KIBRIS, NASIL SAVUNULDU?
Kıbrıs Adası, tarih boyunca Ak Deniz’de siyasal ve askerî çıkarları olan devletler tarafından hep hâkimiyetleri altına alınmak istenmiştir. Eski dönemlerde olduğu gibi yakın geçmişte ve günümüzde de jeopolitik ve jeostratejik konumunu muhafaza etmektedir. Doğu Akdeniz’de deniz trafiğini, Anadolu ve Ortadoğu’da yürütülecek stratejik hareketleri kontrol etmede; taarruzi harekâtta bulunacak taraf için kara, deniz ve hava üssü olmada; stratejik savunmada önemli bir mevzi durumundadır. Günümüzde Doğu Akdeniz’in zengin doğalgaz ve petrol sahalarını kontrol ve ticaret koridoru olma gibi çok önemli stratejik önemleri de ortaya çıkmıştır.
1570 yılı öncesinde Kıbrıs’a hâkim olan güçler ve korsanlar, Osmanlı Devletinin Akdeniz hâkimiyeti, ticari ve askeri gemileri için çıbanbaşıydı. Bu problem kökten çözülmek istendi. II. Selim’in padişahlığı döneminde 1570 ve 1571 yıllarında yapılan askeri harekâtlarla Kıbrıs fethedildi. Türk hâkimiyetinde Osmanlının Millet Sistemi’nin sağladığı haklarla Kıbrıs ahalisi, kendi inançlarını ve kültürlerini yaşamaya devam ettiler. Bu durum 1878’e kadar sürmüştür.
İngiltere, büyük bir sömürge imparatorluğu kurmuş ve Akdeniz’de üstünlüğü ele geçirmişti. Sömürgeleri ile bağlantı yollarını Akdeniz üzerinden sağlıyordu. Bu bağlantı yolunun güvenliği İngiltere için çok önemliydi. “Osmanlı Devleti’nin toprak bütünlüğünü Rusya’ya karşı koruma” bahanesiyle, Kıbrıs adasında üs kurmayı talep etti. Bu talep üzerine, İngiltere ve Osmanlı Devleti arasında “Doğu Anadolu’daki Rus tehdidi kalkana kadar”, İngiltere’nin Kıbrıs adasını kullanması, 4 Haziran 1878 tarihinde imzalanan anlaşmayla mutabakat altına alındı. Anlaşma ile Kıbrıs’ın idaresi İngiltere’ye bırakılmakla beraber Osmanlı Devleti’nin Ada üzerindeki mülkiyet hakkı ortadan kalkmıyordu. Ancak İngiltere, Kıbrıs’a yerleştikten ve 1880’deki Gladstone başkanlığındaki Liberal Parti’nin iktidara gelmesinden sonra, “Rusya’ya karşı Osmanlı Devleti’nin toprak bütünlüğünü koruma” politikasını terk etti. Yeni politikasında Akdeniz’deki hâkimiyeti için, Osmanlı Devleti toprakları üzerinde
- İngiltere’ye dost, İngiliz çıkarlarına hizmet edecek,
- Rusya’nın güneye doğru inmesi önünde set teşkil edecek “bağımsız” bir Ermenistan devletinin kurulmasını destekleme kararı aldı. İngiltere hükümeti 5 Kasım 1914 tarihinde Kıbrıs’ı ilhak ettiğini açıkladı.
Kıbrıs’ta yaşayan Türklerin uyrukluğu sorunu Lozan Barış Anlaşması’nın 21. maddesiyle tarif edilmiş, 5 Kasım 1914’e kadar Kıbrıs’ta yerleşik bulunan Türk uyrukları adayı terk etmek istemeyenler yerel yasanın saptadığı şartlara tabi olmuşlardır.
