Sadık SOFTA
ÖZET
Çankırı ve havalisi, Milli Mücadele günlerinde, yoğun askeri faaliyetlere sahne olmuştur. Bu dönemde Çankırı, deniz yoluyla yapılan ulaşım ve taşıma işlerinde de önem kazandı. Deniz yoluyla, İnebolu Limanına gelen Osmanlı ordusu subay ve erleri, burada oluşturulan bir ulaştırma teşkilatı tarafından, önce Kastamonu’ya ve oradan da Çankırı yolu ile Ankara’ya, Batı Cephesine gönderiliyordu. İstanbul’dan Kuvayi Milliye Teşkilatı tarafından gönderilen silah ve cephanelerin taşıma işleri de aynı yollardan yapılıyordu. Giderek, buradaki lojistik faaliyetler yoğunlaştırıldı ve 2 Şubat 1921’de Çankırı’da bir Menzil Nokta Komutanlığı kuruldu. Ulaştırma ve taşıma işleri de bu komutanlık aracılığı ile sürdürülmeğe başlandı. Çankırı’daki bu lojistik faaliyetler, Sakarya Savaşı sırasında daha büyük bir önem kazandı. Nitekim 25 Ağustos 1921’de Çankırı’da, bir hafta içinde 1.000 yataklı bir askeri hastane kuruldu. Çevre halkın yardımlarıyla donanımı tamamlanan hastanede, cepheden gelen yaralıların bakımı yapılıyordu. Çankırı’nın bu işe ön ayak olması, öbür illerin halkını da harekete geçirdi ve kısa zamanda cephe gerisinde önemli bir lojistik ve sağlık hizmetleri ağı kuruldu.
Büyük bir fedakârlıkla yapılan bu hizmetler, heykel, resim ve paralara yansımıştır. Kurtuluş Savaşı’nın Sağlık Bakanı Dr. Rıza Nur, Dışişleri Bakanı Tevfık Rüştü Araş, Milletvekili Necati Bey gibi zatlar tarafından bu sırada yaşanılan bazı olaylar anlatılmıştır. Bilhassa “Millet malıdır, nem kapmasın ” diye evladının örtüsünü mermilerin üzerine örterek, yağmurdan koruyan ve kafalardan silinmeyen bu manzara Çankırı’da yaşanmıştır.
ANAHTAR KELİMELER: Milli Mücadele, İstiklal Yolu, Hanlar, Durak yerleri, Ulaştırma, Nokta Komutanlıkları, Hat Komutanlığı, Bin Yataklı Hastane, Seferberlik..
ABSTRACT
Çankırı and its district have experienced an intense military actions in the Turkish War of National Liberation . In this period Çankırı gained importance in sea transportation. The officers and soldiers of the Ottoman army that came to the Inebolu harbour via sea were being sent to Kastamonu at first and then to Ankara – West Side through Çankırı. The weapons and ammunitions were sent through the same way as well. Gradually the logistic actions were redoubled and a command headquarter was established in Çankırı. Transportation affairs were maintained by this command headquarter. Logistic actions in Çankırı gained importance during the Sakarya War. And a thousand- bed military hospital was established in a week time on 25th August 1921 in Çankırı. In this hospital the wounded who came from the front-line were cared with the grassroot support. The support given by Çankırı initiated the actions of other cities and in a short time an important logistic and health service network was established.
These self-sacrificing services were reflected to the sculpture, art and money. Such figures like Minister of health services in National War Years, Dr. Rıza Nur; the minister of ınternational affairs Tvfik Rüştü Araş; and minister Necati Bey told some cases that were experienced during this period. Especially, the point which tells “the goods of the nation they should not be damaged” made them cover the bullets with the clothes of their children were carved into memories.
Key words:
KEY WORDS:
National War, path of liberty, inns, stops, transportation, command headquarter, a thousand –bed hospital , mobilization
MİLLÎ MÜCADELE DÖNEMİNDE ÇANKIRI
“Mondros Mütarekesi imzalandığında Çankırı, Kastamonu Vilayeti’ne bağlı bir sancaktı. Birinci Dünya Savaşı yıllarında ve Milli Mücadele Dönemi’nde, savaşın doğrudan etkilerini yaşamadığı için, Çankırı önemli bir yıkıma uğramadı. Topraklarının verimsizli ve ticaret yollarına sapa oluşu nedeniyle güçlü bir eşraftan yoksundu. İşsizlik yaygındı. Savaştan dönenlerin iş bulamaması, zaten yoksul olan halkı daha da yoksullaştırdı. Bu nedenle savaşı izleyen yıllarda eşkiyalık olayları oldukça artmıştı. Aynı dönemde, Merzifon’daki Amerikan Kolleji’nde odaklanan ve Anadolu’nun kuzeydoğusunda bir Rum Pontus Devleti kurmayı amaçlayan örgüt, Çankırı’da gizli çalışmalar yürütüyordu. Örgütün zaman zaman silahlı saldırılara varan etkinlikleri, dikkatlerin Çankırı üzerinde yoğunlaşmasına yol açıyordu. Kuracakları devletin Çankırı’yı da içine alacağını ileri süren Pontuscular’ın o günlerdeki en önemli eylemi, İlgaz Dağı Doruk mevkiindeki jandarma karakolunu basmaları ve jandarmaları öldürmeleriydi…
Öte yandan Meclis-i Meb’usan’ın dağıtılması ve milletvekillerinin sürekli göz hapsinde tutmaları nedeniyle İstanbul’da çalışma olanağı kalmamıştı. Bu yüzden, 1920 Mart sonlarında Anadolu’ya göç başladı. Bu arada 19 Mart 1920’de Mustafa Kemal bir genelge yayınlayarak, Ankara’da olağanüstü bir meclis toplanması gerektiğini dile getirdi. Bütün il ve sancaklarda temsilci seçimi yapılmasını istedi. Seçilecek temsilcilerden oluşacak bu meclise, daha önce İstanbul Meclis-i Meb’usanı’nda görev alan milletvekilleri de çağrılıydı Bu çağrıya uyan çok sayıda milletvekili ve aydın İstanbul’u terk etmeye başladı. Bu yolculuk sırasında başlıca iki yol izleniyordu. Bunlardan birincisi, Adapazarı Geyve – Düzce – Bolu üzerinden Anaka-ra’ya ulaşan karayolu, ikincisi de Şile-İnebolu denizyolu idi. İnebolu’da karaya çıkan milletvekilleri, at sırtında Kastamonu’ya geliyor, oradan da Çankırı’ya geçip bir iki gün konakladıktan sonra, Ankara’ya ulaşıyorlardı. O günlerde Çankırı’ya gelen milletvekillerinin başlıca uğrak yeri, bugün vali konağı olan Abdullah Çavuş’un evi idi. 1920 Mart sonu ve Nisan başında Çankırı’dan geçen milletvekilleri arasında Amasya Milletvekili Esat Bey, Çorum Milletvekili Muhittin Bey, Aydın Milletvekili Cami Bey vardı.”[1]
Birinci Dünya Savaşı yıllarında ve Milli mücadele dönemlerinde, mücadele alanı olmadığı ve istilaya uğramadığı için Çankırı tahribe uğramamıştır. Fakat gerek topraklarının verimsizliği ve ticari faaliyetlerden faydalanamamasının yanında, harbin getirdiği mahrumiyetler, Çankırı’yı çok yıpratmıştır. Bu arada merkezi Merzifon’da olan Rum-Pontus eşkıyalarının faaliyetleri, Çankırı ili içine kadar uzanmıştır. İlgaz Doruk Mevkii’nde bu eşkıyaların jandarma karakolunu basarak, askerleri şehit etmeleri, halkın tepkisine sebep olmuştur. İstanbul’un İngilizler tarafından işgali ile Anadolu’ya geçen milli mücadele yanlılarının Ankara’ya gelişleri sırasında yardımcı olan illerden birisi de Çankırı’dır. Anadolu’ya deniz yoluyla İstanbul’dan kaçırılan silah ve cephanelerin savaş alanlarına emniyet içinde naklinde, Çankırı halkının hizmetleri çok büyüktür.
Çankırı’nın tarihi özelliklerinden birisi ve belki de en önemlisi İstiklâl Savaşı yılla-rındadır. O tarihte İstanbul’dan Anadolu’ya geçenlere İnebolu’dan sonra ilk durak Çankırı olmuş, kurtuluş savaşı devamınca Anadolu’ya kaçırılan silah ve cephaneler bu şehrin kadını ve erkeği tarafından gerektiğinde sırtında taşınarak cepheye ulaştırılmıştır. Ayrıca Hilafet Or-duları’nın öncüleri Çerkeşliler tarafından bozguna uğratılmış, kurtarıcıların daha rahat teşkilatlanmaları sağlanmıştır.[2] Yani Çankırı, İstiklâl Savaşı’nda İnebolu ve Kastamonu yoluyla Ankara’ya ve oradan cephelere gidecek kuvvetlerin tertiplenme yuvası vazifesini görmüştür.[3]İnebolu’ya deniz yoluyla gelen top, tüfek ve cephaneler İnebolu-Kastamonu-Çankırı yoluyla Ankara’ya taşınıyordu. Çankırı bu savaşta canla başla kadınlı-erkekli çalışıp cephaneyi kağnılarla, hatta sırtlarında taşıdılar… Çankırılı binlerce genç cephede savaşmış Kurtuluş Savaşı’nda bu il 608 şehit vermiştir.[4]
Doğrudan doğruya işgal görmediği ve işgal bölgelerinden oldukça uzak kaldığı için, Çankırı’da Anadolu’nun düşman tarafından işgaline karşı teşkilatlanmalar ancak, 1920 senesi Nisan ayından sonra başlamıştır. Bu teşkilatlanmalardan birincisi, 5 Mayıs 1920’de kurulan Çankırı Gençler Mahfeli idi. Çankırılı aydınların öncülüğünde kurulan bu teşkilat, spor ve müzik gibi dallarda da faaliyet gösterdiği için oldukça geniş bir taban oluşturmuştur. Buna benzer bir diğer teşkilatta, 12 Temmuz 1920 tarihinde Çerkeş’te, Çerkeş Gençler Mahfeli adı ile kurulmuştur. Bu teşkilat Milli Mücadele sırasında oldukça yoğun ve etkili faaliyetlerde bulunmuştur.
19 Haziran 1920 tarihinde Orta Anadolu’daki isyan mıntıkası hakkında Genelkurmay Başkanlığı’nın Çerkez Etem’e gönderdiği resmi yazıda: “İsyan mıntıkasında ve doğrudan doğruya Genelkurmay Başkanlığının emrinde bulunan kuvvetler (Çankırı ile ilgili olanı alıyoruz) şunlardır: “Çankırı’da, iki yüz piyade, altı makineli tüfek, elli süvariden ibaret 59. Alay komutanı Vasfı Bey’in emri altında bir müfrezemiz vardır. Albay Refet Bey, 18 Haziranda iki yüz atlı ile Çerkeş’ten Çankırı istikametine hareket edeceğini bildirmiştir.”[5] denilmektedir.
