+4+4 reformu (2012), okullaşma oranını %90’a yükseltti. 2005-2025 arası imam hatip okulları çoğaldı; yükseköğretim uluslararasılaştı.
Eleştiriler sert: Laiklik erozyonu, evrim teorisinin müfredattan çıkarılması ve PISA skorlarındaki düşüş. İktidar, “değerler eğitimi” ve “dış etki” kılıflarını kullandı; muhalefet “siyasallaşma”yı suçladı. Atasözü, erişim başarısının kalite kaybını örtmek için hazırlandığını göstermektedir.
AKP dönemi, olimpiyat madalyalarında artış getirdi (2020 Tokyo’da 104 madalya); altyapı yatırımları (stadyumlar) çoğaldı. Futbol, siyasi kutuplaşmanın aynası oldu; Fenerbahçe gibi kulüpler, iktidar eleştirisi yaptı.
Skandallar ise doğal sporcu ithalatı (doğallaştırma) ve yolsuzluk soruşturmaları (2023 yatırım dolandırıcılığı). İktidar, “uluslararası rekabet” kılıfını kullandı; eleştirmenler “siyasi araçsallaşma”yı vurguladı. Deyim, başarıların siyasi propaganda için “kılıf” olarak kullanılmasını özetlenmektedir.
***
Son yirmi yılda Türk siyaseti, “Minareyi çalan kılıfını hazırlar.” ata sözünü somutlaştırdı:
AKP’nin vaatleri büyük, ancak sorunlar karşısında dış etkenler ve komplo teorileri ön plâna çıkarıldı. Başarılar (ekonomik büyüme, sağlık erişimi) inkar edilemezken, başarısızlıklar (enflasyon, eğitim kalitesi) yapısal reform eksikliğinden kaynaklandı.
Gelecekte, kılıflar yerine şeffaflık ve hesap verebilirlik, siyasetin minaresini sağlamlaştırabilir. Aksi takdirde, atasözü bir uyarı olarak kalmaya devam edecek.
Ne diyelim;
“Minareyi çalan kılıfını hazırlar.”
Ne minareyi çalan, ne kılıfını hazırlayanlardan olun..
23 Ekim 2025
M. Hüseyin OĞUZ