İngiliz egemenliğinde Yunanistan’ın ve Rumlarının hedefi Kıbrıs’ı Yunanistan’a katmak olmuştur. Rum Ortodoks Kilisesi 15 Ocak 1950’de Enosis konusunda kendi cemaatinde halk oylaması düzendi ve “oylamanın %96 Enosis lehine” sonuçlandığını ilan etti. Ancak İngiltere, Enosis fikrine kuvvetle karşı çıktı. Yunanistan ise, Ada’daki Rumların self-determinasyon (kendi geleceğini tayin) hakkı olduğunu ileri sürerek; 1951 yılında bölgede yaşayan Türkleri yok sayarak, BM’den resmen Kıbrıs’ı talep etti. Bu talep sonrası Yunanistan’da “Kıbrıs’ın ilhakı” bir devlet politikası haline geldi. Yunanistan, 1954 Mart’ından itibaren İngiltere’den Kıbrıs’ın Yunanistan’a verilmesini talep etmeye başladı. Yunanistan, 1954-1958 yılları arasında “self-determinasyon” görüntüsü altında BM’ye yaptığı çeşitli başvurulardan bir sonuç alamadı.
Yunan Hükümeti, her türlü maddî ve manevî destek sağlayarak, Grivas’ın komutasında EOKA adlı bir terör örgütü kurdu. Bu örgüt Kıbrıs’ın her tarafında geniş ölçüde teşkilatlandı. EOKA, İngilizlere karşı tedhişe giriştiği gün yayınladığı beyannamede: “Karşımızda iki düşman vardır. Birincisi İngilizler, ikincisi Türklerdir. Evvela, İngilizler ile mücadele edeceğiz ve onları Ada’dan çıkaracağız. Bundan sonra Türkleri imha edeceğiz. Hedefimiz ilhaktır. Her ne pahasına olursa olsun, bu gayeye ulaşmak vazifemizdir” demiştir.
Kıbrıslı Türkler de Rum saldırılarından korunmak üzere 1956 yılı başlarında “Volkan” adıyla ilk direniş örgütünü kurdu. Bu teşkilat 1 Ağustos 1958 tarihinde Türk Mukavemet Teşkilatı’na dönüştü.
Türklere Rum saldırıları hep devam etmişti. Dönemin Türkiye Başbakanı Adnan Menderes, İngiltere’ye bir nota vermiş Kıbrıs Türklerinin maruz bulundukları tehlikeye İngiltere’nin dikkatini çekmişti. “Rum tedhişçiler tarafından Türklere karşı ciddi bir saldırıya girişildiği takdirde, Türkiye’nin hareketsiz kalmayacağını” ifade etmişti. Soruna bir çözüm bulmak amacıyla İngiltere, Türkiye ve Yunanistan’ın katılımıyla 29 Ağustos 1955’de Londra Konferansı düzenlenmiş; konferans, Türkiye’nin Kıbrıs konusunda söz sahibi olduğunu ve sorunun Türkiye olmadan halledilemeyeceğini bütün dünyaya duyurmuştu.
Görüşmeler daha sonraları da devam etmiş; Türkiye, İngiltere ve Yunanistan arasında Zürih ve Londra Antlaşması, 11 Şubat 1959 tarihinde imzalanmış; bağımsız bir devlet olarak Kıbrıs halklarının durumunu belirleyen ve Kıbrıs Cumhuriyeti anayasası onaylanmıştı. Rum tarafını Başpiskopos Makarios, Türk tarafını ise Fazıl Küçük temsil etmiş; bunu takip eden 19 Şubat 1959 tarihli Londra Antlaşması ile Kıbrıs Cumhuriyeti’nin bağımsız bir devlet olarak 16 Ağustos 1960 tarihinde kurulması sağlanmıştı.
Ancak Makarios, adanın tamamında Rum hakimiyetini kurmak amacıyla 21 Aralık 1963’te Kıbrıs Türklerine karşı ada çapında tedhişi başlattı. Rum tarafı taahhütlerine uymadı, saldırılarına artırarak devam etti. Türkiye, Rum tedhişinin önlenmesi için İngiltere ile defalarca görüştü; fakat bir sonuç alamadı. 1964 yılında Türk bölgelerine olan Rum saldırılarını önlemek için Kıbrıs’a müdahale etmek istediğinde ise ABD Başkanı Johnson’un tehdidine muhatap oldu. Rum saldırıları, dozunu artırarak devam etti neredeyse soykırıma dönüştü.