Çankırı ve havalisi, Milli Mücadele günlerinde, yoğun askeri faaliyetlere sahne olmuştur. Bu dönemde Çankırı, deniz yoluyla yapılan ulaşım ve taşıma işlerinde de önem kazandı. Deniz yoluyla, İnebolu Limanına gelen Osmanlı ordusu subay ve erleri, burada oluşturulan bir ulaştırma teşkilatı tarafından, önce Kastamonu’ya ve oradan da Çankırı yolu ile Ankara’ya, Batı Cephesine gönderiliyordu. İstanbul’dan Kuvayi Milliye Teşkilatı tarafından gönderilen silah ve cephanelerin taşıma işleri de aynı yollardan yapılıyordu. Giderek, buradaki lojistik faaliyetler yoğunlaştırıldı ve 2 Şubat 1921’de Çankırı’da bir Menzil Nokta Komutanlığı kuruldu. Ulaştırma ve taşıma işleri de bu komutanlık aracılığı ile sürdürülmeğe başlandı. Çankırı’daki bu lojistik faaliyetler, Sakarya Savaşı sırasında daha büyük bir önem kazandı. Nitekim 25 Ağustos 1921’de Çankırı’da, bir hafta içinde 1.000 yataklı bir askeri hastane kuruldu. Çevre halkın yardımlarıyla donanımı tamamlanan hastanede, cepheden gelen yaralıların bakımı yapılıyordu. Çankırı’nın bu işe ön ayak olması, öbür illerin halkını da harekete geçirdi ve kısa zamanda cephe gerisinde önemli bir lojistik ve sağlık hizmetleri ağı kuruldu.
Büyük bir fedakârlıkla yapılan bu hizmetler, heykel, resim ve paralara yansımıştır. Kurtuluş Savaşı’nın Sağlık Bakanı Dr. Rıza Nur, Dışişleri Bakanı Tevfık Rüştü Araş, Milletvekili Necati Bey gibi zatlar tarafından bu sırada yaşanılan bazı olaylar anlatılmıştır. Bilhassa “Millet malıdır, nem kapmasın ” diye evladının örtüsünü mermilerin üzerine örterek, yağmurdan koruyan ve kafalardan silinmeyen bu manzara Çankırı’da yaşanmıştır.
5 Mart 1922’de Çankırı’da oluşturulan bir Amele Taburu’na yol ve köprülerin tamir ve bakım işleri yaptırıldı. Kışla ve menzil yapımlarında da kullanılan bu tabur, askerlik çağını geçirenlerden ve sakatlardan oluşuyordu. Tabur, Büyük Taarruzdan sonra dağıtılmıştır.
B ) İSTİKLAL YOLU VE ULAŞTIRMA
- Osmanlı Devletinin Son Döneminde Yol Durumu
“Anadolu’nun hemen her bölgesi düzenli, yılın her mevsiminde ulaşıma açık yollara sahip değildi. Mevcut yollar 3-5 metre genişliğinde, ham zeminli kısa zamanda engebelenen nitelikteydi. Bazan dar bir patika halindeki yollara da rastlanmaktaydı. Yol yapımında mükellefiyet esasının egemen olması, merkezi bir örgütün bulunmaması, yol yapımını kaza sınırları içerisinde, gayri muntazam ve belirli bir projeden uzak, kaba inşaatlar haline dönüştürmüştü. Çoğu hallerde kervanların, yaylı arabaların sık sık geçtiği dereboylarında, vadilerde uzanan düzlükler, bu gidiş gelişlerden ötürü kendiliğinden yol haline gelmişti.”[6]
“İstanbul hükümeti ile Kuvayi milliye’nin çatıştığı ilk günlerde; yurdun sinir organları sayılan haberleşme yolları hangi tarafın elinde veya emrinde ise o tarafın kazanç ve başarı şansları artacağından bu şansı ele geçirmek için iki taraf arasında sıkı bir önlem yarışı vardı. Kastamonu’nun kuvayi milliye ile birleştiği 16 Eylül 1919’dan itibaren bir kadrolaşma başlamış”[7] ve Çankırı’nın da içinde bulunduğu bu bölge canla başla çalışarak Milli mücadele içindeki ağırlığını hissettirmiştir.
2) Milli Mücadele Döneminde Yol Durumu
“Önemi dolayısıyla Ankara-İnebolu yolu üzerinde 1920 yılında onarımlar başlamıştı. 1921 yılında karayollarının durumu şu şekilde idi: Yollar; muntazam şoseler, araba yolu ve harap şose, toprak tesviyesi yapılmamış yollar olmak üzere üç kategoride toplanmaktaydı. Ankara’dan İnebolu’ya uzanan şosenin Kalecik, Çankırı arası araba yolu idi. Çankırı karayolu, milli mücadele sevkiyatının en önemli mihenk taşlarından birisi olmuştur.
Ulaşım bakımından Çankırı’nın Karadeniz kıyılarını (İnebolu-Sinop) Ankara’ya bağlayan yol üzerinde oldukça ehemmiyetli bir mevkii vardı. İstanbul’dan ve Rusya’dan deniz yoluyla taşınan malzemeler için Anadolu’nun tek giriş kapısı inebolu olmuştu…[8]
“Vekiller Heyeti İnebolu-Kastamonu-Çankırı-Ankara yolunun önemini göz önüne alarak yolun onarımı için 60.000 lira ödenek ayırmıştır. Bununla ilgili olarak 31.10.1920 tarihinde bir kanun layihası hazırlanmıştır. Çankırı’nın bu yoldan başka, Sinop üzerinden Ankara’ya uzanan karayolu; Sinop-Boyabat-Taşköprü-Kastamonu-Çankırı-Kalecik-Ankara yolu vardı. Bu yol Anadolu yollarında yapılan başlıca kervan ulaştırma yolları arasında yer almaktaydı.
Büyük önem taşıyan İnebolu-Kastamonu-Çankırı-Ankara yolunun onarılması, hükümet kurulduktan sonra daha çok önemsenmiş ve gerekli tedbirler alınmıştı. 12 Ocak 1921 tarihinde; İnebolu-Kastamonu-Çankırı-Ankara üzerinden Ilgaz Dağı tepesiyle İnebolu yöresinde onarımı lazım gelen 48 köprüden 13’ünün onarımı tamamlanmıştı. Çankırı içindeki 537 m3 toprak tesviyesi, 685 m3 hendek kazılması, çamur temizlemesi yapılmış, 10 m3 kırma taş repilmiş, bir adet menfez yapılmış ve 10 adet köprü ve menfez onarılmıştır.
Kastamonu Gazetesi’nde “Yol Tamiratı başlıklı yazıda; İnebolu-Ankara arasındaki yolun tamiratının ne kadar önemli olduğu vurgulanarak, özellikle askeri sevkiyatın kolaylaştırılması açısından son derece önemli olduğu belirtilmektedir.
Açıksöz Gazetesi, 12 Temmuz 1337 (1921) yılında, İnebolu’dan Ankara’ya kadar olan yolların otomobil ve kamyon işleyecek bir hale getirilmesinin bir ihtiyaç haline geldiğinden, bunun için Nafıa bütçesinin tasdikini müteakip inşaata başlanacağını bildirmektedir.”[9]
“İnebolu-Ankara arasındaki taşıt işlerinin kira arabaları ile imeci halk arabaları ile
yapılması hiç şüphesiz ki düzün olmuyor ve bir çok gecikmeler oluyordu. Yol boylarındaki Şeydiler, Devrekani Göl ve Çankırı bölgelerinden olan arabacılar köylerine sapıyorlar. En lüzumlu silâh ve eşyayı günlerce evlerinde damlarında tutuyorlar ve tekrar yola çıkıyorlardı. Gerçi İnebolu Nokta Komutanlığı’ndan ellerine verilen liste ve sevk pusulalarında hareket tarihleri belli ve mesafeler muayyen idiyse de ya arabacıların veya hayvanların hastalığı yüzünden hakikî gecikmeler de oluyor. Ve bu mazeretlerin tespitine imkân bulunmuyordu.
Yolun zor kısmı İnebolu’nun İkiçay’dan – Çatalçeşme’ye kadar, Topçuoğlu, Kaygun-cak, Küre – Ecevit yokuşları idi. Yokuşun başlarında bütün arabaların çiftlendiği yani bir arabadan çıkarılan çift atın diğer arabanın ok başına takılarak yokuş başına varması demekti. Böylece birbirine yardımla mâniler aşılırdı. Yağmurlu çamurlu zamanlarda da bu usul kullanılır. Çankırı’nın Dümbelek yazısının çamurunu aşmak arabacılar için ölüm sayılırdı. Arabacılar köylerinde babaları, oğulları ile değişmeler yaparlar ve bu yüzden gecikmeler olurdu. Bununla beraber arabasında hayvanını süren her kadın, erkek ne taşıdığını, ne için ve nereye taşıdığını bilir. Hayatı pahasına da olsa mahalline ulaştırır. Keyfi savsaklamalar yapmazlardı.”[10]
“Kastamonu ili deniz ve sınırlarının önemi, İnebolu iskelesinin durumu karşısında bu havalinin daha verimli ve düzenli çalışması için dört tümenli bağımsız bir kolordu yetkisi ile Kastamonu ve Bolu havalisi Kumandanlığı kurulmuş, ve Kastamonu müstakil, Sinop, Çankırı, Zonguldak, Bolu livalarını içine alan bu kumandanlığa Miralay Muhittin Paşa Heyeti Vekile kararı ile gönderilmiş ye 30 Eylül 920 de Kastamonu’ya gelerek görevine başlamıştır. Muhittin Paşa’nın, ele aldığı ilk önemli iş; silah ve cephane taşıt araçları hakkında emirlere göre harekete geçmek oldu.”[11]
Şifreli tel -Aceledir. 3 Ekim 1920 700/315 Ankara
Kastamonu ve Havalisi K.
Ordunun piyade eslaha ve cephanesi mütemadiyen tezayüt etmesi zaruridir. Ehâli yedinde pek çok silâh cephane bulunmasına ve şimdiye kadar ittihaz edilen tedâbire rağmen dere olunan silâh ve cephane laşey kabilindendir. Memleketin sâikai havufle düşmana verdiği, Yunanlıların yalnız Bursa’da toplamış oldukları 14.000 silâh aldıkları ile sabittir. Bilumum makamatı mülkiye ile ahzı asker davâirinin bu meseleye fevkalâde ehemmiyet vererek halk elindeki esleha ve cephanenin dercine vesaiti mümküne ile çalışmaları ve her hafta Perşembe günü dere olunan esleha ve cephane miktarını Garp Cephesi kumandanlığına bildirmeleri rica olunur. Toplandığı takdirde verilen esleha ve cephanenin mahalli şevkleri ayrıca bildirilecektir. Bilumum makamatı mülkiye ve ahzıaskerlere tebliğ olunur.
Garp Cephesi K. İsmet
Bundan başka ordu ihtiyacı için acele hayvan istenmişti. Havali kumandanının kalem reisliklerine verdiği emirde: Her şubenin kaynak çizelgelerindeki hayvan toplamlarına göre askerlik şubelerinden binek vemekkâre hayvanı istenmişti… şubelerden Kastamonu’ya gelen hayvanlar yüklü veya binek olarak hemen Anara’ya gönderiliyordu…”[12]
“1920 yılından itibaren Anadolu’nun çeşitli yerlerinden ve deniz yolu ile Batı cephesine gönderilen malzemelerin ulaştırılması ve bilhassa silâh ve cephane ikmalini gerçekleştirmek üzere karayolu ulaştırma ağı bir düzene sokulmuş ve menzil teşkilâtı yeniden ele alınmıştır.”[13]
“28 Kasım 1920’de Inebolu-Kastamonu-Çankırı-Ankara yolu üzerinde ulaşımı düzenlemek üzere bir hat komutanlığı teşkil edildi. Tabur komutanlığı seviyesinde olan nokta komutanlıklarının görevleri şöyle idi.
a ) Bölgede yapılacak ulaştırmayı kontrol ve çabuklaştırmak.
b ) Bölgesinden geçen her türlü birlik personeli ile hayvanları yedirmek ve barındırmak.
c ) Bölgdeki yolları tamir etmek.
d ) Bölgedeki yollarda emniyet ve irtibatı sağlamak.
