ŞEHADETİNİN 107. YIL DÖNÜMÜNDE BOĞAZLIYAN KAYMAKAMI MEHMET KEMAL BEY ANISINA…
Boğazlıyan Kaymakamı Mehmet Kemal Bey (1884-1919), Türk tarihinin en trajik ve onurlu simalarından biri olarak anılan bir Osmanlı mülki idarecisi, vatansever ve millî şehittir. Vatan ve millet uğruna görevini cesaretle yerine getirirken, işgal güçlerinin ve işbirlikçi yönetimlerin kurduğu düzmece bir mahkemede idam edilen, sonra TBMM tarafından millî şehit ilân edilen kahraman bir kaymakamdır. Onun hayatı, bir destan gibi okunur: Zor zamanlarda devletine sadakatle hizmet eden, emirleri uygulayan, ama sonunda “küçük memur” olarak kurban seçilen bir yiğidin öyküsü…
Mehmet Kemal Bey, 1 Mart 1884’te (bazı kaynaklarda Beyrut’ta, bazılarında babasının görevi nedeniyle) dünyaya geldi. Babası Arif Bey, Sirkeci Gümrük Müdürlüğü’nde üst düzey bir memurdu ve Teselya Yenişehir eşrafındandı. Kemal Bey, Antalya ve İzmir liselerinde okuduktan sonra Mülkiye Mektebi’ni (Siyasal Bilgiler Fakültesi) pekiyi dereceyle bitirdi. Hukuk bilgisi güçlü, disiplinli ve vatansever bir genç olarak yetişti. Meslek hayatına 1908’de Beyrut vilayeti maiyet memurluğuyla başladı, bir süre Rodos İdadisi’nde Türkçe ve sosyal bilimler öğretmenliği yaptı. Daha sonra kaymakamlık görevlerine geçti: Doyran, Gebze, Karamürsel ve nihayet 1915’te Yozgat’ın Boğazlıyan ilçesine kaymakam olarak atandı. Kısa süre sonra da Yozgat mutasarrıf vekilliğine yükseldi.
1915 yılı, I. Dünya Savaşı’nın en çetin dönemidir. Doğu Anadolu’da Ermeni çeteleri (Hınçak ve Taşnak örgütleri), dış güçlerden (özellikle Rusya ve İngiltere’den) aldıkları destekle isyan etmiş, Türk köylerini basmış, masum sivilleri katletmiş, yolları kesmiş, lojistik hatlarını tehdit etmişti. Osmanlı Devleti, bu tehdidi bertaraf etmek için Tehcir Kanunu’nu (Sevk ve İskân Kanunu) çıkardı. Ermeni nüfusun savaş bölgelerinden iç bölgelere (Suriye civarına) güvenli şekilde nakledilmesi emredildi.
Boğazlıyan Kaymakamı Kemal Bey, İçişleri Bakanlığı’ndan gelen telgrafla bu sevkiyatın mülki âmiri olarak görevlendirildi. Bölgesindeki Ermenilerin 24 saat içinde hazırlanarak sevk edilmesini organize etti. Görevi, devletin emrini uygulamaktı: Hem devletin güvenliğini sağlamak hem de sevkiyat sırasında mümkün olduğunca can ve mal kaybını önlemek. Tarihî kayıtlara göre, o dönemde Boğazlıyan ve Yozgat civarında Ermeni çetelerinin saldırıları yoğunlaşmıştı; Kemal Bey, vatanını savunan bir idareci olarak bu emirlere harfiyen uydu.
Bazı kaynaklar (özellikle Türk milliyetçi çevreler ve resmî anma metinleri), onun bu süreçte “görevini kötüye kullandığı” iddialarını reddeder ve tehcirin zorunlu bir harp tedbiri olduğunu vurgular. Kemal Bey’in yargılanmasında öne sürülen “ihmal” suçlaması, dönemin işgal altındaki İstanbul hükümeti (Damat Ferit Paşa) ve İngiliz baskısıyla yapılmış siyasi bir komploydu.
