(ÇAYINI İÇ HOCA, ÇAYINI İÇ!)
1994 Ankara Üniversitesi TÖMER yılları…
Başkent Ankara Tunalı Hilmi Caddesi, TÖMER Şubesi, Türk Lehçeleri ve Edebiyatları Bölümünde Müdürümüz Muhittin Gümüş, Prof. Dr. Mehman Musaoğlu (Azerbaycan), Doç. Dr. Zeyneş İsmail (Kazakistan) ve Gülalek Esenova (Türkmenistan) ile Türk Lehçeleri ve Edebiyatları Dergisi yayımlıyoruz.[1]
Sovyetler Birliği dağıldıktan sonra Türkiye’de Türk Dünyasına yönelik bilimsel çalışmalar ve etkinliklerin ardı arkası kesilmiyor, Orta Asya Türk Cumhuriyetleri, Tataristan, Kafkasya ve dünyanın farklı bölgelerinden gelen Türk soylu öğrencilerin TÖMER şubelerindeki etkinlikleri, ulusal ve uluslararası basında sürekli yer alıyor.
Bu yönüyle AÜ TÖMER, Türk dünyasının bilim, eğitim- öğretim ve kültüre dair çalışma ve etkinliklerinin merkezine dönüştü.
Muhittin Gümüş, Sapar Kürenov, Mehman Musaoğlu, Zeyneş İsmail ve İbrahim Yoldaşev, hocalarla Azerbaycan Türkçesi, Kazakça, Özbekçe, Türkmence Atasözlerini yayımladı. Türkçe Açıklamalı Kırgız Atasözlerini de eşimle biz yayına hazırladık.
Ünlü Türkolog W. Rodlof’un Altay, Sibirya ve Orta Asya Türk Cumhuriyetlerini bölge bölge gezerek destan, masal, atasözleri, bilmeceler, gelenek-göreneklerini derleyip yayına hazırladığı “Proben” adlı eserinin V.cildi Almanca okutmanlarımız tarafından Türkçe’ye çevrilerek baskısı yapıldı. Daha sonra ilk VI cildin tamamının çevirisi tamamlanıp Türk bilim dünyasına sunuldu.
Türk Cumhuriyetlerinden gelen bilimsel makaleler bu dergimizde sürekli çıkmaya başladı. Kırgızların ünlü destanı “Manas”, Kazakların tanınmış mütefekir şairi “Abay” (İbrahim Kunanbayev)” ve yazar, akademiyen “Muhtar Awezov”, “Ali Şir Nevai”, “Mahdumkulu”, “Bahtiyar Vahapzade” özel sayıları ardardına yayımlandı.
Bütün bu çalımalara yön veren, dergi, kitap ve sözlüklerin hazırlanıp basılmasında desteklerini esirgemeyen, en yeni macintosh bilgisayarlar, yazıcıları hocalarımızın hizmetine sunan AÜ TÖMER Başkanımız Dr. Mehmet Hengirmen idi.
Bir gün Tunalı Hilmi Şubesindeki odamıza gelerek toplantı yaptı. Gelecekte yapılacak çalışmalara değindikten sonra:
“Arkadaşlar, şimdi geldik en önemli konuya! Türk Dünyasına yönelik yoğun çalışmalarınız için hepinize teşekkür ederim. 07.05. 1994 tarihinde öğle vakti, Orta Asya’dan gelen öğrencilerin eğitimi, yaptığımız etkinlikler, bilimsel çalışmalarla ilgili brifing vermek ve Cumhurbaşkanımız sayın Süleyman Demirel’le yüz yüze görüşmek üzere Çankaya Köşküne çıkacağız. Erkek hocalarımızın o gün kravatlı, koyu mavi takımla hazır olmaları uygun olacaktır.”
Söz konusu görüşme gününün sabahında Kızılay TÖMER şubesi önünden iki resmi arabamıza binerek yola çıktık. Mete, Atilla, Bilge Kağan, Fatih Sultan Mehmet, Mustafa Kemal Atatürk’ün mekân, makam mevkisinin manevi ruh ve mirasını özünde barındıran Çankaya Köşküne, Türkiye siyaseti, ekonomi, eğitimine yön veren ve Türk halkının son lideri Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel’in huzuruna, çıkıyorduk. Arkadan giden taksinin ön sağ koltuğunda, aklımdan bir bir bunlar geçiyordu.
