YENİ BİR DÜNYANIN EŞİĞİNDE:
GERÇEK BİR BAYRAM SEVİNCİ YAŞAMAK ÜMİDİYLE…
İçinden geçtiğimiz bu çağ, insanlık tarihinin en kritik kırılma anlarından birine işaret ediyor. Küresel ölçekte derinleşen ekonomik krizler, artan savaş riski, göç hareketleri, iklim felaketleri ve toplumsal kutuplaşmalar; yalnızca bir sistem krizini değil, aynı zamanda bir anlam krizini de gözler önüne seriyor. Bu bağlamda din, yeniden tartışılması gereken en önemli kavramlardan biri olarak karşımıza çıkıyor.
Din, özünde insanın varoluşunu anlamlandırma çabasıdır. İnsanlık tarihinin her döneminde; bireyin iç dünyasını düzenleyen, toplumsal ahlakı şekillendiren ve ortak değerler inşa eden bir sistem olarak var olmuştur. Ancak bugün geldiğimiz noktada açıkça görülmektedir ki; dinin özü ile ona yüklenen siyasal ve ideolojik anlamlar arasında ciddi bir ayrışma yaşanmaktadır.
Tarih boyunca olduğu gibi günümüzde de din; kimi zaman birleştirici bir güç, kimi zaman ise ayrıştırıcı bir araç olarak kullanılmıştır. Özellikle son yıllarda, küresel ve bölgesel güç mücadelelerinde teolojik emellerin yeniden ön plana çıkarılması; toplumların yönlendirilmesinde, kitlelerin mobilize edilmesinde ve siyasal meşruiyetin sağlanmasında önemli bir araç haline gelmiştir.
Bugün dünyada ve Türkiye’de yaşanan gelişmeler, bize bir gerçeği net biçimde göstermektedir.
Adaletin zayıfladığı, hukukun araçsallaştığı, ekonomik eşitsizliklerin derinleştiği bir düzende; dinin özü değil, yorumları, teolojik dayanakları ve kullanılış biçimi düzende belirleyici hale gelmektedir.
Oysa ki gerçek; bireyin özgür iradesini esas alan, adaleti merkeze koyan, merhameti ve dayanışmayı yücelten bir anlayıştır. Esasında İslam da bu anlamda; baskının değil özgürlüğün, ayrışmanın değil birliğin, sömürünün değil paylaşımın dinidir. Bugün en büyük ihtiyaç; dinin özüne dönmekten çok, onun istismar edilmesine karşı bilinç geliştirmektir.
Tam da bu noktada, laiklik ilkesi yalnızca bir yönetim modeli değil; aynı zamanda toplumsal barışın ve bireysel özgürlüğün teminatıdır. Laiklik; inancı koruyan değil, inancın istismarını engelleyen bir kalkan olarak yeniden anlaşılmalıdır. Devletin akla, bilime ve hukuka dayanması; toplumun ise vicdan, ahlak ve özgür düşünceyle güçlenmesi gerekmektedir.
Bugün insanlık, yeni bir düzenin arifesinde durmaktadır. Bu yeni düzen ya daha fazla eşitsizlik, daha fazla çatışma ve daha fazla manipülasyon üzerine kurulacak; ya da ortak akıl, adalet ve insanlık değerleri temelinde yeniden inşa edilecektir.
İşte bu yüzden Ramazan Bayramı ve Arife Günü; sadece bir dini vecibelerin yerine getirilmesi değil, aynı zamanda bir muhasebe ve farkındalık çağrısıdır.
Bayram; vicdanların huzur bulduğu anda kutlanır. Bayramlarda hatırlanması gereken gelenek görenek ile şekillenen sıradan kalıplardan ziyade adaletin tesisi ile insanın insanca yaşayabilmesi adına onurlu bir duruş ile var olmanın sevincini yaşamak için bir irade ortaya koyabilmenin erdemini tatmak olmalıdır. Gerçek bir bayram sevinci insanın inancı üzerinden ayrıştırılmadığı, gençlerin umutsuzluğa mahkûm edilmediği, özgür düşüncenin bastırılmadığı bir dünyada mümkündür.
Özellikle gençlerimize düşen görev; sorgulayan, düşünen, adaleti ve bilimi önceleyen ve hakikati arayan bir duruş geliştirmektir. Çünkü yenidünyanın inşası; ancak bilinçli bireylerin omuzlarında yükselecektir.
Bu vesileyle; Ramazan Bayramı’nın sadece bireysel değil, toplumsal bir uyanışa vesile olmasını diliyorum. Barışın, adaletin ve refahın hâkim olduğu bir gelecek umuduyla…
Bayramınız mübarek olsun.
Güneş Altuner
20.03.2026