Bu maksatla nota komutanlıklarında ve uygun görülen diğer ara yerlerde konuk komutanlıkları kuruldu. Konaklarda barınma, yemek yeme ve dinlenme imkânları tesis edildi.”[14]
“10 Ocak 1921’de Sevkiyat ve Nakliyat Genel Müdürlüğü ve bunu takiben 1 Şubat’ta Kastamonu Menzil Müfettişliği kuruldu.
Kastamonu Menzil Müfettişliği’nin:
Nokta Komutanlıkları: Sinop, Boyabat, Taşköprü, İnebolu, Kastamonu, İlgaz (Koçhi-sar), Çankırı ve Kalecik’te,
İaşe Merkezleri: Cide, Çerkeş, Mecidiye, Safranbolu, Araç, Taşköprü ve Daday’da, Kastamonu’da menzil mevki hastanesi Çerkeş ve İlgaz’da revir, Çankırı’da memleket hastanesi ve subay misafırevi.
Çankırı bölgesinde; Kızılin, Sarayköy, Arap, Aşağıkapı, Yüklü ve Eviç’de konak komutanlığı bulunuyordu. Sakarya muharebeleri sırasında Çankırı’da bir haftada 1000 yataklı bir hastane kurulmuştur.”[15]
“İhtiyaca göre menzil teşkilatı zaman zaman değişikliğe uğramıştır. 1 Temmuz 1922 tarihinde sevkiyat ve nakliyat genel müdürlüğüne bağlı menzil birlik ve kurumları şöyle idi.
Menzil Mıntıka Müfettişliği: Çorum, Bolu, Kastamonu ve Adana’da,
Hat Komutanlığı: Samsun, Karamürsel, Göynük, İnebolu, Sarayönü, Sivas, Kayseri, Yozgat ve Kırşehir’de.
Nokta Komutanlığı: Yukarıdaki hat komutanlıklarına bağlı olarak 62 adet ve ayrıca Yahşihan, Ankara, Sarıköy, .Çankırı, Kalecik, Beypazarı, Ayaş, Kızılcahamam, Bol ve Çubuk’ta.
Erzak Ambarı: Bazı hat ve nokta komutanlıklarında olmak üzere 69 yerde.
Teçhizat Ambarı: Çorum, Geyve, İnebolu, Kastamonu, Polatlı ve Çankırı’da.
Mühimmat Deposu: Yol güzergâhında olmak üzere 17 yerde.
Hastane ve nekahathane: 31 yerde.
Sıhhiye istasyonu ve revir: 52 yerde.
Hayvan Hastanesi ve Deposu: Çorum, Çankırı ve Ankara’da…”[16]
“Burada belirtilenlerin dışında Anadolu’nun daha pek çok yerlerinde ve özellikle halkın desteği ile açılmış konakların bulunduğu hatırdan çıkarılmamalıdır. Zira o dönemde hemen her köyde ve hatta günümüzde de daha az rastlanmakla beraber bazı köylerde varlıklı ve
durumu müsait aileler evlerinin bir bölümünü misafirler için ayırdığı bilinmektedir. Buna misal olmak üzere İnebolu-Ankara yolu üzerindeki bazı konaklama yerleri gösterilebilir.”[17]
“İnebolu, Çankırı arasında 200 kilometrelik mesafe çoluk çocuk, emzikli kadınlara varıncaya kadar kendi taşıtları ile seve seve gelen kahramanlarla dolmuş ve hatta birçoklarının kağnılarındaki cephaneden başka “Bunları erkeklerimiz düşmana atacak” diye sırtlarına yükledikleri görülmüş ve Türk kadınının bu fedakârlığı tarihte destan olmuştur. Hatta yurt dışına aşan bu destan nasıl aşmasın ki: Ankara’nın bu tek kapısından gelip geçen yabancı devlet adamları, yazarları bu destanı gözleri ile görmüşler ve okumuşlardır.
Her gün yüzlerce araba, hayvan yükleniyor ve yola çıkıyordu. Bazen de denkler ve sandıklar vardı ki, birkaç yüz kilo ağırlığında idi. Böyle ağır yükler için manda ve öküz koşulu demir dingilli arabalar ayrılırdı. Bunlar ayrı kafileler halinde yola çıkarılarak yanlarına yardımcılar verilirdi. Mülkiye ve askeriye makamları tarafından üst makamlara telgrafla bildirilirdi.
Kastamonu Valiliğine- Şifre 8 Haziran 921
Bugün eşyayı askeriye yüklü 150 manda ve öküz arabası yola çıkarılmıştır. Arz…
İnebolu Kaymakamı
Bu telgraf İnebolu bombardımanından bir gün evvele ait olup her gün 150 – 200 arabanın yola çıktığı günlerdi. Aşağıda yazılı telgraflardan bu taşıma işlerindeki çeşitli safhaları okumak kabildir. Ve bombardımandan sonraki hızlanmayı göstermektedir.
Çankırı Mutasarrıflığına – Şifre 15 Haziran 921
Üç günden beri İnebolu ‘dan pek mühim miktarda cephane sevkıyatına devam olunmaktadır. Bunların Çankırı ‘ya kadar zarar ve ziyana uğramadan naklini teminen taşıyanların vesaitinden işe yaramayanların liva mıntıkasıda teşkil olunacak jandarma kolları vasıtasıyla civar köylerden tebdil edilmesine gayret edilmesi…
Vali Vekili Haydar
Dahiliye Vekletine – Şifre 16 Haziran 921 ve 986 iledir
Bir hafta zarfında İnebolu ‘ya 1500 araba ile 2600 mekkâri sevk edildiği ve eşyayı askeriyenin dahili taşındığı arz..
Kastamonu Vali Vekili Haydar
Bir hafta içinde 1500 araba ile 2600 mekkârinin İnebolu’ya gönderilmesi kolay bir iş değildi. İnebolu’ya 150 – 200 kilometrelik uzaklarda telefonsuz, telgrafsız dağınık köylerden bu taşıtların yola çıkması olağanüstü bir isteğe ve duyguya bağlı idi. Türk köylüsü tek şey düşünüyordu. ‘Ya ölüm.. Ya istiklâl..’ Her köye bir jandarma gidemezdi. Bu mukaddes varlık için bir ses yetiyordu. Duyan koşuyordu. ‘İnebolu’ya cephane gelmiş haydi imeceye..’
Menzil Mıntıka Müfettişliği’nin tertibine göre yol boyunca menzil noktaları, konakları vardı. Etrafındaki köyler buralara bağlı idi. Bu konak yerlerinde jandarma karakolları bulunurdu. Bütün vazifeliler de tek duygu ve ruhla çalışırlardı.”[18]
“Bombardımandan sonra millî müdafaa ve garp cephesi emirler veriyor. İnebolu’daki cephane ve eşyaların cepheye ulaştırılması isteniyordu. Valiler, kaymakamlar, müdürler, jandarma karakolları geceyi gündüze kattılar. Kastamonu Merkez jandarma K. Yüzbaşı Cevdet Bey telefonla karakollara emir veriyor. (O zaman yalnız karakollarda telefon vardı.) Bu me-yanda Alpagot (Çankırı İlgaz İlçesi’nin bir köyü) jandarma K. Mehmet Ali Çavuş’a, bölgesine düşen 50 arabayı 15 saat içinde Şeydiler (Kastamonu) mıntıkasında bulundurması ve oraya gelecek cephanelerin taşınması emrolunuyor.
Mehmet Ali Çavuş hemen karakolu kapatıyor. Yanındaki erleri köylere koşturuyor. Kendisi de Karataş Köyü’ne (İlgaz’ın köyü) geliyor. Sesini duyan kadın, erkek atını, öküzünü koşuyor, yarım saatte 33 araba hazırlanıyor. 5 tanesinin zayıf buluyor gri bırakıyor. 27 tanesini doğru Seydiler’e gönderiyor. Alpagot Köyü’ne koşuyor. Buradan 15 araba yola çıkıyor. Etyemez Köyü’ne yetişiyor, 8 araba çıkarılıyor. Böylece 50 araba Seydiler’e ulaşıyor. Emirer süvari Osman’ı bir raporla Bölük K. Cevat Bey’e gönderiyor. ‘15 saatte değil, 12,5 saatte 50 araba istenilen mahale yetişmiştir.’ diyor. Cevat Bey hayretle inanmıyor. Derhal telefonla Şeydiler Karakol Komutanlığı’na soruyor. “Evet kumandanım. 50 araba geldi cephane yüklü-yorlar. Hatta bir kısmı yola çıktı bile..” deyince, Kendini tutamayan Cevat Bey, sevinç gözyaşları ile yerinden fırlıyor. ‘Bu millet ölmez; bu millet yaşayacaktır.’ diye bağırıyor. Ve karakolu, muhtar ve üyeleri, köylüleri yazı ile ayrı ayrı takdir ve tebrik ediyor.
Evet., şehirli çorap örer, çamaşır diker, köylü buğdayını menzille bırakır, cephaneyi alır, noktadan noktaya ulaştırırdı.
Zor, baskı, ceza yok, jandarma yalnız haberci ve dellal, “işte Kuvayı Milliye ruhu, işte yurtseverlik duygusu” buna derlerdi.
921 Haziran başında Kastamonu Sultanisi edebiyat öğretmeni İsmail Habib, eski kâtibi mes’ul Hasan Fehmi beylerle, Hariciye vekili Yusuf Kemal beyin ağabeyi Osmanlı muharrirlerinden Abdulahad Nuri, eski İbrail şehbenderi Halit Beyler İstanbul’dan, eski Maarif nazırı Şükrü Bey Malta’dan, İnebolu’ya çıkarak Kastamonu’ya gelmişlerdi. Ağaoğlu Ahmet Bey, İnebolu’dan Kastamonu’ya gelmiş, Sultani okuluna misafir edilerek konferans vermiş Malta hatıralarından ve İngiliz’lerden bahsetmiş ve kurtuluş esasının köylü olduğunu belirtmiştir.
İnebolu-Kastamonu-Çankırı meydanlarında halkı uyandırıcı nutuklar söylemiştir.”[19]
‘Çankırı’daki lojistik etkinlikler, Sakarya Savaşı sırasında daha da büyük bir önem kazandı. Nitekim, 25 Ağustos 1921’de Çankırı’da bir hafta içinde 1.000 yataklık bir askeri hastane kuruldu. Çevre halkını yardımlarıyla donanımı tamamlanan hastanede, cepheden gelen yaralıların bakımı yapılıyordu. Çankırı’nın bu işe önayak olması öbür illerin halkını da harekete geçirdi ve kısa zamanda cephe gerisinde önemli bir lojistik ve sağlı hizmetleri ağı kurul-du.”[20]
Çankırı’da Kurulan Bin Yataklı Hastane
“Çankırı Kastamonu iline sınırdaş olmakla beraber Ankara Meş’alesine yakın olduğundan ışığı çabuk alıyordu. Kaynakları itibariyle yiyecek, giyecek yardımı diğer vilâyetlerden önce yerini buluyor. Diğer iller gibi İlgaz dağını aşmak zorluğu olmadığından yaptığı yardımlar çok işe yarıyordu.