Nihayet Çankaya Köşkü’nün kapısına geldik. Sıkı bir güvenlik taramasından geçeceğimizi düşünürken güvenlik görevlileri kısa bir süre bizi beklettikten sonra otomatik kapıyı ardına kadar açarak bizi içeri buyur ettiler.
Artık Türkiye’nin kalbinin attığı Çankaya köşkündeydik. Arabalarımız bahçe içinde asgarî hızla yoluna devam etti, köşkün yan tarafına durdu. Orada yakışıklı, uzun boylu otuz otuz beş yaşlarında bir genç karşılayıp bizi içeri aldı. Onu takip ederek bekleme salonuna geldik. “Cumhurbaşkanımız biraz sonra sizi görüşmeye alacak!” diyerek yanımızdan ayrıldı.
Büyük bir salon, üzerinde kırmızı, yeşil ve siyah renkli avizeli telefonların olduğu ceviz ağacından büyük bir masa ve önünde sehpa. Cumhurbaşkanımız koltuğunda oturuyor. İçeri girdiğimizde el işaretiyle masanın sağlı sollu koltuklarına oturmamızı işaret ediyor.
Bunları düşünürken bekleme salonuna yine o genç protokol görevlisi geldi. “Sayın Cumhurbaşkanımız sizleri bekliyor. Buyrun!” diyerek yol gösterdi.
Elinde siyah çantasıyla Mehmet Hengirmen hocamız yerinden kalktı. Ardından bizler. protokol görevlisini takip ederek bir odanın önüne geldik. Görevli bize döndü:
“Cumhurbaşkanımız size 15-20 dakikalık bir zaman ayırdı. Bu zamana lütfen riayet edelim!”
Kapıyı çaldı, açtı ve biz içeri girdik. Penceresi büyük, küçükçe bir oda. Pencere önünde bir sehpa ve odanın kapıya doğru sağlı sollu tarafında üçer koltuk. Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel koyu takım elbiseli, kravatlı ve ceketi ilikli vaziyette sehpanın sol tarafında ayakta.
Mehmet Hengirmen hocamız devlet erkanını bilen biri olarak hemen hareket etmedi, Cumhurbaşkanımızın bir el işaretiyle kendilerine doğru yürüdü. Nezaketle saygı, selam takdimlerinden sonra hocamız bize döndü. Biz de hocamızın yanına dizildik. Başta Mehman Musaoğlu olmak üzere bizi tanıttı. Kısa tanıtma faslı sona erdi, Süleyman Demirel yine bir el işaretiyle Hengirmen hocaya koltuğa oturmasını işaret etti ve kendileri de koltuğa oturdu. Sonra da biz.
Sohbet başlamadan ve kapı kapanmadan gümüş tepsi içinde kristal cam bardaklarla çaylarımız geldi. Cumhurbaşkanımız ve karşısında oturan Hengirmen hocamızın arasındaki sehpaya çaylar konulduktan sonra biz de ikram edilen çayları aldık. Bardağı kavradığımda çayın ılık olduğunu fark ettim.
Başkan, Orta Asya’dan gelen Türk soylu öğrencilerin TÖMER’deki Türkçe öğretimi, Türk Dünyasıyla ilgili yapılan çalışmaları kısa ve öz biçimde tane tane anlattı. En sonunda henüz baskıdan çıkan W. Radloff’un bez ciltli kitabını kendilerine takdim etti. Kitabın sayfalarını karıştırdı, ilgisini çeken birkaç yere dikkatlice baktı.
Hocamız daha sonra Türk Lehçeleri ve Edebiyatı Dergisinden bir kaç örnek ve eşimle hazırladığım Kırgız Atasözlerini takdim etti.[2] Yine dergi ve atasözleri kitabının sayfalarını kısa bir süreliğine karıştırdıktan sonra masaya koydu. Sohbet arasında Mehman Musaoğlu, Zeyneş İsmail, Gülalek Esenova hocamıza dönerek sorular sordu. Onlar da Orta Asya Türk Cumhuriyetlerinden gelip Türk üniversitlerinde öğretim gören on bin öğrenci projesinin himayelerinde gerçekleştiğini, Türk dünyasına katkılarından dolayı teşekkürlerini ifade ettiler.
