EMEKLİNİN FERYADI
Emekli ötekileştirildi.
Emekli hor görüldü.
Emekli yük denildi.
Emekli ölsün denildi.
Piyasa enflasyonu % 65 ler de iken emekliye yapılan zam %12
Elektrik, doğal gaz zammı % 25
Hal böyle iken!
Ey ulu Türk yurdunun ak saçlı yiğitleri! Ey alın teriyle dağları delen, fabrikalarda kan ter dökerek çelik döven, tarlalarda sırtı güneşten kavrulurken ekin biçen, sınır boylarında vatan uğruna canını dişine takarak nöbet tutan o kahraman emekliler! Siz ki, Cumhuriyet’in demir leblebisi, milletin bel kemiği, devletin en sadık evlatları oldunuz! Gençliğinde “bir gün rahat ederim” diye hayaller kuran sizler, şimdi o hayallerin enkazı altında eziliyorsunuz. İşte bu, Emeklinin Feryadı’dır; bir destanın en yakıcı, en isyan dolu sayfası!
Sabah ezanıyla değil, cep telefonuna düşen o utanç verici maaş mesajıyla uyanıyorsunuz. Parmaklarınız titreyerek ekrana bakıyorsunuz: “Emekli maaşı yatırıldı: 20.000 TL.” Yirmi bin lira! Markete girdiğinizde domatesin kilosu 85-120 lira arasında, kırmızı etin kilosu 800-1000 lira civarında, ekmeğin fiyatı ise her geçen gün yeni bir zamla yükselirken bu para neye yeter? Bir ekmek, bir ilaç, bir fatura bile değil! Enflasyon denen o kan emici ejderha, her ay maaşınızı lokma lokma yutuyor. Mart 2026’da gıda enflasyonu yıllık % 48,5’e ulaşmışken, kalan kırıntıları zamlar bir anda silip süpürüyor. Kışın ortasında sobayı yakamıyorsunuz. “Kömür mü alsam, ilaç mı alsam?” diye kendi kendinize sorarken gözleriniz doluyor. Bir zamanlar vatan için ter döken sizler, şimdi evinizde donarak, aç kalarak mı öleceksiniz?
Bu nasıl bir utançtır ey büyükler!
Hastane koridorları sizin için cehenneme döndü! Sabahın kör karanlığında kuyruğa giriyorsunuz, öğle vakti hâlâ sıra numaranız gelmemiş. “Amca, ameliyatın var; ama randevu beş ay sonraya” diyor doktor, gözlerini kaçırarak. Kalp kriziyle acile gelen emekli, yerde saatlerce yatıyor: Çünkü özel hastane parası yok, SGK ise “karşılamıyoruz” deyip kapıyı yüzünüze çarpıyor. İlaç kutusunun fiyatı maaşınızın yarısını yutuyor. “Bir kutu mu alsam, iki kutu mu?” diye hesap yaparken içiniz yanıyor. Gençliğinde mermi yarası almış, kurşun yemiş bu yiğitler, şimdi şeker, tansiyon, romatizma ve kanserle boğuşurken “Devletim beni unuttu, sattı, terk etti!” diye haykırmak istiyor; ama, sesleri kısılıyor.
Bu nasıl bir nankörlüktür?
Bu nasıl bir vicdansızlıktır?
Yalnızlık ise en büyük işkence! Çocuklarınız büyük şehirlere göçmüş, torunlarınız ekranların esiri olmuş. Balkonunuzda tek başınıza çayınızı yudumlarken karşınızda sadece acı anılar var. “Bir zamanlar evim çocuk kahkahalarıyla inlerdi.” diye mırıldanıyorsunuz. Bayram geldiğinde torunlarınızı arıyorsunuz; “Dede, video görüşelim” diyorlar. Ama o soğuk ekrandan sarılamıyorsunuz, koklayamıyorsunuz, dizinize oturtup “benim aslanım” diyemiyorsunuz. Siz ki, gençliğinde vatanı korudunuz, şimdi en büyük düşmanınız yalnızlık oldu. Bu yalnızlık, bu terk edilmişlik, milletin vicdanını kanatıyor!
Bürokrasi denen o acımasız canavar da üstünüze üstüne geliyor. Maaş zammı için dilekçe üstüne dilekçe, sağlık raporu için saatlerce kuyruk, her kapıda “siz zaten emeklisiniz” diye küçümsenme…
Belediyenin ücretsiz otobüsü bile “doldu amca” deyip burnunuzun dibinden geçip gidiyor. Marketlerdeki “60 yaş üstü indirim” kuyruğunda rezil rüsva oluyorsunuz. Bir zamanlar vergi veren, prim ödeyen, bu devleti ayakta tutan sizler, şimdi kapılarda dilenci gibi bekletiliyorsunuz.
Bu nasıl bir rezalettir?
Bu nasıl bir ihanetir?
Ey iktidar sahipleri! Ey devlet büyükleri! Bu emekli, sizin babanız değil mi? Bu emekli, Kurtuluş Savaşı’ndan, her zor günde “Vatan, sağ olsun” diyenlerden kalan o köklü çınar değil mi? Onun feryadı sadece kendi feryadı değil; bütün bir milletin vicdanının, adaletin ve insanlığın feryadıdır!
Emekli hâlâ dimdik ayakta, hâlâ “devletim” diyor; ama, sesi her geçen gün daha da kısılıyor. Maaşı 20 bin TL’de kalıyor, enflasyon % 30’lar seviyesinde seyrederken alım gücü eriyor, sağlığı tükeniyor, umudu kuruyor.
Artık yeter! Bu utanç bitsin! Bu nankörlük son bulsun!
Emeklinin Feryadı burada bitmez.
Bu bir isyandır!
Bu bir çağrıdır!
Ey ak saçlı yiğitler, ey alın terinin asil ve onurlu sahipleri…
Siz susmayın!
Biz de susmayacağız!
Ta ki bu feryat duyulana, ta ki emeklinin hakkı, onuru ve rahatı yerine gelene dek…
Bu destan devam edecek.
Ve bir gün, zaferle bitecek!
Emeklinin Feryadı – Duyun sesimizi!
07 Nisan 2026
M. Hüseyin OĞUZ