Sakarya Savaşı başlayınca Çankırı merkezinde bin yataklı bir askeri hastane kurulmasına Millî Müdafaa Vekâletince karar verildiği gün Çankırıhlar işe giriştiler(25 Ağustos 921). Elleri sırtları arabaları dolu hastane eşyaları ile Kızılay ambarına üşüştüler. Yatak, yorgan, çarşaf, çamaşır, kap kaçak gibi eşyaları teslim alan Yardım Komisyonu’nu şaşırttılar. Beş altı gün içinde koskoca bir hastane kurdular. Cepheden gelen yaralılarla doldurdular. Çankırı’nın ilçeleri ile birlikte yaptıkları yardım o kadar çoktur ki, müfredatı ile tespit kabil olmadı.
Bu hususta Çankırı’nın tez davranması, Kastamonu merkez livasını gayrete getirdi. Çankırı Kızılay kurumunun çalışmaları her tarafa örnek olmuştu.”[21]
“Çankırı’daki lojistik etkinlikler, Sakarya Savaşı sırasında daha da büyük bir önem kazandı. Nitekim, 25 Ağustos 1921’de Çankırı’da bir hafta içinde 1.000 yataklık bir askeri hastane kuruldu.. Cepheden gelen yaralıların bakımı yapılıyordu. Çankırı’nın bu işe önayak olması öbür illerin halkını da harekete geçirdi ve kısa zamanda cephe gerisinde önemli bir lojistik ve sağlı hizmetleri ağı kuruldu.”[22]
Çankırı’da 6. Depo Alaylarının kurulması
Başkumandanın giriştiği büyük hazırlıkta Kastamonu Havalisinin her bakımdan büyük yardımı olmuştur. Kastamonu’da beşinci, Çankırı’da altıncı depo alayları kuruldu ve hemen ateşli eğitimlere, manevralara başlandı. Bu depoları dolduran her sınıf erlerin emsalleri arasında deniz erleri de bulunduğu anlaşılınca derhal şubelerine çevrildiler ve Samsun Bahriye Kumandanlığı emrine verildiler.
Askerlik şubelerine..
Müteaddit harp ve seferberlikler dolayısıyla bir sınıftan diğer sınıfa nakledil-memesinden dolayı hepsine bir sınıf gibi bakılarak piyade ve nakliyeden gayri diğer sınıflar hem tevellütlüleri meyanında silâhaltına alınmakta iseler de; ayni tevellüttü bahriyeliler hakkında olunacak muamele sorulmuş ve alınan cevapta bahriyelilerin geri çevirilmesi ve şubedekilerle birlikte Samsun, Sinop, Amasra ‘ya sevk edilmesi ve eski tevellütlülerin kalması Milli Müdafaa Vekâleti ‘nden bildirilmiştir.
Miralay Osman
Kastamonu ve Çankırı’da kurulan Depo alaylarının silâh ve cephane ihtiyacı şu emre göre sağlanmıştır. (Başkumandanın emriyle toplanan silâhlardır.)
Askerlik şubelerine 29 /30 Ağustos 921 de 646 iledir.
- Mülhakatta toplanan esleha ve cephanenin serian Kastamonu’ya celp ve cemi ile, Kastamonu ‘daki beşinci depo alayına teslim etmeleri ve cins miktarlarının bildirilmesi.
- Kastamonu cenubunda olan ve Çankırı ‘ya daha yakın bulunan silahların Çankırı ‘daki depo alayına teslim etmeleri Milli Müdafaa Vekâletinin emirlerine atfen kalem riyasetinden bildirilmiştir..
Vali Reşid paşanın ayrıldığından beri beş altı ay içinde dört beş zatın vekalet ettiği il makamına atanan vali Rafet Bey geldi. 22-Ağustos-921 de görevine başladı.
Rafet bey bilgisi, görgüsü ve nazik ve idaresi ile halka kendini sevdirdi ve Kurtuluş savaşının gerektirdiği işlerde çekinmeden sorumluluğa sevgi ile sarıldı
Sakarya savaşı başlamış, İnebolu-Ankara arası tıkanmış, büyük yardım gücü Sakarya’ya ulaşmıştır…”[23]
“Sakarya Zaferinden sonra teşebbüsü ele alan Türk ordusunun gücü artmıştı. Başkumandan Gazi Müşir Mustafa Kemal Paşa’nın 10 numaralı emirleri ordunun gelişmesi için en büyük kaynak olmuştu. Artık düşman imha edilecekti. 14/15 Eylül 921 günü umumî seferberlik ilân edildi.
Seferberlik emri – Suret.
Çok acele telgraf 14/15 Eylül 921 nısfılleyilden (geceyarısı) itibaren bütün vatanda umumî seferberlik ilân edilmiştir. Mağlup düşmanı Anadolu içerisinde en son nefere kadar tard ve imha için ilân ettirilen bu seferberlik istihdaf edilen gayeye varıncay kadar lüzum hasıl oldukça silâh altında bulunan sınıflarından maada esnan erbabı tahtı silâha celb olunacaktır.
Tahta silâha celbedilecek sınıfları Müdafaai Milliye Vekâleti tayin ve icap ed en makamata teliğ eyleyecektir.
Bilimum Vekâletlere, ordu ve müstakil kolordu mıntıka kumandanlıklarına tebliğ edilmiştir.
Türkiye B.M.M. Reisi Başkumandan Mustafa Kemal
Bu seferberlikten sonra Sinop, İnebolu, Amasra, Akçaşehir, Ereğli gibi Kastamonu vilâyetinin önemli iskelelerinde deniz faaliyeti arttı. Bu iskelelerin başında gelen İnebolu-Ankara ikmal yolunda işleyen mekkâri, kağnı ve öküz arabalarından istifade edildi. Seferberlik icabı ihtiyaca göre yeniden silâhaltına alınanlar oldu. Açıklar dolduruldu ve yeni birliklerin ve atlı tümenlerin kurulmasına başlandı.”[24]
“Cephede erkekler gibi omuz omuza savaşan Türk kadınlarının Kurtuluş Savaşı’ndaki payları büyüktür. Gerilerdeki beşikleri ile yürüyebilen çocukları ile yol boylarında silâh cephane taşıyan, arkadaşlarını da kıskandıran bu kahramanlardan İnönü Savaşlarına katışanlara Millî Müdafaa vekâletince birer İstiklâl Madalyası verilmiş ve Başkumandan tarafından onanmıştı. Kastamonu ve diğer vilayetlerden olan kahraman kadınların isimleri:
Ali kızı Alime, Hacı Osman Kızı Fatma, Besim kızı Şükrüye, Musa kızı Ayşe, Mehmetali kızı Hafıza, Kara Bektaş kızı Fatıma, Mehmet kızı Ümmühan, Hacı Mustafa kızı Fatma, Veli onbaşı kızı Ayşe, Molla İbrahim kızı Fatma, Ali kızı Ayşe, Molla Hasan kızı Fatma.
Ankara yolunda donan ölen ve hüviyetleri belirsiz kalan nice kahraman kadınlar vardır ki, bunları sayı ile anmak ve temsil edici anıtlarını dikmek yaşayan Türk kadınları ve hepimiz için bir vazife olmuştur.”[25]
Öte yandan, “Hemen bütün köy ağaları, kendi silâhlan, kendi hayvanları, kendi paraları ile birer müfreze kurarak”[26] Milli Mücadeleye katkıda bulunmuşlardır. Bunlardan birisi de Ilgazlı Halil Ağa’dır. Halil Ağa emrinde 500 kişi çalıştıracak kadar bir güce sahiptir ve 90 katırla bir katır kolu kurmuş, cephane nakil işlerinin yanında Ilgaz’da da bir han işletmiştir. Kendisi de Ilgaz’ın Kale Köyü’nden olan Halil Ağa, Milli Mücadeleye çok büyük katkılarda bulunduğu bugün bile çevre halkı tarafından bilinmektedir.
Ilgaz’a gelen mühimmat ve diğer işleri organize eden Ilgaz’da görev yapan Binbaşı Enis Beydir. Enis Bey, Ilgaz’a gelen mühimmat işlerinde olduğu kadar misafirlerin ulaşımını ve bulunduğu bölgenin asayiş işlerini de üstlenmiş vaziyette idi. Enis Bey önderliğinde Halil Ağa da kendi gurubunu kurarak yanında çalışanlardan başka, çevre köylerden bazı şahıslarla gurubunu büyütmüştür. Halil Ağanın torunu Mustafa Hancı’mn verdiği bilgilere göre, “Halil Ağa’nın Grubunda, kendi köyü olan Kale Köyü’nden dört kişi ağanın yanında çalışmıştır.[27] Bunlar;
- Kıyısın Köyünden Topal Ali
- Kıyısın Köyünden Yanık Emine: (Halil Ağanın Akrabası ve Yanığın Emine’nin de Kıyısınlı olmadığı yapılan araştırmalarda dile getirilmektedir.)
- Kuyupınarlı Salih Ağa: (Kurtuluş Savaşın’da, cephede çalıştığı Sadık Çakırsipahi tarafından söylenmektedir)
- Mülayımh Ağacığın İsmail (Halil Ağa’nın yanında çalışıyor ve kolbaşılık ya-
pıyor)
- Onaçlı Ali Kiriz: (Halil Ağa’nın mahiyetinde çalışmış ve sürekli mühimmat taşımada görev almıştır).
- Ümmühan Nine: (Aynca Kıyısın Köyü’nden Simitçi oğlunun kızı)
- Küçük Ali (Yeni Aligil): Gurubuyla da cephane nakil işlerinde görev almıştır. Kıyısın Köyü’ndendir.
Mahalle ve Köy Muhtarlarının Çalışmaları
“Muhtar ve üyeler iki türlü çalıştılar. Biri Başkumandan’in 10 emrini köylerinde gerçekleştirmeğe çalıştılar. Diğeri, kendi taşıtları ile köylünden ayrılmadılar. Köylerinden ayrıldıklarında eşlerini, analarını vekil bıraktılar. Evet., bucakta müdürün, ilçede kaymakamın eşi, ne ise köylerde muhtarın eşi de odur. Benlik taslamadılar. Gönül birliği, ülkü birliği yaptılar. Esasen ihtiyar kurulu üyelerinin veya eşlerinin kendilerini kayırmağa imkânları yoktu. Çünkü düşman bir, dava birdi. Şu halde köyce yapacakları işlerde de birlik, beraberlik olması gerekti.
‘İimece’ denilen sosyal gayrette böyle doğmuştur.”[28]
İstanbul’dan gelen vapurlardan binlerce sivil kıyafetli subay ve aileleri İnebolu’ya çıkıyorlar. Ankara’ya gönderiliyorlardı. Bunların rütbe ve adlarını ayrı ayrı tesbit etmek kabil değildir.
