EDA ÜYESİ E. ALBAY ALİCAN TÜRK’TEN
“ADANA’DA FUAR VANDALLIĞI!“
İlk kez Adana’da bir kitap fuarına katılmanın heyecanı ve neşesiyle eşimle düştük yola…
Kitaplarım her ne kadar Galeati Yayıncılık’tan çıkmış olsa da, Galeati, fuara katılmayınca sağ olsun Pankuş Yayınevi beni ve Sevgili Kardeşim Orkun ÖZELLER Albay’ı stantlarında konuk yazar olarak ağırlamayı üstlendiler. Böylece, 17-18 Ocak’ta Pankuş Yayınları standında kitap imzalayacak, ayrıca 18’inde de Orkun’la birlikte konferansa katılacaktık.
17 Aralık Cumartesi günü eşimle saat 12 gibi fuar alanına ulaştık. Yerimize geçmeden önce alanı gezip kitaplara baktık; dolaşırken önce değerli Saygı ÖZTÜRK’ü gördük, ardından değerli Mustafa BALBAY ve Engin ALAN Paşa ile karşılaştık. Her biri ile ayaküstü hâl-hatır sohbetinden sonra saat 13’te Pankuş Yayınevi stantına geçtik; stant sorumlusu sevgili kardeşim Barış YURTERİ her zamanki sempatikliği ve sıcaklığı ile karşıladı. Yerimizi aldık.
Önce emekli jandarma tuğgeneral bir sevgili devre arkadaşım oğluyla beraber ziyaretime gelmiş, onunla kucaklaştık; ardından yine 15 yıl önce tanıştığım ve o zamandan beri görüşmediğim, halen de yurt dışında bir üniversitede görev yapan profesör dostumuz gelip kitap aldı, sohbet ettik… Tabii yeni başka okurlarla da tanıştık, sohbetler ettik.
Bu arada, Orkun’un “İncirlik Ağacı” ile “Sur’a Kim Üfledi” isimli kitapları ile Sevgili Erdem ATAY ve Eray ÇELEBİ’nin ortaklaşa yazdıkları “T.C. Bize Devlet Kursun” adlı kitabını eline alıp inceleyen, oradan benim “28 Şubat – Sincan’dan Tarihe Notlar”, “Bitmeyen Sömürü 28 Şubat” ile son çıkan “Güneydoğu’da PKK Entrikaları ve Faili Meçhuller” kitaplarıma bakan birkaç genç dikkatimi çekti… Bunlar dakikalarca kitapları incelediler, evirip çevirdiler, ama almadılar. Birkaçı ile göz göze geldik, dostça gülümseyerek ayrıldılar.

(ADANA Kitap Fuarı’ndaki kitaplarım)

(Pankuş Yayınları standında yer alan Orkun ÖZELLER’in kitapları ve Erdem ATAY ile Eray ÇELEBİ’nin birlikte yazdığı kitap)
Akşam üzeri saat 17’den sonra ortalık nispeten sakinlemeye başlamıştı. Ben, imza standında elimdeki telefona gelen mesajlara bakarken sol arkamda oturan Barış ile sağ arkamdaki eşim de kendi hallerinde bir şeylerle meşgul oluyordu. Tam 17.30’da bir anda standın sağ ve sol arkasından hızlı adımlarla gelen, kılık kıyafetleri ve bıyık şekillerinden “ülkücü – milliyetçi” çevreden oldukları anlaşılan 25-30 kişilik bir grup standın önüne birikiverdi. Sağdan gelenlerden biri elinde cep telefonu kamerasıyla çekim yapmaya hazırlanıyordu ki, kendisini hemen tanıdım; gün içinde stant etrafında gezip dakikalarca kitapları inceleyen; ama, kitap almadan dostça gülümsemeyle ayrılanlardan biriydi.
Doğrusu o anda ilk değerlendirmem, gelenlerin bizim Orkun’un “hayran kitlesinden” oldukları yönündeydi; zira daha önce Ankara ve İstanbul’daki kitap fuarlarında da benzer görünüşlü gençlerin – yine kalabalık gruplar halinde standa gelip Orkun’a sarıldıklarına, tokalaştıklarına, kitap imzalattıklarına tanık olmuştum. İşte bunları da yine Orkun’un kitaplarını almaya gelen gençler sandım.
Nitekim tam da Orkun’un kitaplarının bulunduğu yerde durdular.
Erdem ATAY ile Eray Çelebi’nin kitabı da hemen Orkun’un kitaplarının yanındaydı.