Araya girmeden Hengirmen ve diğer hocalarımızı dikkatle dinleyen Cumhurbaşkanımız, bu tür çalışmaların önemi ve devamlılığının gereği üzerine kısa görüş ve değerlendirmelerde bulundu.
Biz bu arada ılık çaylarımızı bir iki yudumda bitirdik. Ancak Hengirmen hocamızın önündeki çay bardağı geldiği gibi duruyordu. Hocamız kurumumuzun gelecekteki faaliyetlerle ilgili plan ve projelerini bir bir anlatmaya devam etti.
Kısa zamanda yirmi dakikalık sürenin sonuna gelmiştik. Bu esnada kapı çalınıp, boş çay bardaklarının alınacağını ve bunun da görüşmenin tamamlandığı mesajı taşıyacağını düşünürken Cumhurbaşkanımız, hocanın önündeki çay bardağına bakarak:
“Çayını iç Hoca, Çayını İç!”
Hengirmen hocamız da:
“Sayın Cumhurbaşkanım, biz çayı her zaman buluruz ama sizi her zaman bulamayız!” diyerek cevap verdi.
Sayın Demirel kotuğundan kalktı. Başkan ve biz de oturduğumuz koltuklardan ayağa kalktık. Tek tek hepimizle tokalaştı.
“Hocalar, gelin bakalım bir de hatıra fotoğrafı çektirelim.”
Odadan çıkarken kendilerini takip ettik. Köşkün fotoğrafçısı kapı açılır açılmaz koşar adımlarla odanın önüne geldi.
Sağına soluna dizilerek o anı ölümsüzleştiren karede yer almanın keyfini çıkardık.
***
Fakültedeki hocalar arası ziyaretlerimizde, uzun bir sohbet ve içilen çaylar sonrası kimin dersi ya da acele bir işi var ise biraz mizah, biraz şaka yollu:
“Çayını iç hoca, çayını iç!”
ifadesiyle sohbetin bittiği mesajı artık aramızda darb-ı mesele döndü.
“Çayını iç hoca, çayını iç!”
Cumhurbaşkanımız Süleyman Demirel’in ruhu şad olsun. Merhum Prof. Dr. Mehman Musaoğlu ve Prof. Dr. Zeyneş İsmail ve Türkmen şair Mahdumkulu özel sayısının yayımlanmasında destek ve katkılarını esirgemeyen diplomat, yazar Annaguli Nurmammedov’un mekanı cennet olsun. Geride kalan hocalarımızın sağlık sıhhati daim olsun!
28.02.2026
Prof. Dr. Ahmet GÜNGÖR

[1] Önceki yıllar Türkmenistan’dan ünlü dilci Prof. Dr. Sapar Kürenov, Özbekistan’dan Doç. Dr. İbrahim Yoldaşev, Kırgızistan’dan Razzak Saydilkanov ve Doç. Dr. Gülzura Cumakunova aynı şubede Türk Dünyasına yönelik bilimsel çalışmalar yaptılar. Kazakistan Elçiliğinde görev yapan Türkolog Doç. Dr. Canseyit Tüymebayev’in de destek ve katkılarını burada hatırlatmakta yarar var.
[2] Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel, Uluslararası Kırgızistan- Türkiye Manas Üniversitesinin resmi açılışını yapmak üzere 13 Kasım 1998’de Kırgızistan’ın Bişkek şehrine geldi. Sitayişle bahsettiğim AÜ TÖMER’den ayrılarak Manas Üniversitesinde Türkçe okutmanı olarak Muhittin Gümüş ve diğer TÖMERli okutman arkadaşlarımla ben de yeni göreve başlamıştım. Üniversitenin konferans salonunda kürsüye çıkan Cumhurbaşkanımızın haziruna hitabetinde bir kaç Kırgız atasözünü telaffuz etmesi genç bir okutman olarak doğrusu beni de çok gururlandırmıştı.