Abilof başkanlığında eşleri, çocukları ile beraber 30 kişilik Azerbaycan elçilik heyeti 6 Ekim 921’de Batum’dan gelen vapurdan çıktılar ve karşılandılar. İnebolu’da camileri gezdiler. Bu heyetle birlikte Menteşe mebusu ve Birinci Kastamonu İstiklal Mahkemesi’nde üye iken Moskova’ya giden Doktor Tevfık Rüştü ve Reji Genel Müdürü Mithat Beyler de gelmişlerdi.
Kastamonu Vilâyetine – Şifre. 7 Ekim 921 ve 914 tel.
Azerbaycan heyeti gelmiş bugün istirahattedirler. Yarın dört otomobille heyetten 12 kişi hareket edecektir.
Diğerleri için 30 araba arz.
Kaymakam İsmail Hakkı
Dahiliye Vekaletine. Şifre. 9 Ekim 921 ve 214 tel.
Azerbaycan elçisi Abilof Beyle sekiz arkadaşı 9 Ekim 921’de Kastamonu’ya gelmişlerdir.
Vali Raf et
Çankırı Mutasarrıflığı ‘na İlgaz Kaymakamlığı’na 9 Ekim 921 ve 215
Azerbaycan sefaret heyetinin geri kalan erkek kadın 18 zattan mürekkep yarın sabah buradan eşyaları ile beraber 19 araba ile hareket edeceklerdir.
Sefir İbrahim Abilof, Ateşimiliter Ali Asker Askerof Başkâtip Davut Resulzade, Hususî Kâtip İsmail İsmailof Ticaret Şube Müdürü Musa Sultanof İdare Müdürü Yusuf Ahandof İstihbarat Müdürü Ağa Baba Yusufzade, Tasarrııfat Müdürü Nadir İbrahimof Ziraat Şube Müdürü Gazanfer Nerimanof.
ValiRafet[29]
“Küre ve İlgaz dağlarından geçen İnebolu – Ankara yolunun kış aylarında kapanacağını bilen Milli Müdafaa Vekâleti savaş araçlarının çabucak taşınması için gerekli emirleri vermişti. Karadeniz’in meşhur Kasım ayı girmeden İnebolu’ya gelen motor ve vapurlarla külliyetli miktarda cephane ve silâh eşya çıkarılmış ve boşalan anbarlar, depolar tekrar dolmuştu.
İnebolu ve Kastamonu Menzil Komutanları mülki makamlarla birleşerek bir müddet kullanılmamış olan (Hasat ve harman münasebetiyle) motorsuz taşıtlarla birlikte at, merkep, katırların da İnebolu’ya gönderilmesi ve yollar Kapanmadan Karlı dağların aşılması istenmişti. Vali Rafet Bey bu işleri makine başında takibe başladı.
Tamim – Şifreli telgraf bütün mülhakat ve kazalara
Gayet aceledir. 9 /Kasım / 921 ve 4791 / 910
İnebolu ‘da çıkmış olan külliyetli miktardaki topçu ve piyade cephanesinin kemali suretle cepheye yetiştirilmesi lâzım gelir. Şimdiye kadar istihdam edilmemiş olan bilimum dört tekerlekli arabalarla kağnıların, at, merkepler, katırların serian İnebolu’ya irsali ve sevkiyat miktarından da peyderpey malumat itası ehemmiyetlidir.
Vali Rafet
Bu emir karakollara da bildirildiğinden jandarmalar, bekçiler köylere dağıldılar. Emri yaydılar. Artık Türk köylüsünün tarla ve değirmen yolu gibi hayatî ve zarurî saydığı İnebolu -Ankara yolu taşıt araçları ile dolmuşu. Bununla beraber köyler dağınık, yollar patika, telefon yok, sonbahar yağmurlarından her taraf çamur olduğundan tabii gecikmeler olmuştu ki, kar kış bastırmıştı. Yol boylarında kar altında cephane taşıyan kadın erkek kafileden hayvanı zayıf olanlar, birbirlerine yardım etmişlerse de yollarda hanlarda soğuktan donanlar olmuştu. Kafileler arasında donanların cephanesi diğer arabalara bölünerek boşalan araba eya hayvanla kahraman şehidin cenazesi köyüne gönderilir. Uzak köylerde ise yola yakın herhangi bir köyün muhtarlığına veya imamına teslim edilirdi. Böyle olmakla beraber zafer kervanının yola devam ettiği görülürdü. Yürekler acısı bu haller, barış zamanındaki tek hadiseler gibi olağanüstü tutulmaz, sanki siperde vurulan Mehmetçik gibi tabii ve mübarek sayılırdı. Bu ölümün sebebi sorumlusu aranmaz, hatta millî dava uğrunda Allah’ına kavuştuğu için kıvanç duyulur. Yas-tutulmaz ancak bu meçhul kahraman analar için milletçe yas tutulurdu.”[30]
“921 – 922 kışı çok sert olmuştu.. 921 Aralık ayında birden bastıran kar, yoları kapamış, cepheye giden taşıt kolları geceye kalmadan yakın hanlara köylere sığınmışlardı. Böyle fırtınalı bir gecede sabaha kadar yağan kar altında kalanların ara sıra olduğu gibi yine kara haberleri beklenirdi.’[31] ‘922 kışı erken bastırmıştı.”[32] “İnebolu’dan yola çıkan 25 – 30 arabalık subay kafilesi Küre ve İlgaz dağlarını aşarak Çankırı’nın Dümbelek Yazısı’nı geçince; yağmurla karışık kar tipisine yakalanmaları üzerine güç halle küçük bir hana sığınmışlarsa da 100 kişiyi aşan aileli bir subay kafilesi ile arabacıların bu handa barınmaları kabil olmayınca hayvanların çullarını çekilerek arabaları ile açık yolda bırakılıp arabacılarla subaylar ahırda ayakta ve aileleri de daracık iki odada barındırılarak sabaha kadar geceyi soğukta is, duman içinde uykusuz geçirmişlerdir.”[33]
“922 kışının yine yağmurla karışık karlı bir gecesinde cepheye cephane götüren Kastamonulu araba kolu kendi aralarında ‘Çamur Deryası’ adıyla anılan taşsız, düz ovada günlerden beri yağan yağmur ve eriyen kar yüzünden cephane yükleri ile balçık çamura saplanıp kaldıkları halde arabaları dörtleseler de çamurdan çıkmak kabil olmayınca yarım saatlik bir mesafeyi 9-10 saatte almışlar ve çamurdan çıkarılmayan iki hayvanı da ölüme terke mecbur olmuşlardır.”[34]
“5 Mart 1922’de, Çankırı’da oluşturulan bir ‘amele taburu’na yol ve köprüler onartıldı. Kışla ve menzil yapımlarında da kullanılan bu tabur, askerlik çağını geçirenlerden ve sakatlardan oluşuyordu. Tabur, Büyük Taarruz’dan sonra dağıldı.”[35]
“Kurtuluş Savaşı’nda Ankara’nın ve cephenin kan damarı vazifesini gören İnebolu -Ankara şosesinde dizili han ve otellerle, güvenliği sağlayan jandarma karakolları:
Merkez-lnebolu: Sübyan Çavuşun oteli, Çıkatm hanı, Kara Şükrü’nün hanı, Şahveledin Şükrü ve ortağı Mehmet, Küreli Hasan’m Bektaş’ın, Darendeli’nin hanları.
Yol Sırasında: Köleoğlu hanı, Hacı Rıza’nın hanı, Kör Nurinin Çuhadaroğlu mevkii, Topçuoğlu hanı (Kırımlı Esad Ağa), Yumuşacık hanı (İlyas Dayı)
Merkez Küre: Ahmet Çavuş’un Oteli,
Ecevid: Herif Kâmil Çavuş, Meşhur Kel İsmail Ağa hanları olup (İsmail Ağa büyük küçük her geçenin tanıdığı zarif adamdır. Çorbası, nükteli ve görgülü, konuşması, misafirperverliği ile meşhurdur.
Üyük hanı: Ödemiş hanı, köylüleri işletir.
Seydilerde: Yumurtacı Hüseyin Ağa, Namık Beyin hanı.
Halkacılar, meşeli Türbe, Kadir Pehlivan, Sıra Söğütler (Akkaşoğlu Hasan Bey), Şekerköprü hanları.
Merkez Kastamonu: Kale kapısında Mehmet Ağa ve kardeşi Mustafa Çavuş’un, Abdullah Kalfa, İzmirli’nin, Ağaçoğlu, Ahmet Beyin, İpşiroğlu, Ekşioğlu Hasan Ağa, Bozoklu İzzet Ağa, Kargılı İzzet Ağa, Beşdeğirmenler’de Hafız’ın, Ilgazdibi hanı ve otelleri.
Çankırı – Ilgaz[36]
İlgaz dağı doruğunda jandarma karakolu (barınaktır).
Çomarın, Hacı Behçet, Yenice köy, Kazancı hanlarıdır Kazancı köylüleri işletir). Kale Hanı, Hacı Mehmet Ağa ve İnköy hanları.
Kıyısın: Topal Ali Hanı.
Gündoğdu Jandarma Karakolu (Barınaktır).
Merkez Çankırı: Hacı Kadir’in icarında Soluğanın Hanı, İpliklerin Hazız Ağanın Hanı, Hanağasının Hilminin Hanı, Parmaklı Büyük Han, Dervişin Hanı, Vakıf Çukur Han, Başağanın Hanı, Nevşehirli İsmail icarında Hacı Hasan Hanı, Kelimamın İsmailin Hanı, Kelimamın Hafızın Hanları:
- Camgöz Mehmet Efendinin İcarında(Üstü otel, altı han)
- Hintlinin İcarında Han(Üstü otel, altı han) . .
- Eski Arapoğlunun İcarında(Üstü otel, altı han),
Koçhisarlıoğlu Ahmetin Hanı, Nalbant Hacı Hasanların Hanı, Salim Beylerin Hanı, Ilgazlı Tataroğlunun Hanı, Vakıf Hanı (İsmailin icarında), İskilip Hanı (Kâtipin icarında), Os-man Çavuşun Hanı, Plâkicinin Hanı, Gâvurun Hanı, Nakibin Hanı, Arabacıların Hanı (Ortapazar’da), Sülonun Hanı (Ortapazar’da), De Mehmetin Hanı, De Mehmetin Alinin Hanı, Hacı bayramların Hanı, Natır Ahmetin Hanı (İcar), İmaret Hanı (Nalbant Şükrü’nün icarında), Karataylı İsmail Efendinin Han ve otelleri(İmaret’te)[37]
Hacı Bey Hanı, Töney Jandama Karakolu (Barınaktır), Çandır Hanı, Kızılkaya Hanı.
Kalecik: Yeni Han, Ravlı, Bağlarbaşı hanı.