Mondros Mütarekesi’nden sonra Osmanlı yenilgisiyle birlikte Damat Ferit Paşa hükümeti, İngilizlere yaranmak için “savaş suçlusu” avına çıktı. 7 Ocak 1919’da Kemal Bey gözaltına alındı, İstanbul’a getirildi. Nemrut Mustafa Paşa başkanlığındaki Harp Divanı’nda (Divan-ı Harb-i Örfi) yargılandı. Mahkeme, onu “Ermeni tehcirinde katliamlara sebep olmak”la suçladı. Kemal Bey savunmasında şöyle dediği rivayet edilir:
“Mutlaka kurban aranıyorsa, herhalde bu işlerin tertipçisi ve idarecisi olarak benim gibi bir küçük memur bulunacak değildir.”
10 Nisan 1919’da, Beyazıt Meydanı’nda idama mahkûm edildi. Saat 17.20’de sehpaya çıkarıldığında, meydanı dolduran on binlerce insanın önünde destansı sözler söyledi:
“Sizlere yemin ederim ki ben masumum. Son sözüm bugün de budur, yarın da budur. Ecnebi devletlere yaranmak için beni asıyorlar. Eğer buna adalet diyorlarsa, kahrolsun böyle adalet!
Benim sevgili kardeşlerim, ne yaptıysam vatanım milletim için yaptım. Yaşasın vatan! Çocuklarımı asil Türk milletine emanet ediyorum. Bu kahraman millet elbette onlara bakacaktır. Vatan uğrunda cephede ölen bir insan gibi şehit gidiyorum. Allah vatan ve milletimize zeval vermesin, âmin.”
Son sözleri arasında “Türk milleti ebediyen yaşayacak, Müslümanlık, asla zeval bulmayacaktır.” ifadeleri de yer alır. İdamı sırasında halk “Kahrolsun böyle adalet!” diye haykırdı. Cenazesi Kadıköy Kuşdili’ndeki aile mezarlığına defnedildi.
Kurtuluş Savaşı’nın zaferiyle birlikte TBMM, 14 Ekim 1922’de özel bir kanunla (271 sayılı) Boğazlıyan Kaymakamı Mehmed Kemal Bey’i “Millî Şehit” ilân etti. Ailesine maaş bağlandı, Boğazlıyan’da bir mahalle ve okul onun adıyla anıldı. Bugün birçok yerde anma törenleri yapılır, okullar ve sokaklar onun adını taşır. Türk milliyetçileri onu, “vatan uğruna kurban edilen ilk milli şehit kaymakam” olarak görür.
Ey Boğazlıyan’ın yiğit kaymakamı Kemal Bey!
Sen, fırtınalı bir denizde dimdik duran bir kayasın.
Ermeni çetelerinin hançerine, dış güçlerin oyunlarına, işbirlikçi paşaların ihanetine karşı, devletin emrini bir kalkan gibi tuttun.
Görevini yaparken ne bir kahramanlık peşinde koştun ne de şöhret; sadece vatan borcunu ödedin.
Sehpada bile eğilmedin, gözlerin ufukta, sesin gür: “Yaşasın vatan!” diye haykırdın.
Senin kanınla sulanan bu topraklarda, Türk milleti ebediyen yaşasın diye şehit oldun.
Adın, destanlarda “Kemal Bey” diye anılacak;
Gözü yaşlı anaların duasında, yiğitlerin gönlünde, Boğazlıyan’ın dağlarında yankılanacak.
Senin gibi vatanseverler sayesinde bu millet ayakta kaldı.
Rahmetle, minnetle, şükranla anıyoruz ey millî şehidimiz!
Tanrı,rahmetini bol eylesin.
10 Nisan 2026
M. Hüseyin OĞUZ

