İlki Gitti, Sonu Kaldı…
Yahya AKENGİN’e
Bahçemde gün döndü;
Boynu bükük tomurcuklar yok artık.
Bu bahar başka bahar,
İlki gitti, sonu kaldı.
Demişim… Hazan mevsimi, hüzne ruh verir. İnsan ruhunu etkilemek için de hüzün şalını örter üstümüze. İnsan bu mevsimde hüznü sarmış gibidir. Ama öyle insanlar ve sanat ruhu taşıyan insanlar vardır ki; bunlar o hazanın hüznüne değil, dimağda çiçekler açtıran, mutluluk ve neşe veren bir güzellik olarak algılar. Yazarların ve şairlerin kaleminden bu hüzünlü havayı çok baskın bile şekilde görmüş, okumuş olsak da mutluluğun resmini, hatta heykelini ortaya koyan şairlere ve şiirlere de mutlaka rastlanır.
Adı; her ne kadar hazan mevsimi olarak yaygınlık kazanıp, hüzün mevsimi olarak algılansa da bazılarınca ruhu okşayan, tabiatı bambaşka bir pencereden gösteren başka bir dünyaya açılır. Bir baka renge boyayan ve o renklerin pek çoğuna pırıltılı bir ilkbahar ortamından alarak sonbahara getiren bu mevsimdir. Tamamen pastel bir renk harmonisine ulaştıran bu mevsimi galiba ben çok sevenlerdenim.
Neden mi?!..
Gayet basit. Bazılarını hüzne bağlayan o sararmış yaprakların yollara, sokaklara, caddelere düşüşü ve yaygın olarak insan ruhunu hüzne bağlayan bu hali; bazılarına da başka bir ruh hali verir. O yaprakların nazlı nazlı yere düşerken ki hali, kelebek uçuşlarındaki o ahengi veriyor. Kâh sakin, kâh aceleci ve hatta kâh düşüyor mu, duruyor mu, o hal ile zamandan özel bir an çalarak tabiatın adeta yeniden bir resmini ortaya koyuyor. Bazen çocukların kendileri gibi, o minik uçurtmasının ipinin koptuğunda hürriyete koşar gibi uçan o mini mini uçurtmalar var ya; aynen öyle rüzgâra tutulan o düşen yaprağın; bağımsız hareketi de beni sarıverir. Sanki ilkbaharın o narin, incecik ve kendisine has çekiciliği ile filizlerin ve hatta çeşit çeşit çiçeklerin tomurcuklarının çekiciliğinde olduğu gibi; olgunluğun, sükûnetin ve tabiatın bir başka yüzünü, belki erdemini ortaya koyan gizemini yansıtır.
Toprak; mevsimlerle şekillenir. Her mevsim yeryüzünün farklı bir yönü ortaya koyar. Her mevsimde yeni bir ruh, yeni bir doğa olayı yaşanır. Mesela; sonbahar, güz, hazan mevsimi gibi ad ve sıfatlar verilen bu mevsimini aynı zamanda; yaz mevsimi ile el ele vererek güz mevsiminde hasat mevsimi olma özelliği de vardır. Nedense, bazı şeyleri es geçip ya da tabir caiz mi bilmiyorum; ama ıskaladığımız konulardan birisi de budur. Yani demem o ki; hazan mevsimi aynı zamanda hasat mevsimidir de…
“Topraktan geldik, yine toprağa gideriz” sözünün anlamını en güzel bu mevsimde görür ve yaşarız. Adeta gözümüzün önünde cereyan eden yaşanmışlıklar, bu sözün açık ve net delilini de ortaya koyar. Zaman zaman bazı çizerlerin ortaya koyduğu eserlere rastlarız ya, elleri cebinde, pardösüsüne sarınmış, yapraklarla dolu, ıssız, kimsesiz yoldan yürüyen o insan siluetinin rüzgâra kendisini bırakmış uzun saçları, hazanda tam bir olgunluğa ulaşan o gazellerin yolu kapatması ve genç, yaşlı ağaçların içinde uzayıp giden, yolda yürüyen o insanı hatırlatır. İnsan ruhuna bir şeyler eker, bir şeyler filizlenir. İçinizden mi, dışınızdan mı; tabiattan mı kaynaklandığını bilmeden, etkisi içine alıverir. Onlarca yıl yaşamış, her mevsimde yaprağını döken bir çınar ağacının en ucundaki zayıf, çıtkırıldım bir dal ucunda, kendisini mevsimin ya da günün, ya da o anın ahengine bırakan, hazan mevsiminin tarifine uyan yalnızlığı yaşayan bir serçe takılır gözlerime. Ruhun inceliklerinde uzayıp giden bir kılcal damar gibi saran yalnızlığı, garipliği, belki de yine mevsimin özelliğinde olsa gerek, hüznü çağrıştıran o duruşu beni derinden derine çok etkiler. Bir de o, dallar arasına, yaprakların içine saklanan yuvalardan uçan yavru kuşların; yaprakların dökülme zamanını bile beklemeden çoğu zaman uçup gitmeleri, bu mevsimin diğer yönlerden verdiği olgunluğu bulmasını bununla da görürüz.
Mutluluk dökülürmüş son baharda ağaçlardan,
Sadece kara gün müdür kara bulutlarla gelen,
Bulutlar yaşlandıkça akıtır gözyaşlarını.
Yapraklar dökülür güle oynaya,
Gazel dolar caddelere, sokaklara;
Zamanın olgunluğundandır.
Siz bunu görmüyor musunuz?
Bu bozkır akşamlarında,
Sonbaharda.
Sadık SOFTA