21 Nisan 1966’da deklere edilen Akritas Plânı‘na göre ada, Türk halkı etkisiz hale getirilerek, Yunanistan’a bağlanacaktı. 1967’de Yunanistan Ordusu’ndan 15 bin asker, gayri resmî olarak adaya yerleştirildi. Türklere karşı Rum saldırıları artırıldı. Türkiye, adadaki Türklere karşı sürdürülen saldırıların durdurulması için gerekli uyarıları yaptı, ancak bir sonuç alınamadı. TBMM, hükümete adaya müdahale yetkisi verdi. Türk uçakları Kıbrıs üzerinde uçmaya başladı. Donanma ve çıkarma birlikleri harekete geçti. ABD’nin arabuluculuğuyla adadan Yunanistan birliklerinin geri çekilmesi sağlandı. Türkiye harekâtı durdurdu.
Yunanistan’ı kontrol eden askerî cuntanın talimatıyla, 15 Temmuz 1974 tarihinde Kıbrıs Ulusal Muhafız Birliği’nin komutanlığı ihtilâl ile Yunan subayları tarafından ele geçirildi. Aynı gün Lefkoşa’daki Başkanlık Sarayı’nı basan Muhafız Birliği, Makarios’u görevden aldı. Nikos Sampson’u devlet başkanı olarak ilan etti. Adanın tamamına el koyma ve Türkleri imha için saldırılar artırıldı.
Türkiye Cumhuriyeti, oldubittiye izin vermedi, Zürih ve Londra Antlaşması’nın IV. maddesine istinaden 20 Temmuz 1974 tarihinde Kıbrıs’a karadan ve havadan harekât başlattı. Harekâta katılan Türk ve Rum kuvvetlerinin durumu aşağıda verilmiştir.
Rum Kuvvetleri: Kıbrıs Rum Kuvvetleri; Rum Milli Muhafız (RMM) ordusu, Rum Polis teşkilatı ve Yunan Alayından oluşmuştu. Bu birlikler, seferde teşkil edilen Home Guard (HG) taburları ve RMM ordusu ile takviye edilmişti. Rum kuvvetleri Yunanlı subaylar tarafından eğitilmiş ve yönetilmişti. Seferde Rum ordusunun mevcudu 40.000’ne çıkarılmakta, Makarios’a bağlı 4000 kişilik “Epikourik” (Taktik Yardım İhtiyat) kuvveti bulunmaktaydı.
Türk Silahlı Kuvvetleri: Kıbrıs Barış Harekatı’na 6’ncı Kolordu Komutanlığı emrinde; 28’inci Motorlu Piyade Tümeni, 39’uncu Piyade Tümeni, Hava İndirme ve Komando Tugayları, Gösteri Tatbikat Alayı, Amfibi Deniz Piyade Alayı, Jandarma Komando Taburları, Deniz ve Hava Kuvvetleri birlikleri, Bayraktarlık emrindeki Mücahit Birlikleri, 650 kişilik Kıbrıs Türk Alayı ile idarî ve lojistik destek birlikleri katılmıştır.
Harekât, üç safha olarak plânlanmıştı. Birinci safhada hava indirme ve kıyı başının tutulması, buraların muhafazası; ikinci safhada indirilen ve çıkan birliklerin birleşmesi; üçüncü safhada da harekat alanının genişletilmesi şeklinde gelişmiştir.
Kıbrıs Barış Harekâtı sonrasında 1976’da Kıbrıs Türk Federe Devleti kuruldu. Rumlarla yapılan görüşmeler bir sonuç vermeyince, 15 Kasım 1983’de Kıbrıs Türk Federe Devleti Meclisi oybirliği ile aldığı bir kararla, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti‘ni ilan etti.
Yapılan müdahale ile Kıbrıs’ta yaşayan Türkler, hain saldırılarından kurtarılmıştır. Bu müdahalenin Türkiye, Kıbrıs Türkleri, Yunanistan, Kıbrıs Rumları açısından oldukça yararlı siyasal, ekonomik, askerî, sosyal ve kültürel sonuçları olmuştur.
Bu vesile ile şehitlerimizi ve ahirete irtihal eden gazilerimizi rahmetle anıyor, hayatta olan gâzilerimize minnetlerimizi sunuyoruz.
20 Temmuz 2025
Gürbüz MIZRAK