Merkez Ankara: Taşhan misafirhanesi ve diğerleri… Hacı Ömer vesaire…
Bunlar İnebolu-Ankara belkemiğinin birer halkası olup işletenlerin gerektiğinde şahsi yardımları da olmuştur. Şehit ailelerinden ve yaralılardan para almamışlardır…”[38]
C) ÇANKIRI HANLARI
1872 (H.1289) Kastamonu Vilayet Sâlnâmesi’nin Çankırı Sancağı’nda; “Kengiri: 20, Tuht:1, Kalecik:2, Çerkeş: 3, Viranşehr:1, karacaviran: 1 olmak üzere toplam 28 han vardir.” 1876 (H.1293) Sâlnâmesinde, Çankırı Merkez’indeki han sayısı 7’ye düşerken, Çerkeş kazâsı’nda 4’e yükselmiştir. Çankırı Sancağının genelindeki han sayısının 13’e düştüğü görülür. Yine aynı sâlnâmede verilen bilgiler içinde Çankırı’da bir hanın tamir gördüğü yer almaktadır. 1892 (H.1310) tarihli sâlnâmede Çankırı hanlarına bakıldığında, “beş büyük ve küçük han” ibaresine rastlanır. 1893 (H.1311) Sâlnâmesine bakıldığında ise han sayısının yine aynı cümlelerle “beş büyük ve küçük han” ibaresi görülürken, Çerkeş’te ise beş büyük han” bilgisine yer verilmektedir. Sâlnâmelerde zaman zaman yanlışlıklar olduğu hanların sayısı ile çelişkili ifadeler bulunduğunu düşündürmektedir. Mesela, 1893 (H.1311) sâlnâmesinde Çankırı ile ilgili malumat verilirken, “beş büyük ve küçük han” ibaresi yer alırken, aynı salnamede “Kastamonu Vilayetinin üç yüz sekiz senesi istatistiği Kengiri Sancağı” başlığı ile verilen han sayısı, Yekün: 39, Kengırı Kazası: 25, Çerkeş Kazâsı: 12 ve İskilip Kazâsı: 2 olarak verilmiştir. 1894 (H.1312) Sâlnâmesinde Çankırı ve çerkeş Kazâsı hanlarının tamamı 30 olarak verilmiş olup, bunların 25’i çankırı’da, 5’i ise Çerkeş Kazâsı’ndadır. 1899 (H:1317) Sâlnâmesinde, Kastamonu Vilâyetinin Üç Yüz On Yedi Senesi İstatistiği’de “Çankırı’da 28 ve Çerkeş’te 13 han”[39] olduğu görülür.
Katip Çelebi, “Şehrin esvakı âmire-zengin, mamur çarşısı ve hanları vardır.”[40] diyerek Çankırı’da bulun hanların bizleri oldukça geri tarihlere götürmektedir. Ahmet Kemal Üçok, adı geçen eserinde, “Kamusta ve Coğrafya Lügatında haber verilen 5 han hakikatte bundan çok fazladır. Bugün 7’si İmaret’te, l’i Samanpazan’nda, 8’i Buğdaypazarı’nda olmak üzere 16 han mevcut olup 15 sene içinde yıkılan hanlar şunlardır” diyerek yıkılan hanların listesini vermektedir. Bu listedeki yıkılan hanlar şöyle sıralanmaktadır.
1 – Kazoğlu,
- Toroş,
- Kahveci Hüseyinin Mehmet Çavuş,
- Hanağası,
- Ali Ağa,
- Hancı Emir,
- Hancı Kadir Efendi,
- Arapoğlu,
- Mevlane oğlu,
- Hacı Şakir (Samanpazan’nda),
- Akgüloğlu,
13-
14-
15- Koçhisarlı,
- Gazezinderviş,
- Aşık Musluoğlu,
- Nalbant Hacı Hasan,
- Hacışeyhoğlu, (Yeşildirek)
- İsfendiyaroğlu,
- Çukur Han,
- Kâtibin Hanı,
- 24- Kel İmam Oğulları,
- Hacı Kalfa,
- Hacışeyhoğlu, (İskilip),
- Çivitçioğlu,
- Arapoğlu,
- Topal Nalbant,
- Kaymcıoğlu hanlarıdır.”[41]
Yıkılan 30 han ile mevcut 16 han göz önünde tutulursa 2000 haneli küçük bir şehirde 50 kadar han bulunması cidden çok görülür. Bu hanlar Ş. Sami merhumun “iskeledir” demekte haklı olduğunu gösterir.”[42] diyerek Çankırı hanları hakkında bir malumat vermektedir. Bu arada Ahmet Kemal Üçok’un kitabının 1949 yılında yayınlandığı ve yeni bilgileri içereceği düşünülürse, diğer yandan da “15 sene içinde yıkıldığı” sözlerine dikkat edilirse listesi verilen hanların tarihinin 1924 yıllarına tekabül ettiği görülecektir. Diğer yandan bu tarih, “Dr. Raif in Türkiye’nin Sıhhi ve İçtimai Coğrafyası” isimli esriyle tarih bakımından çakıştığı görülmektedir. Bu eserde ise, “Vilayet merkezinde 24 otel (han) vardır., 50 yataklı İskilip hanı, 40 yataklı Arapoğlu, 30 yataklı Handeblinin hanı ile Hamdi efendi hanı, diğerleri 10 yatak kadardır. İlgaz’da 5 han, Kastamoni Tarık Üzerin 2 han, Çerkeş’ten geçen Badat postası zamanlarında yapılmış Tahtani Kergir oteli, taşdan inşa edilmiş 2 han, 10 yataklı ahşaptan yapılmış diğer 3 han, Mecidiye’de 30 yataklı bir han, 3 oteli ahşap. Atkaracalar’da ahşaptan 4 otel, 2 han vardır. Vilayette otele benzer 14 otel, 1 han, 12 yataklı Camgöz hanı vardır.”[43] Denilmektedir. Bu kitabın önsözünde Bahattin Ayhan, “İstiklâl savaşı sonrası 1920-1926 yılları arası Kengari Merkez Tabibi Dr. Raif tarafından o günün, Genç Türkiye Cumhuriyeti’nin Çankırı’sı anlatılmaktadır”[44] denilmektedir. Aynı dönemde verilen bu listeler Çankırı’da bu dönemde hanların büyük bir hızla yıkılanın yanında ayakta duran hanlar hakkında da bir bilgi vermeye yeterlidir. Kaldı ki, Nurettin Peker’in yine aynı dönemi ve yılları kapsayan eserinde yer alan hanların isimleriyle bu durumun daha güzel tespiti mümkün olmaktadır. Peker’in listesinde Çankırı hanları şöyle listelenmiştir:
1-Soluğanın Hanı
- İpliklerin Hazız Ağanın Hanı
- Hanağasının Hilminin Hanı
- Parmaklı Büyük Han
- Dervişin Hanı
6-Vakıf Çukur Han
- Başağanm Hanı
- Hacı Hasan Hanı
- Kelimamın İsmailin Hanı
10- Kelimamın Hafızın Hanları
- Camgöz Mehmet Efendinin İcarında(Üstü otel, altı han)
- Hintlinin İcarında Han(Üstü otel, altı han)( Bu hanı işletenlerin, handa hindi beslediğinden dolayı lakab olarak “Hindili” olduğu ve dolayısı ile de hanın “Hindilinin Hanı” olarak anıldığı tarafımdan tespit edilmiştir. Kayıtlarda geçen “Hintlinin” sözü sehven yapılmış bir yanlışlık olmalı. S.Softa)
- Eski Arapoğlunun İcarında(Üstü otel, altı han)
- Koçhisarlıoğlu Ahmetin Hanı
- Nalbant Hacı Hasanların Hanı
- Salim Beylerin Hanı
- Ilgazlı Tataroğlunun Hanı
- Vakıf Hanı (İsmailin icarında)
- İskilip Hanı (Kâtipin icarında)
- Osman Çavuşun Hanı
- Plâkicinin Hanı
- Gâvurun Hanı
- Nakibin Hanı
21 – Arabacıların Hanı (Ortapazar’da)
- Sülonun Hanı (Ortapazar’da)
- De Mehmetin Hanı[45]
- De Mehmetin Alinin Hanı
- Hacı bayramların Hanı
- Natır Ahmetin Hanı (İcar)
- İmaret Hanı (Nalbant Şükrü’nün icarında)
- Karataylı İsmail Efendinin Han ve otelleri(İmaret’te)[46]
İl sınırları içinde diğer: Hacı Bey Hanı, Çandır Hanı, Kızılkaya Hanı.
“Bu hanlar, İnebolu-Ankara belkemiğinin birer halkası olup, işletenlerin gerektiğinde şahsi yardımları da olmuştur. Şehit ailelerinden ve yaralılardan para almamışlardır.”
Eskiden bu yana bilinen hanların işlevleri Millî Mücadele zamanında daha da bir önem kazanmıştır. Ölüm kalım savaşının verildiği bu dönemde yol güzergâhın can damarını oluşturan bu hanların önemi bilinen bir gerçektir. Fakat bu güne kadar bir araştırmaya tabi tutulmadığı için diğer bilgiler ve belgeler gibi tarihin içindeki yeri ve durumları, fonksiyonları hakkında pek fazla bir şey bilinmeden bir gizem içinde kalmıştır.
Çankırı Merkezde bulunan Hanlardan bazıları hala ayakta kalmayı başarmıştır. Günümüz ihtiyaçlarına göre fonksiyonel özelliğini sürdüren bu hanlar, başka alanlarda hizmetini sürdürmektedir. Kimisi otel olarak devam ediyor, kimisi konut (ev) şekline dönüştürülerek ayakta kalabilmiş, ama tarihi süreç içinde, işlevselliğini kaybetmiştir. Zamanın şartlan değiştiği için bu hanların da kullanılış amacındaki değişiklik, günümüze kadar gelememiş ve döneminde pek çok önemli kişileri ağırlayarak yaptı işlev günümüzde unutulup gitmiştir.
İmarette han olarak bilinen bir yapıda esnaflık yapan bir zata uğradığımda, bu binanın eski bir bina olduğunu ve alt kısımda bulunan dükkânların da değişik kişilere ait olduğu şeklinde bilgi verdi. Binanın varislerinden dolayı mı böyle olduğunu sorunca ise, bu dükkânların değişik kişilere satılarak bu halde bulunduğunu bildirdi. Buranın eski bir han olduğunu bilip bilmediğini sorduğumda, bilmediğini söyledi.
Nurettin Peker, İnebolu-Ankara şosesinin yapıldığı 100 yıldan beri yaylı ve yaysız arabalarla, öküz, manda arabalarının yaz kış süratlerine göre yol boylarında çatılmış hanlar vardı. Bu hanlar ihtiyacı karşılayamadığından şehirlerde ve yol kenarlarında da yeni yeni hanlar, oteller kuruldu. Bunların çoğu şahısların birazı da köylünün ortak malları idi. Ve hepsi de kazanıyorlar bol bol yatak yorgan bulunduruyorlardı. Müşterisine göre kullanıyorlardı.
“İnebolu – Ankara yolunda çalışan savaş araçları için Millî Hükümetin kira olarak akıttığı milyonlarca lira yollardaki eski hanları tamire ve yenilerinin yapılmasına yaramış, civar köylerde şehirlerde at arabaları çoğalmış ve bu akış Lozan sulhuna kadar devam ederek halkın ticarî, ziraî durumunun inkişafına yaramıştır.”[47]
“İnebolu-Ankara arasında yeniden hanlar yapılmağa, kahveler açılmağa başlamıştı. İnebolu-Ankara şosesinin yapıldığı 100 yıldan beri yaylı yaysız arabalarla, öküz, manda arabalarının yaz kış süratlerine göre yol boylarında çatılmış hanlar vardı. Bu hanlar ihtiyacı karşılayamadığından şehirde ve yol kenarlarında da yeni yeni hanlar, oteller kuruldu. Bunların çoğu şahısların birazı da köylünün ortak malları idi. Ve hepsi de kazanıyorlar bol bol yatak yorgan bulunduruyorlardı. Müşterisine göre kullanıyorlardı.
