ATASÖZLERİ
Ünlü gazeteci Rahmi Turan, 30 Aralık 2025 günlü yazısında bazı atasözlerini örnek vererek toplum olarak çürüdüğümüzden, çürümenin atasözlerimizde de görüldüğünden, çürümenin o atasözleriyle meşrulaştırılıp teşvik edildiğinden, genel toplum ahlâkının yansıması olduğundan filan söz etmiş.
Atasözlerimizden bir bölümünün birçok yazar tarafından köşe yazılarında bu tarzda yanlış yorumlarla ele alındığına çok sık rastlıyorum. Ayrıca sosyal medya iletilerinde de neredeyse her gün karşıma çıkıyor. Bu durum, atasözlerimizin ve deyimlerimizin anlamlarını doğru yorumlama konusunda epey sıkıntımız olduğunu gösteriyor. Bu konuda daha önce de yazmıştım. Yeniden ele almayı, özellikle yetişmekte olan gençleri bilgilendirmeyi görev görmekteyim.
Öncelikle şunu bilmeliyiz: HİÇBİR MİLLETİN HİÇBİR ATASÖZÜ, kötüyü öğütlemez. Evet; en ilkel, en geri topluluklar için bile böyledir. Atasözleri, sadece iyi ya da kötü bir durumun tespitididir. Uzun yılların gözlem ve deneyiminin sonucudur. Fizik yasaları gibidirler. Fizik deney ve gözlemler sonucunda “Işık, doğru yolla yayılır.” der. Ne zaman, nerede? Her zaman ve her yerde. Atalar, yüz yılların deneyim ve gözlemleriyle “Damlaya damlaya göl olur.” der. Ne zaman, nerede? her zaman ve her yerde. Dolayısıyla atasözleri var olan bir gerçeği, adeta bir doğa yasası gibi ortaya koyarlar. Yanlış olmaları söz konusu olamaz.
Gelelim atasözlerinden ders çıkarma, öğüt alma konusuna. İyi ya da kötü durumlardan ders çıkarmak kişinin kendi anlayışına ve değerlerine göredir. Akıllı, iyi, dürüst insanlar; yaşadıklarından, gördüklerinden, duyduklarından uygun dersler çıkarır; doğru öğütler alır. Çok incelikle işlenmiş vahşi bir cinayet; kiminde örnek alıp benzerini işleme isteği, kiminde nefret ve kötülükten uzak durma duygusu uyandırır.
Atasözlerinin oluşumuna asırlar boyunca bütün bir millet katılır. İnsanların çoğu iyidir. Aksi olsaydı toplumun yarısını polis yapmak gerekirdi. Çoğunluğu iyi insanlar olan bir millete kuşaklar boyunca kötüyü, yanlışı söyletemezsiniz. Siz, ömrünüzde “Devletin malı deniz, yemeyen domuz.” sözünü, “Aman geç kalmayın, siz de yiyin.” anlamında kötüyü teşvik için hiç kullandınız mı, ya da birinin o anlamda kullandığını duydunuz mu? Bu atasözü, öyle yapanları eleştirmek amacıyla kullanılır. Tıpkı “Doğru söyleyeni dokuz köyden kovarlar.” sözü gibi. Kimse “Sakın doğruyu söylemeyin.” Anlamında kullanmaz. Doğru söyleyen zarar gördüğünde durum tespitidir ve eleştiri için kullanılır. Örnekler çoğaltılabilir, mesela “Bal tutan parmağını yalar.” sözünün yolsuzlukları aklamak, hoş görmek için kullanıldığını hiç duydunuz mu?
“Atasözleri” adı altında yayımlanmış kitaplarda bile yanlış yorumlanan bir atasözü ile yazımı noktalayacağım. “Hocanın dediğini yap, yaptığını yapma.” Bu söz “Hocanın özü sözü bir olmayabilir. Size doğruyu söyler; ama kendi yanlış yapabilir. Dediğini yapın, yaptığından uzak durun.” biçiminde anlamlandırılıyor. Evet o anlam da çıkarılabilir, zaman içinde daha çok o anlamda kullanılmıştır; ancak asıl anlamı bambaşkadır.
Bu atasözünü doğru anlamak için atasözünün oluştuğu geçmişe gitmek gerekir. Yüzlerce yıl önce kime hoca deniyordu? Hoca Ahmet Yesevî, Hoca Molla Hüsrev, Hoca Sadrettin Konevî, Hoca Dehhanî… Bu kişiler hoca ünvanının kazanana kadar hangi aşamalardan geçmişlerdir? Onların birikimine sahip olmayan onların yaptığını yapabilir mi? Mesela elektrik ustası çırağına “Oğlum, şu tele sakın dokunma.” dese; ama kendi dokunsa, çırak ustasının dediğini mi, yaptığını mı yapmalı?
SONUÇ: Atalar yanlış söylemez, kötüyü öğütlemez. Doğru anlamaya çalışmak gerek.
04.01.2026
Ahmet Salih Erdoğan ERÜZ
E. Öğ. Alb. / Edebiyatçı / Stratejist



