BAŞBAĞUMA RAHMET OLSUN!
Bu gün merhum Başbuğ Türkeş‘ in 29. vefat yıldönümü. 29 yıldır, O’nun miras bıraktığı parti ve ülkücü kuruluşları “resmî olarak” yönetenler hâlâ bir defa olsun O’na layık bir anma organizasyonu yapmadılar. Oysa O, hiç olmazsa 1969 dan beri , sayıları bugün MİLYONLARI bulan insanımızın millî ve islamî kimliklerini bulmalarında onlara inkâr edilemeyecek katkılarda bulunmuş bir liderdir. Bu sonuç, Türk milletinin yakın tarihi bakımında çok ciddi bir değişim ve dönüşümdür. Bu kadar önemli rol oynamış bir liderin, buna uygun şekilde her yıl lâyıkıyla anılarak, hem vefa gösterilip HAKKI TESLİM EDİLMELİ, hem de fikirleri yeni nesillere tanıtılmaya devam edilmeliydi.
Türkeş ve O’nun hareketi üniversitelerde araştırmalara konu edilmeli, akademik kritiğe de tâbi tutulmalıydı. Akademisyen ülkücüler, gerekiyorsa kendileri de katkıda bulunup , DOKUZ IŞIK DOKTRİNİ’ni GELİŞTİRMELİYDİLER.
Anlaşılmaz bir atalet ve vurdumduymazlık var ortada. Ancak mezar ziyareti, mesaj yoluyla birkaç cümlelik rahmet dilekleri ile geçiştirilen birgün. Tamam! Bunlar da olsun ve olmalı tabii ki!
Ama Türkeş için yapılacaklar bundan mı ibaret? VİCDANLAR başka bir şey söylemiyor mu? VEFA’nın gereği BU KADAR MI?
Çok yönlü yapılması gerekenler; O’nun şahsına olduğu kadar, belki daha da önemli olarak, O’nun da ÖMRÜNÜ VERDİĞİ DÂVÂSINI ve 57 yıl önce ortaya attığı fikirler ve prensiplerin Türk milleti için sürekli geçerli olduğunun vurgulanması, CANLI TUTULMASI bakımından da önemlidir.
O’nun ortaya çıktığı yılların kuşaklarının bir kısmı çözümü sosyalizmde arıyor, bir kısmı Türklüğe hiç yer vermeyen İslamcılık iddiaları taşıyorlardı. Az bir kısmı da içeriği ve çerçevesi artık net olmayan, sosyalistlere yakın duran Atatürkçülük iddiası taşıyordu.
Türkeş ve O’na hem bilimsel, hem düşünsel ve hem de siyasi destek veren bir grup arkadaşı ortaya çıktılar ve bizleri millî, İslamî ve insanî esaslara dayanan bir dünya görüşünün etrafında toplanmaya davet ettiler. Ve hepimiz süratle O’nun liderliği etrafında kenetlendik. Çünkü YERLİ ve MİLLÎ idi. Bu sözcükler, onların elinde, bugünküler gibi içi boşaltılmış kavramlar değildi. İçleri manevî, millî değerlerimiz ve insanî esaslarla doldurulmuştu. O’nun şemsiyesi altında KİMLİĞİMİZİ, KİŞİLİĞİMİZİ bulduk, dersem abartmış olmam .En azından bizler için bu böyle…
Bundan dolayı Başbuğ Türkeş’i bu gün dua, saygı, rahmet, hayır ve minnetle anıyorum.
MEKÂNI CENNET OLSUN!
05.04.2026
Ali BATMAN
Ülkü Ocakları E. Gn. Bşk.

