YETER ARTIK! İNSAN VE İNSANLIK UYANMALI!
İnsanoğlu, yaratılmışların pek çoğundan daha şerefli bir mahlûk.
Meziyetleri kadar zaafları da olan bir mahlûk.
Bir taraftan İYİ’likler, diğer taraftan KÖTÜ’lüklerle bezenmiş bir mahlûk.
Halkın ifadesi ile hem RAHMANÎ hem de ŞEYTANÎ özellikler söz konusu. Kanaatimce, her iki özellik de, KARARLI ve DENGELİ… Böyle istenmiş ve böyle oluşmuş…
DİNLER, insanların İYİ özelliklerini artırıcı, güçlendirici olarak düşünülmüş. Ama, her dinin mensupları arasında, KÖTÜ’ler hep baskın kılına gelmiş. Başlangıçta, güzel düşünceler ve iyi niyetlerle bezenmiş, tüm dinler… Ama, ortaya çıkışından sonraki zamanlarda; bazen hemen, bazen de birkaç yıl sonrasında dinler, yerini KÖTÜ’ye, Şeytan’a bırakmış ve sağlanan düzen tekrar bozulmuş, denge kaybolmuş.
Yüzyıllarca, bin yıllarca süren mücadelede, bazen İYİ, çoğu zaman da KÖTÜ etkin olmuş. Günümüz dünyasının genel tablosu böyle…İYİ’ler için “karamsarlık / kötümserlik” yansısa da, gerçekte bir UYARI ve yeniden ve güçlü DİRİLİŞİN sembolü olarak görülmelidir. En azından, akl-ı selimler için. Akl-ı selimlerin başı çektiği toplumlar, huzura kavuşur, başarıya ulaşır. Aksi durumda ise hem İNSANLIK kaybeder hem de İNSAN…
***
Gelelim, daha özele ve daha somut duruma…
Miladî 611 yılında Kutlu Elçi Muhammet’e tebliğ başladı, “İkra” buyruğu ile…
Bu kutlu söz, sadece kitap, dergi, yazı “okuması” olarak algılandı. İnsan, insanlık, dünya ve tüm kâinatı okumaktan uzak bir anlayışla, buyruğun özü kavranmadı. Kötülerle ve kötülükle mücadele, dar ve verimsiz ortamlarda devam etti / ettirildi. Arap hayat tarzı İslamiyet olarak algılandı / algılatıldı. Kutlu Elçi’nin tebliğ ettiği “Gerçek Din” yerini, “hurafelere, Hıristiyan ve Musevî mitolojilerine” teslim edildi. Güzel ahlâk ve insan merkezli din anlayışı; yerini yalan üzerine bina edilmiş tefrikalara, aldanmalara ve aldatmalara, uydurulmuş hadis ve kıssalara bıraktı. Neticede, İNSANLIK; kazanacağına, kaybetmeye yönlendirildi ve insanlık girdiği girdaptan hâlâ kurtulmuş değildir.
Bilgiye değer vermeyen, cahil insanların daha çoğalmasına kilitlenmiş, kutsal kitabımız Kur’an-ı Kerim’i Arapçasından okumak dışında meziyetleri bulunmayan hiç de az olmayan VAİZLER, İMAMLAR, MÜEZZİNLER eliyle İslamiyet, şuurlandırıcı ve akledici ölçülerinden tedricen uzaklaştırıldı ve mankurt nesillerin yetişmesine zemin hazırlandı. Bu kısır döngü; Ahmet Yesevî’nin, İmam Maturidî’nin İmam-ı Azam’ın, Hünkâr Hacı Bektaş Veli’nin ve bu nitelikteki yüksek âlim ve gönül erlerinin yaşadıkları dönemler hariç, hep devam etti / ettirildi. Ve toplumlar, Kur’an’ın ilk buyurduğu “İkra” sözüne uymadı; insanlığı ve kâinatı okumaktan uzak düştü. Dolayısıyla, Arap hayat tarzı İSLAMİYET, Emevî devlet anlayışı, DEVLET SİSTEMİ olarak yüzyıllarca dayatıldı / uygulandı / yaşandı.
***
Hatırlamakta, hatırlatmakta, sorgulamada/ sorgulatmada bir zarar olabilir mi? Kur’an-ı Kerim, pek çok ayette “Akletmeyi, tefekkür etmeyi, düşünmeyi” buyurmaz mı? Aklı olmayanın dininin de olmayacağından bahsetmez mi? Öyleyse, bir kez daha düşünmekte, sorgulamakta, akletmek de büyük yarar görülmelidir.
Kutlu Elçi’nin vefatında bile büyük sahabe dediklerimiz makam hırsına kapıldı. Kutlu Elçi’nin aziz naaşının namazı 17 kişi ile kılındı. Hz. Ali hariç, büyük halifelerden hiç kimse namazda yoktu. Hatta, Kutlu Elçi’nin aziz naaşının defni, 3 gün sonraya bırakıldı. NEDEN?
Bu önemli gerçekler, artık sorgulanacak / sorgulanmalı. Artık, Arap hayat tarzının İSLAMİYET olmadığı, İYİ BİLİNMELİDİR. Emevi Devlet Anlayışı’nın Türk Devlet Anlayışı’nın önünde durması ENGELLENMELİDİR. Bu konuda, kendini dindar zanneden MÜMİN olamamış Müslümanlar ve kendini din âlimi zanneden zırcahil müftüler, imamlar, vaizler, müezzinler özeleştiri yapmalı ve ahiretlerini kurtarmalıdır. Aksi takdirde, hesabı veremeyecekler ve ilelebed cehenneme mahkûm edileceklerdir. CEHALET ve YOKSULLUK, aziz Türk milletinin evladına yakışmaz. Toplum, öncelikle bu konularda DİRİLMELİ VE KENDİNE GELMELİDİR. Çünkü, millet ve din düşmanları, bu iki özelliği kullanarak (Cahillik, yoksulluk) millete ve dine BİLEREK / KASITLA zarar vermektedir.
***
İNSAN’a ve insanlığa düşen görev; imanına, yüksek Allah inancına zarar vermeden SORGULAMAK, DÜŞÜNMEK ve AKLETMEKTİR. Şeytan tarafında yer alanların sinsi tuzaklarına düşmemek, İNSAN’a ve İNSANLIĞA hizmet etmekten geri durmamaktır. En başta gelen görev ise, BİLGİYE ve BİLGİLİYE değer vermektir. Aksi takdirde, insanın yaşarken ve öldükten sonra ebedî huzura kavuşması imkânsızdır.
Kutlu Elçi‘nin tebliğ ettiği dini idrak etmemiz ve “Furkan” niteliğine sahip olmamız dileği ile…
KUTLU DOĞUM HAFTASI, KUTLU OLSUN!
15.04.2026
Ahmet KIYMAZ