921 – 922 yılları İnebolu-Ankara yolundaki taşımaların arttığı ve yolları tıkayacak bir hale geldiği kış aylarında bu hanlar birer kervansaray halini almış iptidaî şartlara rağmen insan ve hayvan hayatını korumuşlardır.”[48] diyordu. Yine Peker, “Çankırı Kastamonu iline sınırdaş olmakla beraber Ankara Meş’alesine yakın olduğundan ışığı çabuk alıyordu. Kaynakları itibariyle yiyecek, giyecek yardımı ve diğer vilayetlerden önce yerini buluyor. Diğer iller gibi İlgaz dağını aşmak zorluğu olmadığından yaptığı yardımlar çok işe yarıyordu.”[49] değerlendirmesini yapıyordu.
1926 yılına gelindiğinde ise Vilayet merkezinde 24 otel (han) vardır. 50 yataklı İskilip Hanı, 40 yataklı Arpacıoğlu, 30 yataklı Handeblinin Hanı ile Hamdi Efendi Hanı, diğerleri 10 yatak kadardır. İlgaz’da 5 han, Kastamoni Tarık Üzerin 2 han, Tuht Nahiyesi’nde 3 han, Şabanözü’nde 2 han, Çerkeş’ten geçen Bağdat Postası zamanlarında yapılmış Tahtani Kergir oteli, taştan inşa edilmiş 2 han, 10 yataklı ahşaptan yapılmış diğer 3 han, Mecidiye’de 30 yataklı bir han, 3 oteli ahşap, Atkaracalar’da ahşaptan 4 otel, 2 han vardır. Vilayette otele benzer 14 otel, 1 han, 12 yataklı Camgöz Hanı vardır.”[50]
Ilgaz Hanları
Çankırı merkez ilçeye kadar olan hanların içinde en büyük olanı Kale Handır. Millî Mücadele döneminde büyük yaralılıkları olmuştur. Bu dönemde hanı işleten Halil Ağa, çevre tarafından çok bilinen ve tanınan bir isimdir. Savaş sonrasında da Atatürk, İsmet İnönü ve Mareşal Fevzi Çakmak tarafından Halil Ağa’nın ziyaret edildiği çevre halkı tarafından söylenmektedir.
Bu dönemde ve daha sonraki dönemlerde İlgaz’da üç han daha olduğu söylenmektedir. Bunlardan Kozan’in Hanı, tek katlı, duvarlar taş örme ve kiremit çatılı olduğu bilinmektedir. Han sadece hayvan barınağı olarak kullanılmıştır. Düşman Yolları Kesti Filminin çekimleri bu yörede ve konaklama yeri olarak Musa Köy Hanı’nda ve İlgaz’ın içinde çekimleri yapılmıştır. Musa Köy Hanı’nın zaman içinde kalıcılığını sağlayan önemli bir belge olarak anılmaktadır.
1- Kale Hanı
Çankırı merkez ilçeye kadar olan hanların içinde en büyük olanı bu handır. Millî Mücadele döneminde büyük yaralılıkları olmuştur. Bu dönemde hanı işleten Halil Ağa, çevre tarafından çok bilinen ve tanınan bir isimdir. Düşman Yolları Kesti Filmi bu yörede ve konaklama yeri olarak bu Kale Han ve İnköy Han’ında çekimlerini yaparak, bu hanların zaman içinde kalıcılığını sağlayan bir belge olarak anılmaktadır.
Çankırı İli Ilgaz İlçesi Kale Köylü Halil Ağaya ait olan Kale Hanı, Çankırı İli – İlgaz İlçesi- Kastamonu yolu üzerinde, İlgaz’ın Kale Köyü’nün altında, yol üstünde bulunuyordu. Hanın işletilmesinde Halil Ağanın mahiyetinde Saraycıklı Kara Mehmet çalışıyordu.
İki katlı olarak inşa edilen binanın alt katı taş örme, üst kat ise ahşap yapı/dizme (tahtaların biri birine raptedilmek suretiyle) yapılmış, çatısı ise kiremitle örtülmüş idi.[51] İki büyük odası, bir mutfak, bir banyo ve tuvaleti vardı. Altı defa yangın geçirmiş olan han, her seferinde değişikliğe uğramış, başlangıçta taş örme olan alt kat son dönemde betonarme olarak yapılmıştır. Son yangında üst kat zarar görmüş, buranın üzerine yeniden tamir edilerek han işletilir vaziyete gelmiştir. Alt katın girişi, İlgaz İlçesi tarafı olan batıya bakıyordu ve Hanın bahçesine açılıyordu. Hanın girişi de buradan gerçekleştiriliyordu. İki merdivenle üst kata çıkılan hanın alt katı depo şekline sokulmuştu. Han olarak kullanılan üst kat tek oda/ salon şekline getirilmiş, içerisinde duvar diplerine ranzalar döşenmiştir. Solonun içinde bir de ocaklık bulunuyordu. Bir tarafında camekânlı bir bölmesi bulunuyordu.
Handa konaklayanlara daha çok yiyecek olarak sunulmak üzere mutfağında süt, yoğurt, yumurta, tavuk, hindi, bal gibi pratik yiyecekler bulunuyordu.
Hanın alt katı ahır olarak kullanılırken, üt kat handa kalanlara yemek, içmek ve konaklama hizmetleri veriyordu.
Son zamanlarda Halil Ağanın oğlu İsmail Ağa tarafından işletilmiştir. 1980’li yıllarda yanan hanın yerine yenisi yapılmamıştır ve şu anda yeri boş bir araziden ibarettir.
2- İnköy Hanı
İnköy Hanı, Çankırı İli, İlgaz İlçesi İnköy’de, Dörtyol Kavşağı’nda bulunmakta idi.
İki katlı, ahşap bir bina olarak inşa edilen hanın alt katı örme taştan yapılmış ve ahır olarak kullanılıyordu. Üst kattı kerpiç yapı olup, büyük ve küçük iki salonu, bir mutfağı, banyo ve tuvaleti vardı. Büyük salonu genele açık olarak hizmet veriyordu.
Büyük salonun çevresi sedirlerle çevrili idi. Burada konaklayan kişiler bu sedirlere açılan yataklarda yatarak gecelemekte idiler. Küçük odada da yine aynı şekilde döşenmişti. Fakat burada kalanlar biraz daha seçkin ve varlıklı olan yolculardı.
Han, İnköylü Şükrü Ağa tarafından işletiliyordu. Han, Şükrü Ağa’ya aileden kalmış ve bu sülale babadan oğla devredip gelerek hancılığı meslek olarak yürütmüşlerdir. Han Şükrü Ağa tarafından da uzun bir müddet işletilmiştir. Bu hanın 1970’lere kadar ayakta kaldığı, ama son zamanlarda tek odalı olduğu söylenmektedir. Sonra bu han yıkılarak yerine iki katlı, betonarme bir bina yapılmıştır. Bu bina şimdi, yine aynı amaçla hizmet vermeye devam etse de eski rağbet pek yoktur. Binaya ek fonksiyonlar getirilmiş, bir bakkal dükkânı, lokanta (çalışmıyor) ve binanın önünde bir gaz dolum istasyonu bulunmaktadır. Şu anda Şükrü’nün oğlu tarafından çalıştırılmaktadır.
Doğdu Karakolu
Arif Ergün, “-İnköy Dağları’nı çıktıktan sonra, Kuyupınarla Kızılsin Köyü arasında Üçoluk Kakolu vardı. Bilindiği üzere Kastamonu -Ankara arasında ulaşım katırlar ve at arabası ile yapılırdı. Eşkiyalar yol kesip bu kişilere zarar verdikleri için belli mesafelere karakollar yapılmıştı. Buralarda jandarma birlikleri bulunurdu. Karakolların bir diğer görevi de asayişi sağlamaktı. Köy baskınlarına karşı gerekli önlemleri alıyordu. Kastamonu Ilgaz arasında Beşdeğirmenler Karakolu, Ilgaz Dağı’nda Doruk Karakolu, Kuyupınar – Kıyısın arasında Üçoluk Karakolu vardı. Karakollara bağlı köylerin asayişini bu karakollar sağlardı. Haberleşmede bu karakollar aracılık yapardı. Üçoluk ve Kıyısın Köyü’nü geçtikten sonra Boklu Dere Geçidi’ni geçtikten sonra yine diğer hanlarda olduğu gibi Topal Ali Hanı vardı. Orada da Ilgaz -Çankırı arasında atla, katırla geliş gidişlerde molalar verilirdi. Çankırı’yı geçtikten sonra da yine yol güzergâhında karakollar mevcuttu. Çandır Karakolu, Kalecik, Baykuş Boğazı kısımlarında da benzer karakollar vardı.” demektedir.
Topal Ali Hanı
“Topal Ali Hanı’nın sadece temelleri günümüze ulaşabilmiştir. Topal Ali Hanı’nın kalıntılarına ulaşılması bir hayli zordur. Mevcut kalıntılara bakılara, Ilgaz – Çankırı arasındaki ana yolun doğusunda kalan talî yol takip edilerek ulaşılan Kızılsin Köyü yakınlarında ve De-ğirmendere Suyu kenarındaki eğimli arazi üzerine inşa edildiği anlaşılmaktadır.
Günümüze ulaşabilmiş temel kalıntıları, burada vaktiyle dikdörtgen plânlı ve birbirinden bağımsız üç yapı bulunduğunu, moloz taş ve harç ile inşa edilmiş olan bu yapı topluğu içindeki en büyük yapının da muhtemelen han olduğunu göstermektedir. Bugün, içindeki bölme duvarları iyi-kötü hâlâ belli olmaktadır. Örtü sistemine ait bir göçük olmaması, ahşap çatılı olabileceğini düşündürmektedir. Malzeme ve inşa tekniği dikkate alınarak 19. yüzyıla tarihlenebilir.”[52]
Topal Ali Hanı da diğer hanlara benziyordu. Girişte alt katta, hayvanlara barınak (ahır), çay içme yeri vardı. Üst katta, mutfak, yatma ve dinlenme yerleri mevcuttu. Bu Han da diğerleri gibi, bölgenin yapısal özelliklerini gösterir. Ilgaz köy evleri tipinde yapılmıştır ve yolculara hizmet vermiştir.
Yenice Hanı
Yenice Hanı, Ilgaz-Kastamonu Yolu üzerinde, Kastamonu istikametinde giderken yolun sol tarafında, Çankırı’ya bağlı İlgaz İlçesi’nin Yenice Köy’ünde bulunmaktadır. Köyün hemen girişinde ilk konut olan bu han, uzun yıllar Kastamonu – Çankırı arasında bu yol güzergâhında yolculuk yapanlara hizmet vermiştir. Köyde at arabası ile ve katırla nakliyecilik yapanlar ar idi. Orman köyü olduğu için İlgaz ve Çankırı’ya kereste taşımacılığı yapılıyordu. Aynı zamanda Kastamonu bölgesi tarafına gidip gelen katırcılar, nakliyeciler bu handa duraklama yapıyorlardı. Bilhassa Millî Mücadele döneminde diğerleri gibi bu hanın da büyük yararlılıkları olmuştur.
Yenice Hanı da Kale Hanı ve İnköy Hanı gibi özelliklere sahiptir. Zaten aynı yörede yer aldıkları için bu hanların mimari yapıları da birbirlerine benzemektedir. Yalnız aralarındaki büyüklük-küçüklük ve fonksiyonları bakımından farklılıklar göstermekle birlikte, kayda değer bir farkları da yoktur.
