BİR KERE DAHA
Gazze’deki İsrail vahşeti ve Batı’nın suç ortaklığı karşısında insan sıfatını taşıyan herkesin öfke duyması, nefretini dile getirmesi gerekir. Nazilerde, Bosna Hersek’teki Sırp sırtlanlarında görülenlere rahmet okutan bu vahşete duyarsız kalana insan denemez.
İnsanlar, içtenlikle ellerinden gelse bu vahşete son vermek için orada olmak, mazlumların yanında yer almak istiyor ve bunu belirtiyor. Bu, takdir edilecek bir şey. Ancak “Devletim istesin, milletim destek versin, şartlar da öyle gerektirsin…” gibi sözler garibime gidiyor. Sanki ipe un sermek gibi geliyor bana. “Devlet istesin.” demek, “Gönüllü değilim; lakin devlet isterse…” demektir. Gitmek zorunda olmak için devletin istemesi yeter. Devlet seferberlik ilan etse, “Seni askere aldık, harbe git.” dese bu emre uymamak mümkün mü? Uymayanı cezalandırırlar. Sanki devletin istemesi yetmiyor, milletin desteği de olacak (Yani kişi için referandum yapılacak herhalde.); ama o da yetmiyor, şartlar da öyle gerektirecek. (Peki buna kim karar verecek?)
Bizim Cabbar da duramamış şunları demiş: “Devlet isterse; hava sıcak, soğuk, karlı, yağmurlu olmazsa; mayasılım nüksetmezse, Fikret abi bana borcunu öderse, kayınpeder geride bıraktığım çocuklarımın rızkı için çarşıdaki büyük dükkânı verirse, büyük oğlana belediyede çift maaşlı bir iş verilirse…”
Sıradan vatandaş neyse de yüksek konumlardaki eğitimli kişiler sözlerine biraz daha özen göstermeli.
Ahmet Salih Erdoğan ERÜZ
E.Öğ.Alb. / Edebiyatçı / Stratejist