Gelen grubun başı olduğu anlaşılan sarışına yakın kumral, sarımtırak sarkık bıyıklı, yaklaşık 1.80 boylarında 30 yaşlarında gösteren şahıs (ki daha sonra onun Adana Ülkü Ocakları Başkanı olduğu öğrenildi) önce Erdemler’in kitabını eline aldı, üzerine kısa bir göz attıktan sonra stant görevlisi Barış’a bakarak, “Bu kitap ne böyle? Siz, Müslüman mahallesinde salyangoz satmaya mı geldiniz? Burası Adana, Devlet Bey’in memleketinde size bu kitabı sattırmayız, kaldıracaksınız bu kitabı!” diye yüksek sesle ve sert bir tonda konuşmaya başladı. O anda yanıldığımı, bu heriflerin oraya dostça değil, maraza için geldiklerini anladım. Sol arkamdaki Barış gruba “Bir dakika, sakin olun” diye yumuşak bir ses tonuyla konuşmaya çalışırken kalabalıktan biri Barış’ın yüzüne kitap fırlattı. O anda “Hoop, ne oluyoruz ya?” diye oturduğum yerden ayağa kalkıp bir adım atmıştım ki. bu kez sağ taraftakilerden biri bana kitap fırlattı. Eğilip savuşturdum. Bana atılan kitap sanıyorum eşimin sol el başparmağına çarpmış. O anda eşimin de ayağa kalkıp “Ne oluyor be? Bir kadının olduğu yerde böyle davranmaya utanmıyor musunuz siz?” diye bağırdığını duydum. Ardından grubun önündekiler üzerinde kitapların bulunduğu masaları diz ve tekme darbeleri ile içeri doğru devirmeye başladılar. Engel olamadık. Bir anda ortalık karıştı. Bu kargaşa esnasında tesadüfen yandaki bir başka stantta kitaplara bakmakta olan üniformalı bir polis hemen gelip araya girdi, “Durun, yapmayın.” diye grubu durdurmaya çalışırken telsizden takviye çağrısında bulundu; yine fuar sorumlusu olduğunu tahmin ettiğim ve hemen yan tarafta olan biri bayan iki kişi eylemcilerle aramıza girerek grubu sakinleştirmeye çalıştı; fakat en çok da nereden çıktığını anlayamadığım ve standın içine kadar giren bir başka kadın okurun saldırganlara avazı çıktığı kadar “Siz kim oluyorsunuz da bu cüreti buluyorsunuz? Terbiyesizler… Adana’nın adını batırdınız be!” şeklinde bağırışları duyuldu. Saldırgan grubun masaları devirme dışında herhangi birimize yönelik elle darp girişimi olmadı. (Zaten, öyle bir durum olsaydı iş çok daha farklı boyutlara ulaşırdı.)