Yenice Hanının yıkılışı, Kale Hanı yangınından çok önceye dayanmaktadır. Günümüze kadar gelememiş olan hanın yerinde kendin pişir – kendin ye şeklindeki bir piknik yeri vardır.
Sonuç
İnebolu – Küre – Seydiler – Kastamonu – Ilgaz- Çankırı – Kalecik- Ankara güzergâhını takip eden tarihi yola, “İstiklâl Yolu” diyoruz. Bu yolu, İstiklal Savaşı boyunca aktif halde kalmış, İstanbul’dan deniz yoluyla İnebolu’ya gelen cephanelerin cepheye ulaştırılmasıyla önem kazanmış ve Çankırı’nın bu yolu yeniden gündeme getirmesi ile de son zamanlarda bu isimle anılır olmuştur.
İstiklal Savaşı boyunca cephanelerin kağnı, araba ve katır kollarıyla cephane taşınmasının yanında pek çok kişinin, yerli ve yabancı devlet adamlarının da Ankara’ya ulaşmasında aktif bir rol oynadığı bilinmektedir.
Bu yola ilk dikkatleri çeken Mustafa Kemal Atatürk’ün “Gözüm Sakarya’da, kulağım İnebolu’da” sözleri olmuştur. Yaygın olarak bu çevrede bilinen ve hala konuşulan bu cümle, o devirde bu yolun önemini göstermesi bakımından da dikkatlerden kaçmamalıdır. Çünkü yukarıda da bahsedildiği gibi, bu yol devam eden harbin kan damarı haline gelmiş, bu damar cephane bakımından cepheye büyük destek olmuştur.
* Bu makale Çankırı’da düzenlenen “Milli Mücadelede İstiklal Yolu Ve Çankırı Sempozyumu (21-23 Ekim 2010)” nda tarafımdan sunulan aynı isimli bildiriden istifade edilerek hazırlanmıştır.
** Öğretmen, Araştırmacı Yazar, Şair, Çankırı Belediyesi Dr. Rıfkı Kamil Urga Çankırı Araştırmaları Merkezi Yönetim Kurulu Başkanı.
[1] Yurt Ansiklopedisi, Cilt 3, s. 1955-1956
[2] Turizm Dergisi 1965.
[3] Türkiye Ansiklopedisi, Cilt: 2, Sayfa: 19, Ankara 1956.
[4] Yeni Resimli Bilgi Ansiklopedisi, Cilt: 7, Sayfa: 2005, Başkan Yayınları 1984.
[5] Çerkez Etem, Anılarım, s. 46, Berfin Yayınları, II. Baskı, Ekim 1994
[6] Mustafa Yeşilay, Milli Mücadele Yıllarında Çankırı (1919-1922), Doktora Tezi, s. 18
[7] Nurettin Peker, 1918-1923 İstiklâl Savaşının Vesika ve Resimleri İnebolu ve Kastamonu Havalisi, s. 245, Gün
Basımevi – İstanbul 1955
[8] Mustafa Yeşilay, Milli Mücadele Yıllarında Çankırı (1919-1922), Doktora Tezi, s.2Ö
[9] Mustafa Yeşilay, Milli Mücadele Yıllarında Çankırı (1919-1922), Doktora Tezi, s. 22, 23,
[10] Nurettin Peker, 1918-1923 İstiklâl Savaşının Vesika ve Resimleri İnebolu ve Kastamonu Havalisi, s. 265, 266, Gün Basımevi – İstanbul 1955
[11] Nurettin Peker, 1918-1923 İstiklâl Savaşının Vesika ve Resimleri İnebolu ve Kastamonu Havalisi, s. 252, Gün Basımevi – İstanbul 1955
[12] Nurettin Peker, 1918-1923 İstiklâl Savaşının Vesika ve Resimleri İnebolu ve Kastamonu Havalisi, s. 253, 254, Gün Basımevi – İstanbul 1955
[13] Osman Başbuğ, Kurtuluş Savaşında Silah ve Cephane Temini (Doktora Tezi), Ankara Üniversitesi Türk İnkılâp Tarihi Enstitüsü, s. 84, Ankara-1988.
[14] Osman Başbuğ, Kurtuluş Savaşında Silah ve Cephane Temini (Doktora Tezi), Ankara Üniversitesi Türk İnkı
lâp Tarihi Enstitüsü, s. 85, Ankara -1988.
[15] Osman Başbuğ, Kurtuluş Savaşında Silah ve Cephane Temini (Doktora Tezi), Ankara Üniversitesi Türk İnkı
lâp Tarihi Enstitüsü, s. 86, Ankara -1988.
[16] Osman Başbuğ, Kurtuluş Savaşında Silah ve Cephane Temini (Doktora Tezi), Ankara Üniversitesi Türk İnkı
lâp Tarihi Enstitüsü, s. 87, Ankara -1988.
[17] Osman Başbuğ, Kurtuluş Savaşında Silah ve Cephane Temini (Doktora Tezi), Ankara Üniversitesi Türk İnkı
lâp Tarihi Enstitüsü, s. 86, 87, Ankara -1988.
[18] Nurettin Peker, 1918-1923 İstiklâl Savaşının Vesika ve Resimleri İnebolu ve Kastamonu Havalisi, s. 351, Gün
Basımevi-İstanbul 1955
[19] Nurettin Peker, 1918-1923 İstiklâl Savaşının Vesika ve Resimleri İnebolu ve Kastamonu Havalisi, s. 352, Gün
Basımevi – İstanbul 1955
[20] Yurt Ansiklopedisi, Cilt 3, s. 1956
[21] Peker, Nurettin, İnebolu ve Kastamonu Havalisi,s.367, 368, İstanbul-1935
[22] Yurt Ansiklopedisi, Cilt 3, s. 1956
[23] Peker, Nurettin, 1918-1923 İstiklâl Savaşının Vesika ve Resimleri İnebolu ve Kastamonu Havalisi, s. 366,
Gün Basımevi – İstanbul 1955
[24] Peker, Nurettin, 1918-1923 İstiklâl Savaşının Vesika ve Resimleri İnebolu ve Kastamonu Havalisi, s.379, Gün Basımevi – İstanbul 1955
[25] Peker, Nurettin, 1918-1923 İstiklâl Savaşının Vesika ve Resimleri İnebolu ve Kastamonu Havalisi, s. 379, Gün Basımevi – İstanbul 1955
[26] Nurettin Peker, 1918-1923 İstiklâl Savaşının Vesika ve Resimleri İnebolu ve Kastamonu Havalisi, s. 179, Gün
Basımevi – İstanbul 1955
[27] Her ne kadar dört kişi diye rakam verildi ise de sohbet esnasında bulunanların da katkısıyla bu sayı yediye çıkmıştır.
[28] Peker, Nurettin, 1918-1923 İstiklâl Savaşının Vesika ve Resimleri İnebolu ve Kastamonu Havalisi, s. 369,
Gün Basımevi – İstanbul 1955
[29] Peker, Nurettin, 1918-1923 İstiklâl Savaşının Vesika ve Resimleri İnebolu ve Kastamonu Havalisi, s. 378,
Gün Basımevi – İstanbul 1955
[30] Peker, Nurettin, 1918-1923 İstiklâl Savaşının Vesika ve Resimleri İnebolu ve Kastamonu Havalisi, s.395, 396,
Gün Basımevi – İstanbul 1955
[31] Peker, Nurettin, 1918-1923 İstiklâl Savaşının Vesika ve Resimleri İnebolu ve Kastamonu Havalisi,
[32] Peker, Nurettin, 1918-1923 İstiklâl Savaşının Vesika ve Resimleri İnebolu ve Kastamonu Havalisi,
[33] Peker, Nurettin, 1918-1923 İstiklâl Savaşının Vesika ve Resimleri İnebolu ve Kastamonu Havalisi, s.411, Gün Basımevi – İstanbul 1955
[34] Peker, Nurettin, 1918-1923 İstiklâl Savaşının Vesika ve Resimleri İnebolu ve Kastamonu Havalisi, s.411, Gün
Basımevi – İstanbul 1955
[35] Yurt Ansiklopedisi, Cilt 3, s. 1955
[36] Kaynaklarda Kastamonu Merkez olarak belirtilmiştir. S. Softa
[37] Peker, Nurettin, 1918-1923 İstiklâl Savaşının Vesika ve Resimleri İnebolu ve Kastamonu Havalisi, s.207, Gün
Basımevi- İstanbul 1955
[38] Osman Başbuğ, Kurtuluş Savaşında Silah ve Cephane Temini (Doktora Tezi), Ankara Üniversitesi Türk İnkı
lâp Tarihi Enstitüsü, s. 86, 87, 88, Ankara -1988.
[39] Bu değerlendirmeler “Ömer Türkoğlu, Sâlnâmelerde Çankırı, Kastamonu Vilâyet Sâlnâmelerinde Çankırı (Kengırı) Sancağı (1869-1903), Çankırı Valiliği, Çankırı 1999” adlı eserinden yararlanılarak yapılmıştır.
[40] Ahmet Kemal Üçok, Çankırı Coğrafyası, s. 83, Çankırı Halkevi Yayınları, Çankırı İl Basımevi-1949
[41] Ahmet Kemal Üçok, Çankırı Coğrafyası, s. 83, Çankırı Halkevi Yayınları, Çankırı İl Basımevi-1949
[42] Ahmet Kemal Üçok, Çankırı Coğrafyası, s. 102, Çankırı Halkevi Yayınları, Çankırı İl Basımevi-1949
[43] Dr. Raif, Yayına Hazırlayan: Bahattin Ayhan, Türkiye’nin Sıhhi ve İçtimai Coğrafyası, s. 25, Ankara 1998
[44] Türkiye’nin Sıhhi ve İçtimai Coğrafyası Çankırı Vilayeti 1926, S.25, Dr. Raif, Yayına Hazırlayan Bahattin
Ayhan, Ankara 1998
[45] Nurettin Peker, 1918-1923 İstiklâl Savaşının Vesika ve Resimleri İnebolu ve Kastamonu Havalisi, s. 207, İstanbul- 1935
[46] Nurettin Peker, 1918-1923 İstiklâl Savaşının Vesika ve Resimleri İnebolu ve Kastamonu Havalisi, s. 207, İstanbul- 1935
[47] Nurettin Peker, 1918-1923 İstiklâl Savaşının Vesika ve Resimleri İnebolu ve Kastamonu Havalisi, s. 418, Gün
Basımevi – İstanbul 1955
[48] Nurettin Peker, 1918-1923 İstiklâl Savaşının Vesika ve Resimleri İnebolu ve Kastamonu Havalisi,’ s. 205, 206,
Gün Basımevi – İstanbul 1955
[49] Nurettin Peker, 1918-1923 İstiklâl Savaşının Vesika ve Resimleri İnebolu ve Kastamonu Havalisi, s. 367, Gün
Basımevi – İstanbul 1955
[50] Türkiye’nin Sıhhi ve İçtimai Coğrafyası Çankırı Vilayeti 1926, S.25, Dr. Raif, Yayına Hazırlayan Bahattin
Ayhan, Ankara 1998
[51] Sadık Çakırsipahi, Araştırmacı, Emekli Öğretmen.
[52] Leyla Yılmaz, Türk Arkeoloji ve Etnografya Dergisi, Yıl: 2005, Sayı: 5, s.10
