SURİYE VE TÜRKİYE: UFKUN ÖTESİ
- ABD, Suriye’de SDG’yi sattı mı?
- 15 günlük ateşkes sonunda SDG Şam’a “entegre” olur mu?
- Daha da önemlisi Suriye’de istikrar ve bölgede güvenlik sağlanır mı?
Gelin bu soruların cevaplarını arayalım:
- Suriye PKK’sı SDG ile Şam’ı kontrol eden HTŞ hiç uzlaşamadı ve alanda çatışma eksik olmadı,
- Yılbaşında süre dolunca “10 Mart Mutabakatı” resmen çöktü ve çatışmalar hızlandı,
- Artık ABD desteği olmayan SDG batıda Ayn-el Arab (Kobani) ve doğuda Haseke-Kamışlı hattına kadar çekildi ve terör örgütünde ABD’ye öfke ve hayal kırıklığı var!
- Oysa, 1916 Sykes-Picot Gizli Antlaşması‘ndan beri bölgede bir Kürdistan düşünülmedi ve siyasal Kürtçüler o tarihten beri aldatılıp kullanıldı…
- En son 25 Eylül 2017’de Barzani bir “Bağımsızlık Referandumu” yapmaya, yeltendi ve sonuçta Irak ordusu, Haşdi Şabi ve Türkiye arasında kalıp Kerkük dâhil büyük kayıplar yaşadı.
Emperyalist devletler terör örgütlerini siyasi amaçları için “taşeron” olarak kullanır ve son kullanma tarihi gelince desteğini çeker ve bir kenara atar, (Çöpe atmaz; çünkü gerekirse yine kullanmak için yedekte tutar.)
Batı, tarih boyunca olduğu gibi Suriye PKK’sı SDG’yi de kullandı ve şimdilik bir kenara attı!
- Sözüm ona IŞİD ile mücadele görevini SDG’den alıp Colani/Şara’ya verdi; ama, muhtemelen onun da bir son kullanma tarihi vardır
15 günlük ateşkes sonunda SDG’nin kağıt üstünde “Bireysel”; ama, uygulamada karma bir entegrasyon konusunda uzlaşma yapılabilir!
- Her durumda “entegrasyon” çözüm olmayacaktır. Çünkü, uzun zamandır çatışan SDG ve HTŞ arasında artık uyum olmaz. Çünkü, doku uymaz!
- Haseke ve Kamışlı’da SDG’nin “yarı özerk” yapısı açık/örtülü muhafaza edilebilir.
Çünkü Esad’ı deviren ABD/İsrail’in hedefi, Suriye’yi artık kontrol altında tutmak ve böylece İran’ın bir daha bölgeye inmesine izin vermemektir. Bu nedenle SDG’yi yok etmeyip, hem İsrail’in güvenliğini sağlarken hem de onu Şam ve Türkiye’ye karşı elinde bir koz olarak tutmak ve “4 parçalı Teröristan” projesini devam ettirmek ister.
SDG’nin Suriye merkezi ordu ve kamu kurumlarına entegrasyonu iki büyük soruna neden olabilir:
- 1. Ordu mensubu ve Kamu görevlisi yapılan SDG/PKK’lı teröristler muhakkak “PARALEL DEVLET YAPILANMASI” gayreti içinde olur. Çünkü SDG/PKK asla Haseke ve Kamışlı ile yetinmez, Akdeniz’e ulaşabilmek için merkezi hükümeti ele geçirmeye çalışır
- 2. Suriye’de kamu düzenini ulus-devlet ve laiklik yerine, Lübnan gibi etnisite/mezhep üzerinden yapmak, diğer etnik gruplar da pay isteyeceği için iç çatışmaya neden olur.
Bu durumda Suriye, yıllarca işgal ettiği Lübnan’ın durumuna düşer. Yani Suriye. “LÜBNANLAŞIR”. Buna herhalde en çok İsrail memnun olur.
Sonuç olarak;
- ABD SDG/PKK’yı satmadı, şimdilik kenara çekti, zamanı gelince tekrar taşere edebilir,
- Terör örgütlerinden devlet çıkmaz, devletin başına geçirilen yapı hep dış desteğe muhtaç zayıf bir yapı olur,
- Devlet ancak (Mustafa Kemal Paşa ve Türk milletinin yaptığı gibi) kendi millî gücüyle ve muharebe meydanında kanla kurulur. Emperyalislerden devlet kurmasını umanlar yüz yıllar boyunca aldatılıp, kullanılırlar.
Lübnanlaşmış Suriye’de iç istikrar ve devlet düzeni oluşturulamaz. Bu yapı üzerinde “DIŞ ETKİ ve MÜDAHALE” eksik olmaz… Güvenlik ve istikrar sağlanamaz.
İsrail kontrolündeki Suriye’de SDG/PKK ve “4 parçalı Teröristan” tehdidi asla son bulmaz ve hep canlı tutulur…
AKP hükümeti, Esad’ın devrilmesine katkı verip tarihi bir hata yaptı ve Suriye’yi adeta altın tepside İsrail’e sundu.
- Şimdi AKP oyun dışında kalmış ve algı ile vaziyeti idare etmeye çalışıyor.
- PKK’nın büyük oranda Suriye’de toplanması, dar bir alana sıkışması ve coğrafyanın savunmayı zorlaştıran düz karakteri, TSK’nın stratejik bir operasyonu için koşulları elverişli kılıyor.
- Türk devleti anılan stratejik operasyon için siyasi ve diplomatik hazırlıkları yapabilecek büyük bir devlettir.
Mesele, devleti kimin yönettiğidir!
25.02.3036
Dr. Fikret BAYIR
E. Kur. Alb. / Zafer Partisi Gn. Bşk. Yard.