Bütün bu olaylar, yaklaşık 2 dakika içerisinde oldu bitti… Saldırganlar yine geldikleri gibi, kollarını yana açarak yürüyen kabadayı edalarıyla dönüp gittiler. Hemen yerle bir olmuş standın birkaç fotoğrafını çektim; akabinde birkaç polis geldi, etrafı kuşattı. Durumu anlamaya çalışan 50 yaşlarında bir memur telsizle üstlerine bilgi verirken şöyle bir cümle kurdu:
– Aşırı sol yayınların standına müdahalede bulunulmuş…
Bunu duyunca o polise hiddetle “Ne aşırı solu be? Yanlış bilgi verme kardeşim! Bu stant vatanına – milletine – bayrağına ölümüne bağlı, Cumhuriyetçi, Atatürkçü insanların yeri… Bilmeden konuşma!” diye çıkıştım. Benim söyleyiş tarzıma bozulan polis de “Bağırma bana!” diyerek yanıtlayınca “Bağırırım hemşerim… Bilip bilmeden konuşma, yukarıya yanlış bilgi verme!” diye diklendim. “Tamam, anladık” diye alttan alınca anlaştık. (O polis. bilahare gerçeği ve mağduriyetimizi anlamış olmalı ki, müteakip görüşmelerimizde bize karşı hep nazik oldu.)
Yine bu arada çevredeki pek çok yayınevi standımıza gelerek hepimize geçmiş olsun dileklerini ilettiler, devrilen masaları kaldırmamıza, dağılan kitapları toplamamıza yardım ettiler. Ve istisnasız hepsi gelen gruba karşı öfkelerini vurguladılar. Yayınevlerinden birinin sorumlusu aynen şunu söyledi:
– Bu olay artık bardağı taşırdı; bundan sonra Ülkü Ocakları’nın katıldığı hiçbir fuara katılmayacağımızı TÜYAP’a bildireceğiz.
Kitap fırlatılan Barış’ın alnında küçük bir yara ve kanama oluşmuştu. Sanıyorum polis eşliğinde hastaneye gitti. Ortalık sakinleşince polisler ifadesini almak için kendisini karakola davet ettiler; ama Barış, avukatsız gitmeyeceği konusunda diretti, sonuçta da öyle oldu. Tabii şikâyetçi de oldu.[*]
Peki, bütün bunlar ne içindi? Ülkücü tayfanın sözüm ona dayılık taslarcasına stant basmasının nedeni neydi?
Tabii ki amaç; Erdemlerin kitabını bahane edip hem yayınevine hem de ertesi gün kitap imzası için Pankuş’a gelecek Orkun Albay’a gözdağı vermekti. Öyle ya, Erdemlerin kitabı 13 gündür aynı stantta satılırken niye 14’üncü gün tepki gösterdiler? Yani mesele, sözde yayınevini ve Orkun’u korkutup ertesi gün düzenlenecek olan konferansı ve imza gününü engellemek, ona kitap satışı yaptırmamaktı. Nitekim, aynı gün Kozan’da bulunan Orkun’a ülkücülerin orada da engelleme girişimi olmuş, orada da konuşturmak istememişler.
Peki, amaçlarına ulaşabildiler mi? Elbette ki hayır!
Galiba, bu güruh bizleri hiç tanımıyor… Baskıyla, tehditle, kaba kuvvetle hatta ölümle bizi korkutabileceklerini sanıyorlar. Ne ahmakça, ne cahilce…
Gerçekten de işin en üzücü yanı, bu adamların cehaleti… Başlarındaki şeyh ne söylerse, körü körüne itaat eden tarikat yapılanmasından ne farkları var? Hâlbuki bu adamlar Erdemler’in ya da Orkun’un veya benim kitaplarımızı alıp okusalar “Biz ne yapıyoruz ya?” deyip dehşete düşer ve kendilerini milliyetçi olarak tanımlamaya utanırlar. Israrla okumalarını öneririm.
Neyse, çok uzatmayayım… Bu vesileyle, yazıma son verirken o ülkücü gençlere de bir çağrıda bulunmak istiyorum:
- Arkadaşlar, mademki vatan-millet-bayrak-Cumhuriyet-Atatürk diyorsunuz, o halde çıktığınız yolun bilgili, bilinçli adamı olun! Bir akşam önce Adana’da “Adana Kürdistan’ın şehridir” diye yürüyüş yapıp sloganlar atan PKK ve yandaşlarına gıkınız çıkmazken fuarda kitap standını basmayı marifet mi sayıyorsunuz?
- “Terörsüz Türkiye” hiç kuşkusuz hepimizin ortak talebi, ancak biz Terörsüz Türkiye derken teröristbaşı ile pazarlıklar yapılmasını, o ruh hastasının adam yerine konmasını, hele hele İmralı’dan çıkarılarak Meclis’e getirilmesini ve yüce çatı altında konuşma yapmasının öngörülmesini, kısacası örgütün muhatap alınmasını ve teröre taviz verilmesini asla kabul etmiyoruz; bunu şehit olan ya da vücudunun yarısını bu ülke için feda eden gazi silah arkadaşlarımıza, güvenlik güçlerimize hakaret sayıyoruz.
- Mustafa Kemal sağ olsaydı emperyalizmin maşası bu hain örgüte ya da ülkemizi etnik temelde bölmeye çalışan kesimlere nasıl tepki gösterirdi? Onları muhatap alıp pazarlık eder miydi? Ya da yıllardır bu örgütü doğrudan ya da dolaylı destekleyen sözde “müttefik” ülkelere karşı tutumu ne oldurdu? Sadece bunları düşünün…

- Ve son sözüm de eyleminize olsun! Sahi, ne elde ettiniz? Öylesine ahmakça, öylesine cahilce, öylesine sonuçsuz bir eylemdi ki, arzu ettiğiniz hiçbir amacınız gerçekleşmediği gibi, tam tersi sonuçlar doğurdu… Mesela, ertesi gün hem Orkun’un hem de benim konferansımızda salon tıka basa doldu, ardından imza için stant önünde metrelerce kuyruk oluştu, “Kaldıracaksınız / Sattırmayız!” dediğiniz kitabı almak için ta Pozantı’dan, Kozan’dan, Antakya’dan, Mersin’den insanlar geldi, kitap yok sattı, bitti…
Tam bir fiyaskoydunuz yani… Görün ve anlayın işte, kof kabadayılık bir işe yaramıyor…
Titreyip kendinize dönün!
[*] Ama ne yazık ki, karakoldan döndüğünde canı sıkkındı; zira karakoldan ayrılırken olayın müsebbiplerinin polislerle el sıkışarak serbest bırakıldığını görmenin hayal kırıklığı içindeydi.
25.01.2026
Alican TÜRK
E. Öğ. Alb. / Psikolojik Savaş ve Propoganda Uzmanı

