FUZÛLÎ ŞÂGİL
Yeryüzünde “fuzûlî şâgil” durumuna düştük. Gereksiz yere yaşıyor, oksijen tüketiyoruz. “Fuzûlî şâgil” mülklerle ilgili bir hukuk terimi. Bir taşınmazı sahibinin izni olmadan, bir sözleşmeye dayanmadan kullanan anlamındadır.
Altmış beş yaşını geçenler, hele bir de seksene merdiven dayamışlarsa yaşam gittikçe zorlaşıyor. Bilim ve teknoloji her geçen gün katlanarak gelişiyor. Eğitimli de olsanız yakından ilgilenmediğiniz her alanda cahilleşiyorsunuz. Aslında teknoloji yaşamayı kolaylaştırıyor. E devlet üzerinden pek çok işinizi çözebiliyorsunuz. Artık bankaya gitmeye gerek yok, evinizden, cep telefonunuzdan her türlü bankacılık işlemini yapabiliyorsunuz.
Ama gelin görün ki, o işlemlerin her biri birbirinden farklı. O işi üç beş ayda bir yapan biri her seferinde farklı uygulamalarla karşılaşıyor. Nedense bir şeyler değişmiş oluyor. Hele benim gibiyseniz yandınız. İlgili sayfaları düzenleyenlerin çoğunun Türkçesi yetersiz. Karşınıza bir yönlendirme bilgisi çıkıyor, dakikalarca ne demek istendiğini anlamaya çalışıyorsunuz. Bir de kendisinin bildiği şeyi herkes biliyor zannedip öyle yazan, konuşanlar var. Şöyle bir örnek vereyim: Kablolu yayında sıkıntım oldu. Telefon ettim. Genç sesli bir hanımla konuşup derdimi anlattım. Hızlı hızlı ve Amerikan telaffuzu özentisiyle “Eyçdîemayvana girin.” dedi. Şaşırdım, baktım, “Benim televizyonumda öyle bir şey yok.” dedim. “Vardır vardır.” dedi. O an ayıldım, televizyonun sol üst köşesinde “HDMİ” yazıyor. O harfleri okuyormuş (!)
Bu arada dolandırıcılar her gün yeni yöntemler bulurken vatandaşları korumak adına kamu kurumları da mantıklı, mantıksız, gerekli, gereksiz bir yığın engelle işlemleri içinden çıkılmaz duruma getiriyor. Emlak vergisi yatırayım, dedim, besmeleyi çekip bilgisayara çöktüm. Belediyenin birinde zor da olsa işi becerdim. Diğer belediye vergi ödenemesin diye özel çaba sarfetmiş. Ne yaptıysam olmadı. İlgililere telefon ettim. Bana güvenlik filan diye bir yığın masal anlattılar. Sadece, “Ben para almayacağım, size para vereceğim. Niye almam diye ayak diriyorsunuz? Siz bana para gönderin, ben adınızı bile sormam.” deyip, öfkeyle telefonu kapadım.
İhtiyarların en büyük korkusu elden ayaktan düşüp, çok yakını da olsa birilerine muhtaç olmaktır. Ne yazık ki biz elimiz ayağımız tutarken bile gençlere muhtaç oluyoruz. Çocuklarımıza, torunlarımıza “Bilgisayarda şunu beceremedim, bir bakar mısın? Şurada ne demek istenmiş anlayamadım.” demek zorunda kalıyoruz. Onların da hiçbir şeye vakitleri yok. Ya üstünkörü bakıyorlar, ya sonra diyorlar. Biraz da “Bu basit şeyi de mi yapamadın?” der gibi alaylı alaylı süzüyorlar yüzümüzü.
Devlet, corona pandemisi döneminde yaşlılar için hükmünü vermiş, gayrı resmî olarak “fuzûlî şâgil” ilan etmişti. Devlet bu, bir bildiği olmadan hareket eder mi? Günümüz siyasetçilerinde aynı anlayışın sürdüğünü görüyoruz. Ülkenin dağ gibi sorunlarına çözüm üretemeyip her gün yenilerini ekleyen birileri düşüne düşüne altmış beş yaş üstüne yeni bir eziyet bulmuş. Altmış beş yaş üstü olanlar, sürücü ehliyetlerini kullanabilmek için her yıl rapor alacaklarmış.
Gitgide varlığımızın gereksiz yük olduğuna inandırılıyoruz. Şu misafirlik bitse de gitsek duygusu kaplıyor beni.
02.06.2025
Ahmet Salih Erdoğan ERÜZ
E. Öğ. Alb. / Edebiyatçı / Stratejist

